kapat
22.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

MEHMET BARLAS


Bu Ahmet Necdet'in soyadı "Sezer" değil ki..

Az zaman değil... 1960'ların sonundan beri Bodrum'a geliyorum. Nostaljik takılmak da kolay...

Dersiniz ki

- Han'da Zeki Müren, Veli'nin Yeri'nde de Erol Simavi vardı. Mina Urgan, sokak arasındaki evinin önüne sandalyesini atardı. Fikret Hakan'la, Azmakbaşı'nda sabah çayımızı içer, akşam da Kırık Çatal'da yemek yerdik.

Şimdiki Bodrum, eskisinden çok farklı.

Peki ama, o eski Bodrum'a kaçanların öykülerini, kim anlatacak şimdi?

Ataol Behramoğlu'nun "Büyük Türk Şiiri Antolojisi"ni karıştırırken, Ahmet Necdet'in (Doğumu 1933), "Ne Çok Enkaz" şiirine rastladım.

Yazmak istediklerini, bir şiire sığdırmış Ahmet Necdet.

Bu Ahmet Necdet'in soyadı, kesinlikle "Sezer" olamaz.

Öylesine farklı bakmış ki "Bodrum Olayı"na.

İşte "Ne Çok Enkaz" şiiri
"Sizi bir yerlerden tanır gibiyim

galiba Bodrum'daydı geçen yaz

t-shirt'leriniz vardı turkuvaz

papuçlar 'all star american'

ne tutucuydunuz ne de bağnaz

sabah kahvaltısında beethoven

chopin

akşamları hacı arif incesaz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim

sanırım Bodrum'daydı geçen yaz

güngörmüş saçlarınız vardı beyaz

bakışlarınız alaycı ve delişmen

mavi yolculuklarda yıldız-poyraz

balık yemekten ve çok sevişmekten

gut'a yakalanmıştınız biraz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim

her halde Bodrum'daydı geçen yaz

daracık sokaklarınız vardı çıkmaz

viskiyi çok sever az içerdiniz

gün boyu meyhane cafe-bar caz

"yine de en büyük rakı" derdiniz

iki cami arasında beynamaz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim

elbette bodrum'daydı geçen yaz

sözcükleriniz vardı ince mecaz

aşklarınızı şiirle yıkardınız

bir yığın kadın huysuz utanmaz

her biriyle ayrı yatardınız

bin türlü işve bin türlü naz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim

mutlaka bodrum'daydı geçen yaz

dostlarınız vardı köylü ve kurnaz

bireysel konularda acımasız

ülke sorunlarında vurdumduymaz

batı'lı düşünür, doğu'lu yaşardınız

azıcık hicazkar her dem şehnaz

ne çok enkaz."

Soyadı "Sezer" olmayan Ahmet Necdet'in şiiri böyle.

İsrail'de doğmuş Yahudiler'e "Sabra" denilir. Sabra, çöl kaktüsüdür. Dışı dikenli, içi yumuşaktır.

Acaba Bodrum'da doğmuş, Bodrumlu olmayan var mı?

Bodrum doğumlu Bodrumlular'ı, ya Mavi Yolculuk'lardaki denizcilerden ya da balık lokantalarından tanırız.

Örneğin, iyi balık yemek isteyenler, Yalıkavak'taki aile lokantalarına, "Hasan"a, "Çavuş"a mutlaka bir kez gitmişlerdir.

Hatta Çavuş'un kızı, yeşil gözlü Gülpembe ile karşılıklı oturup, yüz yıllık tabuların bir anda nasıl yok olduğunun öyküsünü de dinlemişlerdir.

Ama Bodrum'u Bodrum yapıp, kendi sınırları dışına taşıyanlar, Bodrum'un Sabralar'ı değil, Ahmet Necdet'in şiirindeki "Sabahları Beethovenci, akşamları Hacı Arif'ci" olanlardır.

Gerçekten Bodrum, insanı, bireysel konularda acımasız, ülke sorunlarında vurdumduymaz yapar hafifçe.

Geyik muhabbetlerinde, ne siyaset, ne de ticaret, kavga konusu olur.

Acaba, arada bir tüm Ankara'yı Bodrum'a taşımak mı doğrudur?

Hani uçakta patlama sesi duyulmuş. Bütün yolcular ağlamaya, bağırmaya başlamış.

Derken hoparlörden pilotun sesi gelmiş.

Şöyle diyormuş

- Ben kaptan pilot, yardımcı pilot ve hosteslerle, okyanustaki saldan sizi dikkatle izliyoruz. Sayın yolcular endişe edecek bir durum yoktur.

Acaba Bodrum, okyanustaki sal mı?

ŞAKA

Zaten gidiyorlar!
Ertuğrul Özkök, emekli olan öfkeli bir paşaya, emekliliğinde Osmanlı topraklarını gezmesini önermiş.

Bence paşalar, emekli olmadan da yapacaklar bu işi.

Baksanıza... Bosna'da da Türk askeri var. Irak'ta da var olacak.

ELE GEÇİRMEK

Muhlis Bey'ler tükenmez!
Muhlis Bey'i çocukluğumda Yeniköy'de tanımıştım.

Bizim arkadaşlarla oturduğumuz yere gelir, sol eliyle çenesini tutup, iter ve ensesini çıtırdatırdı.

Sonra, donuk bir sesle,

- Elbet bu memleket, bir gün benim de elime geçecek, derdi.

Memleketi ele geçirdiği zaman neler yapmayı tasarladığını anlatmazdı.

Belli ki bir projesi yoktu.

Ama belli ki, öfkelendiği ve hatta birkaç tanesini ipte sallandırmayı planladığı insanlar vardı.

Örneğin kesekağıdın altına çürük meyveleri koyan manav... Fazla para isteyen taksi şoförü... Lokantada iyi servis yapmayan garson... v.b.

Muhlis Bey'i tanığımdan bu yana geçen yarım yüzyıl içinde, isimleri Muhlis olmayan pek çok kişinin, bazen demokratik, bazen demokratik olmayan yollarla memleketi ele geçirdiklerini gördüm.

Bunların içinde, bir master-projesi olan kişi Turgut Özal'dı.

Keşke, her Muhlis Bey, öfkesinden çok projesi ile, memleketi ele geçirmeyi hayal edebilse!

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
sınırsız hosting
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır