|
 |
|

SAVAŞ AY
Gazeteci nasıl arınır?
Kim bilir belki de saçmalayacağım az aşağılarda. Ama yemin ederim ki içimde devinen kemirgen kurtların yarattığı haleti ruhiyedir buna sebep. Mesela ve nicedir iletişim okuyan, ya da mektepli değil alaylı olarak, aklı, gönlü gazeteciliğe teyelli genç meslektaş adaylarımızın kafa içlerini okuyan bir makinem olmasını çok istiyorum. Acaba az önceleri neler düşlüyorlardı, şimdi neler düşünüyorlar? O çağlarınızı hatırlayın. Tertemiz, saf, yalın, idealist duyguların doruklarındasınız. Nerede, nasıl ve kim olursanız olun, insanlığın, ülkenizin, dünyanın iyiliğini istemektesiniz. Niye? Çünkü çağınız o çağ. Hayatın derinine inmemiş, batağına girmemiş, çamuruna tozuna düşmemiş haller çağı yani.
Tertipler ve tertipler
Genelde bu kimya ile mücessem genç kuşaklar, özelde de dediğim gibi gazeteciliğe göz koymuşsa olup bitenlerden acep nasıl etkilenmektedir? Empati kurmaya çalışıyorum. İlk yılları anımsayıp, kendimin ve "tertip"lerimin o zamanki duygularını, beklentilerini, belki romantik, fantastik ama ille de katkı maddesiz, saf umuşlarımızı yani. Sonra, şimdinin heveskar kuşağına bakıp, "herhalde önü yanı duvarı depresif, travmatik, umarsız badanalarla örtülü bir zaman tüneline kısılıp kalmış gibidirler" diyorum. Bakın şu sıraların gazetelerine, anlayın neden böyle olunduğunu. Ne yapsın o çocuklar şimdi? Neyin muhabbetini, neyin tartışmasını, neyin sevgi bölüşmesini yapsınlar?
Sevda coğrafyası
Peki biz gibi kalfalar, ve her kadrodaki ustalar... Onlar ne durumda dersiniz? Bütün kalbimle sizi temin ederim ki, herkes moralsiz, şevksiz, heyecansız, bitkin. Gazeteci ırkı parasızlıktan, günde 25 saat çalışmaktan, hatta belli sürelerle işsiz kalmaktan çok da fazla yıpranmaz aslında. Bu ırkı esas tahrip edip yıpratan; gönlünün, kafasının, meslek sevdasının ve coğrafyasının dışında gelişen hallere eli böğründe bakakalmak, hiçbir şey yapamamak, ayağının altından yer küre kayıyormuş gibi muvazenesiz, şaşkın, ürkek hallere savrulmaktır.
Gazeteci olsun da
İster düzeltme servisinde çelebi tavırlı bir usta müsahhih, sayfalara can veren bir editör, bir sekreter. İster emektar fotoğraf makinesinin karnını çarpıcı karelerle doyurmak isteyen bir foto muhabiri ya da gece sorumlusu bir dış haber görevlisi. Hatta kısım şefi, haber ya da yazı işleri müdürü, hatta genel yayın müdürü de olsalar fark etmez. İçi dışı gazetecilik olan kadroların berhava edici, yürek delici, moral ve fizik kondisyon eritici kezzabı, bu dediğim hallerdir. Durumumuzu asansörde sıkışıp kalmışların durumuna benzetiyorum biraz da. Asansör şekil şemal itibariyle asansördür tamam. Biz de içindeyiz o da tamam. Lâkin olduğu yere çakılı, kıpırtısız, fonksiyonsuz bir haldir asansörün hali. Hava giderek ısınır, oksijen tükenir, ter basar, taşikardi durumlar artar içeridekiler için. Tekrar hareket olsun, kapılar açılsın, hava gelsin, feraha çıkalım ister herkes.
Bilen varsa?
"Peki nasıl olacak bu?" derseniz, haddim olmayarak önereceğim, üstümde deneyip şifa bulduğum minicik bir formülüm var. İşin özüne daha bir dört elle sarılıp, kendini paralarcasına habere, yazıya sayfaya, fotoğrafa, ajans bültenine, satır aralarına, diğer yayınların başlığına, formatına gömülüp kaybolurken kendini bulmak. Ağrının tam da üstüne üstüne gidip çalışarak sayrılmak. Boşa da gitse, kimse görmese, fark etmese de çalışmak, çok çalışmak. Böylelikle arınmak, böylelikle ayakta kalmak. Bilen varsa söylesin. Başka ne yapılabilir ki bu "tuhaf" süreçlerde?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|