kapat
10.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

SOLİ ÖZEL


Bir dönem, bir hayat

ABD'nin bir önceki Başkanı da, şimdiki de aslında aynı neslin çocukları. İki Başkan'ın o yıllardaki deneyimlerinden çıkardıkları sonuçlar ise hayli farklı. Başkanların neslinin bilincine Vietnam Savaşı, siyahların eşitlik hedefli medeni haklar hareketi, sosyal adalet, cinsel özgülük ve radikal siyaset arayışları damgasını vurmuştu. Eski Başkan Bill Clinton bu dönemin öne çıkan değerlerini benimseyerek kendi siyasi kimliğini oluşturdu. Alkolizmi yendikten sonra dine dönen Başkan Bush ise o yılların kazanımlarını yok edecek tüm siyasi girişimlere destek verdi. Ancak onun da siyahlarla ilişkilerinde kişisel tercihlerinin çok daha açık olduğunu vurgulamak gerekir.

Toplumun yansıması
İki Başkan arasındaki siyasal ve toplumsal yaklaşım farkı aslında Amerikan toplumundaki bölünmeyi de yansıtıyor. Clinton dışa açık, dünyayla birlikte hareket etmeyi tercih eden, yeni teknolojilerle haşır neşir ve özgürlükçü Amerika'nın Başkanı'ydı. Bush ise değişimden ürken, altlarındaki zeminin kaymasına muhafazakar tepkiler gösteren dışa kapalı toplumsal kesimlerin temsilcisi.

1960'lı yıllarda Amerikan toplumu, dünyanın geri kalanı gibi büyük bir dönüşüm geçirmişti. Gerek savaş, gerekse Başkan Nixon'un istifasına yol açan Watergate skandalı gibi olaylar nedeniyle nesiller arası kopukluk derinleşmişti. Başta siyahlar olmak üzere dışlanmış gruplar Amerikan sisteminde boy göstermeye başladılar. Kadınlar artan oranlarda ekonomik ve toplumsal hayata katılarak yükseldi. Ancak radikal arayışlar kendi karşıtlarını da üretmişti. 1968'den 1992'ye kadar yapılan seçimlerde Amerikan seçmenleri 1976 haricinde hep daha muhafazakar olan Cumhuriyetçileri iktidara getirdi.

ABD'nin kurucu seçkinleri ve onlara ait kurumlar giderek güç yitirirlerken, ülke içinde de iktidar giderek kuzeydoğu eyaletlerinden güney ve batı eyaletlerine kaydı. Seçkinlerin zaman içinde ilerici siyasetlere yakınlaşan kiliseleri etkilerini yitirirken, mutaassıp güneyin kiliseleri yaygınlaştı zenginleşti, güçlendi. Beyaz olmayanların ve kadınların yükselişi, "kızgın beyaz erkekler" diye nitelenen seçmen profilinin ortaya çıkmasına yol açtı. Tahmin edileceği gibi bunlar genelde Cumhuriyetçilerin sağ kanadına destek verdi.

Kazanan kim olacak?
Eski Başkan Clinton'un eşini bir nefret nesnesi haline getirenler de genelde bunlar. "Yaşayan Tarih" (Living History) adlı özyaşam öyküsünün ilk bölümlerinde şimdiki New York Senatörü olan Hillary Clinton aslında bu dönüşümü anlatıyor. Bu bakımdan kitap bir Başkanlığın perde arkasının öyküsü olduğu kadar, Hillary Clinton'un neslinin, özellikle kadınlarının eşitlik mücadelesinin de hikayesi.

Hillary'nin kitabını 2008 yılı Başkanlık seçimlerine yönelik bir yatırım olarak görmek de mümkün. Başkanlık dönemi anıları bir karakterler resmi geçidi şeklinde yazılmış, fikirler pek ortaya dökülmüyor. Siyasi analiz veya bir gelecek vizyonunun ipuçlarına da pek rastlanmıyor. Bir bakıma bu tercih, kendisini cadılaştırmak isteyenlere karşı Hillary'nin kendi kadınca ve insani taraflarını sergileme gereği duymasından kaynaklanıyor.

Kitap hakkında belki de en doğru ve kapsamlı eleştiriyi New York Review of Books'un 14 Ağustos tarihli sayısında Senatör'ün dostu, Amerika'nın en önde gelen siyasi analistlerinden Gary Wills yazdı. Wills'e göre de kitaba ve Hillary'nin kariyerine yapılan hayasız saldırılar "tüm toplumumuzun ortasından geçen çok daha yaygın bir sismik sarsıntının" işareti aslında. Amerikan toplumunun gelecekte Hillary'ye biçeceği siyasi rol belki de 1960'lardan gelen çatışmayı aynı neslin hangi kanadının kazandığını da dünyaya gösterecek.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır