|
 |
|

'Anılar'a hükmedildi
İstanbul Barosu, 125. yılında 'her davanın bir öyküsü vardır' sloganıyla bir yarışma düzenledi. Sonuçlar, adli yılın açılış tarihi olan 5 Eylül'de açıklanacak. Anıların tümü ise bir kitapta toplanacak
Mahkeme salonlarında üst üste istiflenen ve sonuçlandıktan sonra tozlu depolara kaldırılan her dava dosyasının ayrı bir öyküsü vardır. Mahkemenin dört duvarı arasında kalan, uzun yargılamalarda yaşanır bu öyküler. Hakimler, avukatlar, savcılar ve mübaşirler de yaşananların en yakın tanığıdır. Kimi zaman sanığın gözyaşlarına, çaresizliğine, kimi zaman da içerinin kasvetini dağıtan kahkahalara şahitlik edilir. Her dava dosyası bir anlamda, yaşanılan toplumun bir gerçeğini yansıtır.
ANILAR KAYBOLMAYACAK
Kuruluşunun 125. yıldönümünü kutlayan İstanbul Barosu, tanıklık edilen bu hikâyelerin, depolarda yok olup gitmemesi için "Anılar Demeti" adlı bir yarışma düzenledi. 'Her davanın bir öyküsü vardır' sloganıyla yola çıkılan yarışma için Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay üyeleri, hakimler, savcılar, avukat ve mübaşirlerden başlarına gelen ilginç olayları yazmaları istendi.
Yarışmayı organize eden Baro Kültür Sanat Komisyonu Başkanı Ömür Dedeoğlu, her hukukçunun bir anısı olduğunu belirterek, "Yaşanan bu anılar mahkeme duvarları arasında kalır. Halk bunları bilmez. Dosya sonra mahzene gönderilir ve zaman içinde de ortadan kaybolur. Oysa bu dava dosyaları da toplumun birer aynasıdır" şeklinde konuştu.
GÜLDÜREN VE DÜŞÜNDÜREN ANILAR
"Anneyi kim öldürdü?"
Bir dönem CHP milletvekilliği de yapan avukat Ömer Dedeoğlu'nun, "Anneyi kim öldürdü?" başlığıyla gönderdiği anısı 12 Eylül dönemini yansıtan çarpıcı örneklerden biri "Bir akşam anne, baba ve kardeşler evde televizyon izledikleri sırada, anne silahla vurularak öldürülüyor. Raporlarda kurşunun boynun arka kısmından girdiği belirleniyor.
KATİL HALA BELLİ DEĞİL
Olaydan iki yıl sonra askerliğini yapan Süleyman, annesini öldürdüğü iddiasıyla sorgulanıyor. Baba Gazi Arslan'ın oğlunun durumu için yaptığı girişimlere Genelkurmay Başkanlığı'ndan, 'Oğlunuz kalorifere bağlı kelepçesinden kurtularak, camdan atladı ve öldü' cevabını alıyor. Bir yıl sonra bu kez küçük kardeş suçlanıyor. Orhan da ağabeyi gibi askerlik yaptığı sırada sorgulanıyor ve işkence sonucu tutanağını imzalıyor. Ancak, savcılıkta 'annemi öldürmedim' diyor. Arslan ailesinin avukatı Dedeoğlu, uzun bir savunma yapıyor. Sonuçta beraat kararı çıkıyor. Dedeoğlu "Gerçek suçlu halen bulunamadı" diye bitiriyor.
Adı komüniste çıkan savcı...
Akay Beşmart uzun süre çeşitli illerde savcılık yaptıktan sonra avukatlık mesleğini seçmiş. Yarışmaya yolladığı yazıda, savcılık döneminde haksızlığa karşı verdiği mücadeleden sonra başına gelenleri şu şekilde kaleme alıyor
KOMİSYONCULARIN İFTİRASI
"Stajdan sonra Antalya'nın Serik İlçesi'ne tayinim çıkmıştı. Göreve başladığımda benden başka savcı ya da yardımcı yoktu. Kendimce idealist genç savcı olarak göreve başladığımda, sebze yetiştiren bir ilçede, komisyoncuların köylünün sebzelerini ucuza alıp, fiyat düşmesini önlemek amacıyla denize döktükleri kulağıma geldi. Bir gün evvel üç kuruştan köylüden aldıkları tonlarca domatesi denize döktükleri ihbarını aldım. Bunu engellemeliydim. Tüm araştırmalara rağmen, kovuşturmaya geçebileceğim bir hüküm bulamadım. Aklıma pamuk üreticilerinin kooperatifi 'Ant Birlik' geldi. Köylüleri uyardım. Onların aklına yattı ve 'Serik Sebze Kooperatifi'ni kurdular. Çıkarları baltalanan komisyoncular adımı 'komünist savcıya' çıkardılar..."
Devletin ırzına mı geçti?
Avukat Gönül İşler, köylü bir kadının tecavüz suçlusu sanığınaffedilmesine duyduğu tepkiyi anlatıyor
1977 yılında ceza mahkemesinde duruşma sırası beklerken, bir dava görülüyordu. Köylü bir ana - kız, maznun olarak genç bir adam. Hakim anlamayacakları bir dilde bir şeyler söyledikten sonra, 'dava düşmüştür, çıkın dışarı' dedi. Anne, 'kaç sene yedi?' diye sordu. Hakim, 'Af çıktı, dava düştü, devlet onu affetti' dedi. Annenin cevabı ise şöyle oldu "Bu adam devletin ırzına geçmiş mi ki, devlet affediyor. Biz affetmiyoruz."
Sakalını kesmek lazım
(Avukat Nejat Erkan); Yıl 1958. Üsküdar Sulh Hukuk Hakimi merhum Mehmet Oktay Bey, bilgili, otoriter, hukuk yaratan bir hakimdi. Davacı sakallı hacı, davalı kravatlı bir memurdu. Dava bir senelik kira ödenmediğinde temerütten tahliyeydi. Memur, 'Muntazam ödüyorum' dedi. Hakim, 'Hacı yalan yere yemin edersen, Allah'ın seccadesi önünde, peygamberin kılıcı başının üstünde ahiret kanunları çarpar' deyince, Hacı yemin etmedi. Hakim de davayı reddeti ve 'Akibeti anlatmasam yemin edecektin. Senin sakalını kesmek lazım' diyerek, hacıyı azarladı.
Bülent ERGUN
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|