|
 |
|

SOLİ ÖZEL
İtfaiye
Salı günü Çankaya Köşkü'nde yapılan Irak konulu zirvede Cumhurbaşkanı Sezer BM kararı ısrarından vazgeçmiş. Cumhurbaşkanının takdiri, Cumhurun kendisinin de bu şarttan vazgeçmesini gerektirmiyor. En azından toplumun böyle bir karara neden ve nasıl varıldığını iyice anlaması gerekiyor.
Hükümet Irak'a asker gönderilmesini çok istiyor ve gerekli görüyorsa Cumhur'a bunun gerekçelerini etraflıca anlatmak zorundadır. Gerçekten de Türkiye'nin çıkarları ABD'nin talebine uygun olarak asker göndermeyi gerektirebilir.
Bu çıkarın nasıl tanımlandığı, olası maliyetlerin bu çıkarın korunmasına değip değmediği gibi soruların cevaplanabilmesi için açıklık şarttır. Lakin bu hükümetin Irak'a yönelik dış politikasındaki en zayıf yanı da tutum ve söylemindeki muğlaklıktır.
Kamuoyu hükümetin asker gönderme arzusunun gerçekten ulusal çıkar kaygılarına bağlı olduğuna bu nedenle henüz kani değildir. ABD'ye hoş görünme kaygısının ağır bastığı, haksız bile olsa, düşünülmektedir. Üstelik Süleymaniye skandalının gölgesi hala bu talebin ve asker gönderme kararının üzerine düşmektedir.
Durum tespit edilmeli
Henüz sürmekte olan ve daha da devam edecek bu tartışmada belki de en yanlış yaklaşım yalnızca büyük stratejik parametrelerden dem vurandır. Dünya sisteminde büyük bir belirsizliğin yaşandığı, Irak'ta istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bir ortamda önce somut durumun iyi tespit edilmesi gerekir.
Risk ve maliyet değerlendirmesi ancak böyle yapılabilir. Bu bağlamda Türkiye'nin güneydoğu sınırının artık Bağdat'tan korunacağı türünden saptamalar daha çok olgunlaşmaya muhtaçtır.
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Amerika Araştırmaları masasından Şanlı Bahadır Koç'a göre "Sadece büyük fikirlerle ve 'büyük resimle' dış politika yapılmaz. Emperyal vizyon, büyük resim gibi etkileyici ama içeriği tam açıklanmayan ve tanımlanmayan muğlak kavramlar tek başlarına Türkiye'nin Irak'ta askeri ve insani riskler almasının nedenleri olamazlar". Koç'un somut durum değerlendirmeleri ve olasılık tartışmaları da kendisini BM kararı beklemenin en doğru siyaset olduğu noktasına getiriyor.
Gerekirse asker göndermeli
Duruma böyle yaklaşıldığında Salı günkü zirvede asker göndermek konusunda tartışıldığı söylenen on gerekçeden en can alıcı olanı "komşudaki yangın"a atıfta bulunandır. Gerçekten de Irak'ta istikrarsızlığın sürmesi Türkiye için, bölge için kabul edilebilecek bir durum değildir. Türkiye, ve dünya, ABD'nin Irak'ta başarısız olmasına kolay tahammül edemez.
ABD'nin bu aşamada Irak'ta düzen kuramadan çekilmesi de söz konusu değildir. Ancak Amerikan basınında çıkan yazılara, düşünce kuruluşlarında yayınlanan makalelere bakıldığında maliyetin çok yüksek olduğu da bellidir. Bir noktada Bush yönetimi BM'ye gitmek zorunda kalabilecektir.
Bu iki çekim alanı arasında Türkiye açısından can alıcı soru bu noktaya kadar beklemenin doğru olup olmadığıdır. Bugünkü koşullarda Türkiye Irak'ta istikrarın sağlanması için gerekirse asker göndermeli ancak bunu Bosna, Kosova ve Afganistan'da olduğu gibi bir barış gücü içinde yapmalıdır.
Son olarak bir not. Tartışmayı yalnız büyük stratejilerden dem vurarak yapmak ne denli eksikse, yalnızca duygulara hitap eden bir ahlakçılıkla konuya yaklaşmak da o denli eksiktir.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|