|
 |
|

MEHMET BARLAS
Takvime bile bakmayanlar, saate neden baksınlar ki?
İki kuruş, beş para verip satın aldığınız, markasız Quartz kol saati de, onbinlerce dolar ödediğiniz Franck Müller veya Breguet de, size aynı zamanı gösterir.
İnsanlar, bir saatten ne beklerler ki, sadece doğru zamanı göstermesi yetmez?
Bunu, telefonların cebe girmesi olayında da görmedik mi?
İnsanın istediği yerde cebinden telefonu çıkarıp konuşması veya aranması yetmedi.
Şimdi "fotoğraf çekip, başka bir telefona gönderiyor mu", "internete girebiliyor mu", "e-maillere ulaşıyor mu" gibi nitelikleri sorgulanıyor cep telefonlarının.
Saatler de böyle aygıtlar.
"Minute-repeater" mi, "Turbillon"lu mu, "Perpetuel" mi gibi nitelikler aranıyor kol saatlerinde.
Hani 10 yıl öncesine kadar, hava yastığı veya ABS fren, bir otomobil için, yüksek teknolojiyi ifade ederdi ya..
Şimdi orta karar otomobillerde bile, Formula araçlarında görülen direksiyondan vites, sıradan hale geldi.
Saatler de öyle çılgınlaştı.
Bir dönemde, ince ve küçük saatler hem makbul, hem de modaydı.
Galiba önce "Panerai", büyük ve kaba saatin de moda olabileceğini kanıtladı.
Örneğin İngiliz futbolcu Beckham'ın hep kolunda taşıdığı bir "Jacobs" saati var ki, isterseniz duvara da asabilirsiniz.
Almanlar'ın "Lange und Sohne"u da, inanılmaz büyük kol saatleri yapıyor.
Bende saate karşı merak, Arthur Koestler'in "Darkness At Noon" kitabını okurken başladı.
O kitapta, Sovyet ihtilaline katılan, ama burjuva kökenli olduğu için hapse atılıp, bir yeni proleter savcı tarafından sorgulanan askerin hikayesi vardır.
Saçı sıfır numara traş edilmiş komünist savcı, tel gözlüklerinin arkasından bakarak, sorar tutuklu generale
- Siz ilk kez saati ne zaman gördünüz?
General, çocukluğundaki bir doğum gününde, ilk saatini babasının kendisine hediye ettiğini anlatır.
Komünist savcı öfkeyle devam eder sözlerine ve şöyle der
- Ben ilk saati 20 yaşımdayken gördüm. Köylüler de, ilk saati sanayi işçisi oldukları zaman görüyorlar. Saatin önemini anlasınlar diye, işe geç kaldıklarında vuruyoruz onları.
Şu anda bu kitap yanımda olmadığı için, uzun yıllar önce okuduğumdan, aklımda kalanları, mealen yazıyorum.
Yani ayrıntılarda hata varsa, kitabı yakınlarda okuyanlar affetsin beni.
Neticede saat, uygarlığın temel aracıdır.
Daniel Boorstin'in kitaplarında da, Yeni Çağ kentlerinde, mutlaka saat kulesinin merkezde bulunduğu anlatılmaz mı?
Köylü kültüründe (veya Rus müziklerinde), saat kavramı yoktur.
Günbatımı, gündoğumu gibi zaman ifadeleri bile, fazla dakiktir. Yazın, güzün gibi mevsim vurgulamaları bile, zamanı anlatmaya yeter.
Böyle toplumlarda iktidara aday partiler, seçmene icraat programlarını açıklarken, bir nevi, vadesiz senet vermiş gibi davranırlar.
Örneğin biri çıkar "Ben barajlar kralıyım" der.
Sorarsınız bir barajı kaç yılda yaptığını... Anlarsınız ki, 12-13 yılda baraj bitirmiş olmak, bir marifet gibi algılanmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet'in iki ayda Rumelihisarı'nı yaptığı bu kentte, Barbaros Bulvarı'ndaki bir alt-üst geçidi 8 ayda bitirmeyi tasarlamak, saate saygısızlık değil midir?
Veya Kıbrıs'ı çeyrek yüzyıl kriz konusu halinde tutmak.. 40 yıl önce Ankara Antlaşması'nı imzalayıp, hala Avrupa Birliği'ne aday bile olamamak...
Alamasanız bile, saatleri inceleyin.
Åžimdi kolumda bir Tissot var.
Üzerindeki cama basarak, onu barometre, termometre, altimetre veya pusula yapabiliyorum.
Ben hep saate bakarım.
Bazıları ise, takvime bile bakmıyor.
Hala 1930'larda deÄŸiller mi?
ÅžAKA
Şans mı, ustalık mı?
Prof. Asaf Savaş Akad, Deniz Gökçe, Memduh Bayraktaroğlu...
"Tavla şans oyunudur" tartışmasına, dün Vatan, Akşam ve Tercüman yazarları da, katkıda bulundular.
Ama bakarsınız, "Milli Piyango bir ustalık oyunudur" diyenler de çıkar ileride.
SUSMALILAR
Orgeneral Özkök, doğru söylüyor!
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün "Silahlı Kuvvetler adına kimin konuşacağı bellidir" şeklindeki sözleri, uzun zamandır beklenen bir açıklamayı, gündeme getirdi.
Çünkü gerçekten, emekli olmayı bekleyen ve beklemeyen her rütbeden subayın, siyasi içerikli konuşmalar yapması, işi çığırından çıkarmaya başlamıştı.
T.S.K. kesinlikle bir gazete ve generaller de birer köşe-yazarı değildir, olmaya da heveslenmemelidir.
Rahmetli Turan Güneş, CHP'yi şu şekilde nitelerdi
- CHP'de ileri gelenler ve ileri gidenler vardır!.
Dileriz, Org. Özkök'ün TSK kadrolarına dönük uyarısını, ilgilenmesi gereken herkes anlar.
Biz askerlerden, askeri konulardaki uzman görüşlerini bekliyoruz.
Eğer kurumsal bir görüş açıklanacaksa, bunu Genelkurmay yapmalı ve bu görüş, TSK'yı günlük siyasete sokmamalıdır.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|