|
 |
|

ALİ POYRAZOĞLU
Cin, Can, Tenten, Kaptan ve Fındık...
Tiyatrocu olmaya çok ufakken karar verdim. Çok eğlendiriyordu beni oynamak. Baktım izleyenlerde eğleniyor.. "Ben tiyatrocu olacağım.." dedim. Evdekiler hemen onayladılardı..
"Çocuk işte.. Aklı başına gelince doğru dürüst bir iş tutar.." diye düşünmüşlerdi herhalde.
O zamanlar en yakın arkadaşlarım Cin'le Can'dı. Anlayışlı, dost, sadık, sevgi dolu iki kaniş. Can, Cin'in oğluydu. Öteki kardeşlerini dağıtmıştık... Ben çok üzülmüştüm.. Ben nereye, Cin'le Can oraya. Deniz kenarında bir kasabada yaşamanın bütün nimetlerinden faydalanırdık. Yüzmeye gezmeye, futbol oynamaya birlikte giderdik. Can benim oynadığım takımı tutardı hep.. Nedense Cin karşı takıma destek verirdi..
Ben bahçede otların üstüne yatıp resimli roman okurken sayfaları çevirmemi beklerlerdi başucumda.. Ben ne okuyorum diye dikkatle incelerlerdi. Her sayfa çevirişimde birer kere havlarlardı.
Geceleri bıldırcın avına çıkardık; elimizde lüks lambalarıyla.. Bıldırcınları korurlardı.. Havlayıp kaçırırları bıldırcınları.. Tuzağımıza düşmesinler diye..
Mahalle kavgalarına birlikte giderdik. Biz yukarı mahallenin çocuklarıyla hırlaşırken onlarda kenarda durup havlarlardı. Kavgaya katılmazlardı. Tezahürat yapıp eğlenirlerdi.
Erik zamanı erik çalma, kiraz zamanı bahçeleri yağmalama operasyonlarına katılırlardı. Gözcülük yaparlardı. Bahçe sahibi gelecek olursa ya da köpekleri salarsa bizi uyarırlardı.. Tabanları yağlardık. Vıııınnn... Cin'le Can'da peşimizden..
****
İlk Fransızca kitabım lüks baskılı bir Tenten'di. Kapağında Tenten, Kaptan ve Tenten'in köpeği Fındık.
Cin'le Can en çok o kitabı okumamı isterlerdi. Kitaplarımı bir eski bavulun içinde saklardım. Bir bavul kitap ve iki kukla. Hazinem, bavuldaydı. Akrabalara gece yatısına gidildiğinde ya da büyük kentlere yolculuğa çıkılırken ben götürülmezdim. İki köpek, bir bavul kitap ve iki kuklayla gitmekte ısrar eden çatlak çocuk büyüklerin dünyasında bunalmaktan yırtardı. Boşuna dememişler, "Kitaplar insanı özgürleştirir" diye.
Kitaplar evde tek başına keyif çatma özgürlüğünü sağlamıştı bana! Bavulumu almadan gitmeyeceğimi, köpeklerimi bırakmayacağımı bilirlerdi.
Can, ciltli, kapağı rengarenk Tenten'in yanında yatardı hep. Sanırım Tenten'in kapaktan gözlerini ona dikmiş havlayan köpeği Fındık'a aşık olmuştu. Ciddi ve düzeyli bir ilişkileri oldu!
Akşamları bavul tiyatroya dönüşürdü. İçinden kuklalar çıkar ve bir aktör yani ben bendeniz kulunuz köleniz kuklalarla birlikte oyunlar sergilerdik. 8 perdelik acıklı güldürüler..
Evdekiler bu hergün sergilenen sanat ziyafetlerinden tüymeye çalışırlardı.. "Aaa biz o oyununu gördük" demesinler diye hergün başka hikayeler anlatır, oyunlar kurardım. Yine de tüyerlerdi çoğu zaman.. Ama iki sadık seyircim hep oradaydı. Cin ve Can. Bavuldan sahne kuruldu mu anlarlardı oyunun başlayacağını. Gelir sahnenin önünde yerlerini alırlardı. Ben de yanlarına Tenten cildini açıp kapaktaki Tenten'in, Kaptan'ın ve Fındık'ın yüzleri sahneye bakacak şekilde yanlarına dikerdim.. Salon ful komple.. Seyirci sıkıntısı yok. Cin, Can, Tenten, Kaptan, Fındık.. Sadık seyircilerim.
****
Hiç oyuncağım olmadı benim. Oyunlarım oldu.
Çocuk hayalgücünün ormanlarında ve okyanuslarında Cin, Can, kitaplardaki dostlar.. dolaştık durduk.
Dün gece Şişli'de Resneli Niyazi İlkokulu'nun bahçesinde "Ödünç Yaşamlar"ı oynadım. Hiç tiyatroya gitmemiş, gidememiş seyircilerle doluydu okulun bahçesi. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül kardeşimle bir proje oluşturduk. Yazın, tiyatrosuz kalan İstanbul'da Şişli bölgesindeki okul bahçelerinde boş alanlarda, parklarda oyunlar sergileniyor.. Tıklım tıklım doluyor.. Şişli Belediyesi'nin hediyesi İstanbul'lulara bu oyunlar.. Oyundan önce okulun müdürü Mustafa Yazıcı bey geldi.. "Bahçe nasıl?" dedim. "Tıklım tıklım. Çoluk çocuk, anne baba, kedi köpek.. dolu" dedi. Ben hemen "Ama olmaz ben çoluk çocuk istemem, gürültü yaparlar demiştim.. Bir de kediler, köpekler.. Olmaz.. Çıkarın onları.. Hadi çocuklar kalsın köpekleri çıkarın bari.." diye söylenmeye başladım. Okul müdürü "Ali bey buradaki ailelerin beşer onar çocuğu var.. Oyuncak alacak durumları yok. Kedileri köpekleri onların hem oyuncağı hem de can dostlarıdır. Merak etmeyin ses çıkartmazlar.." deyince ünlü oyuncu densizliğinden ayıldım. Cin'le Can'ın beni büyük bir dikkatle izledikleri günler düştü aklıma.. İçim sızladı..
Çoluk çocuk, kedi köpek, büyük küçük birlikte izlediler oyunumu.
Kediler, köpekler ve çocuklar bayıldılar "Ödünç Yaşamlar"a.
Büyükler biraz yaramazlık yaptılar. Artık olacak o kadar. Ne de olsa onlar büyük. Oyunun sonunda ayakta alkışlandım. Baktım öndeki bir çocuğun yanındaki beyaz fino iki ayağının üstüne kalkmış, havlayıp duruyor. Eh keyiften öldüm desem yalan olmaz.
****
Oyundan sonra çocuklar ders kitaplarını getirdiler imzalatmak için. Ünlülere kitap imzalatılır ya.. Başka kitapları yokmuş. Onlara Tenten ve Fındık'ın maceralarını göndereceğim. Beyaz Fino'nun sahibi yanıma yaklaştı.. Gözleri simsiyah, cin gibi bakıyor.. Köpeğini de getirdi.. "Adı ne bunun?" dedim. "Can" dedi. "Senin adın ne?" "Biz adaşız, benim adım da Ali" deyince tutamadım kendimi sordum.. "Cin, Tenten, Kaptan ve Fındık nerdeler? Onlar çok tiyatro severlerdi niye gelmediler.." deyiverdim.. Küçük Ali finosuyla uzaklaşırken "Belki başka bir akşam gelirler.." dedi..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|