kapat
10.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

HINCAL ULUÇ

Ben de falcıydım (!) bir zamanlar..

Ah Mehmet Barlas ah.. Cuma sabahı fal üzerine yazdıkların beni nasıl aldı götürdü..

****

Antakya'da ortaokulda okurken, kaldırım üzerinde satılan bir kitapla fal merakım başlamıştı.. Ansiklopedi gibi birşeydi.. Her çeşit falı anlatıyordu.. Özellikle iskambil ve kahve falları bölümü dikkatimi çekti.. Geceleri odama çekilince okuyordum..

Kahve fincanı içindeki o benzersiz desenlerden geleceği okumak öyle ilgimi çekmişti ki..

Daha ilkokulda iken, hemen tüm klasikleri okuyan, mantık ve matematik kafalı bir çocuğa, "Fal" meraklı gelmez mi?..

Salılar annemin kabul günüydü.. Mahalleli kadınlar toplanır, sohbet, muhabbet, çay, kahve..

Ben de okuldan gelmiş gene fal ansiklopedime dalmışım..

Annem "Gel bakalım" demez mi?..

Meğer komşu kadınlara "Bizim oğlan fala merak saldı" deyince, onlar da "İlle baksın" diye tutturmuşlar..

30'una yakın bir abla var. Hele güney için o devirler tam evde kalmış, umut kesilmiş biri.. Falında evlilik gördüm.. "Üç ay içinde tamam" dedim..

Bizim evde kalmış ablayı, ikinci ay dolarken istemez, üçüncü ayda evlendirmezler mi?..

Şöhretim birden yayıldı. Annemin kabul günleri, Hıncal'ın Fal günleri oldu.. Ve de bir kış günü kızılca kıyamet koptu..

Babam o gün eve erken gelmez mi?. Ben komşu kadınları etrafıma toplamışım, önümde iskambiller, fincanlar.. Ve de fal sırasında baş vurduğum yığınla kitap.. O ansiklopediden sonra fal üzerine ne bulduysam almışım. Fal bakarken, baş vuruyorum zaman zaman..

Babam, misafir odasının önünden hızla geçti, oturma odasına gitti. Sonuncu misafir gidene kadar da gıkı çıkmadı.. Sonra gürledi..

"Hıncaalll.. Al o bütün kitapları buraya gel.."

Gittim..

"Ben bütün ömrümü müspet kafalı evlatlar yetiştirmek için harcayayım, size en değerli kitapları almak için maaşımın yarısını vereyim, sen hurafe ile uğraş, evde kalmış kızlara falcılık yap ha.."

Öyle bağırıyor ki, ev sallanıyor nerdeyse.. Bağırmasa, tokat atsa razıyım..

Sonra kitaplarımı kucakladı, gürül gürül yanan odun sobasının üzerine çaydanlık konan tepe kapağını açtı.. Kitapları birer birer yırtıyor ve ateşe atıyor..

Hepsini, ama hepsini yaktı.. Araya girmek isteyen anneme de "Bunlara zaten sen sebebsin" diye de bağırarak..

Tüm kitaplar gitti..

Tekrar bana döndü..

"Şimdi bana söz vereceksin.. Bir daha fal mal yok.."

Söz verdik tabii.. Bir defa haklı.. İkincisi.. Sıkıysa verme..

Aradan yıllar geçti.. Girdik Mekteb-i Mülkiye'ye.. Oturduk kantine.. Akılla güzellik bir arada olmuyor herhalde. Bizim sınıfta dört kız var, sınavı kazanmış, 170 erkeğe karşı.. Yanda sınavsız alan Hukuk dilber dolu ve bu dilberler, geleceğin büyükelçi eşi olmak hayali ile durmadan bizim kantine taşınıyorlar..

Amma velakin kızların masasına yaklaşmak mümkün değil.. Bir gün dikkat ettik ki, masalar arasında bir trafik var.. Kızlar ellerinde kapatılmış fincan başka masalara taşınıyorlar..

Bizim çeteye talimat verdim.. Kantinde fıs koslar.. "Hıncal müthiş fal bakar ha.."

Falcılık kadar hızla yayılan bir şey görmedim. Üç gün sonra okulun en popüler delikanlısı benim..

Fincanını kapan bizim masaya geliyor.. Yani, kahveyi dahi biz ısmarlamıyoruz. Masrafsız.. O zamanlar masana oturan kızın hesabını öderdin. Feminizm yoktu, centilmenlik vardı.

Ben de bakıyorum.. Durmadan bakıyorum.. Kahve falı kesmez oldu.

Zamanın en büyük merakı dokunmak. Kızın eline dokunmak. Elini sinemada, parkta tuttun mu, en büyük donjuan sensin.. Tanışırsın, elini tutmak altı ay sürer..

Onun da çaresini buldum.. Fincanı ile yanıma gelen hoşuma gidiyorsa, bu defa ben teklif ediyorum.. "El falına da bakarım istersen.."

İstemez mi?.. Uzatıyor elini.. Alıyorum avcumun içine.. On dakika tutuyorum, bizim çetenin ağzından sular akarken..

Fal, Mülkiye günlerimi bir anda cennete çevirdi.. Sade benim değil, arkadaşlarımın da..

Haftaya da onu anlatırım..

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim,

Milli Eğitim Bakanlığı'nın genelgesinden haberin var mı? Bundan böyle "İletişim meslek lise"lerine girişte "güzellik" puanı da verilecekmiş. Sade sınavı geçmek yetmiyecek yani.. Öğrencinin "Kaşı gözü düzgün mü, ağzı doğru dürüst laf yapabiliyor mu, oturuşu kalkışı nasıl?" bunlara da bakılacakmış.. 100 üzerinden 30 puanı var! E, iletişimci olacaksa çarpıkçurpuk olmaması da gerekir.

Bu genelge bi iki gazete de nasıl olduysa yayınlandı.. "Nasıl olduysa" diyorum çünkü bizde medya, geleceğin iletişimcileriyle ilgili konulara önem vermez.

Mesela iletişim meslek liselilerin en büyük sorunu okulu bitirince, 4 yıllık fakülteye gidememeleridir.. Bir imam hatipli 4 yıllık ilahiyat fakültesine girme şansına sahipken bir "İletişim liseli" ancak 2 yıllık yüksek okula gidebilir. Bu çarpıklık bizim basında pek tartışılmaz.

Aynı haksızlık diğer meslek liseliler için de geçerlidir. 1998-99 ders yılı başlangıcında bu çocuklar, "Eğer, üniversiteye giriş sınavlarında mesleğinizle ilgili dal seçerseniz değerlendirmede (+) puan alacaksınız" diye okula kaydedildiler. Ama aynı yıl ortası, "İmam hatiplilerin önünü kesme" gerekçesiyle puanlama sistemi değiştirildi, meslek liselilere değil (+) puan vermek, üniversitenin yolu kapatıldı.

Ve bu arada en büyük kazığı iletişim meslek liseliler yedi. Çünkü ötekilerin, hiç değilse eğitim fakültelerine gitme şansı varken "İletişim"de o da yoktu!

O tarihte Hıncal Uluç, Abbas Güçlü, bi iki yazar daha işin üzerine gittiler, gittiler de yalnız kaldılar.. Konu hiç bi zaman birinci sayfalara taşınmadı. Böylece iletişimci gençler bi kazık da iletişimci ağabeylerinden yediler!

Abuzittinciğim şu işe bak; 20.4.2001 de çıkarılmış bi kanun var.. Bununla, hakları YÖK tarafından gasp edilen meslek liselilere, hiç değilse, yüksek okulların yolu açılıyor. Orada, 8'inci maddeye göre, mesleki eğitimin geliştirilmesi, problemlerin çözülmesi için bi takım komiteler kuruluyor. Komitede esnaf var, sanatkar var, sanayici var, vali yardımcısı var, belediye başkanı var, milli eğitim müdürü var, defterdar var, berber var, musluk tamircisi var gazeteci yok! Sanki böyle bi meslek de yok! O zaman bu gençlerin hakkını kim koruyacak kardeşim, musluk tamircisi mi? Bi kişi de çıkıp "Bu ne rezalet beyler?" diye sormuyor. Gazetecilerin haklarını koruması gereken Gazeteciler Cemiyetler'i de suskun.. Her biri dut yemiş bülbül! Böylesine vurdumduymazlığa bi anlam veremiyorum.. Birileri aba altından sopa mı gösteriyor n'oluyor?

Seni münasip yerlerinden öperken, içimden meslek liseli iletişimcilerin geleceğini gasp edenlerle, onların haklarını savunmayanları (gene münasip yerlerinden) ısırmak geliyor Abuzittinciğim. Acaba kuduz muyum, ben neyim?

Kardeşin Güneş.

SEVDİĞİM LAFLAR
Uygarlık bir harekettir, durum değil. Bir yolculuktur. Liman değil.

Arnold Toynbee (1889-1975)

BİZİM DUVAR
Çok sıkı kravat kör ediyor.

Bırakın medeniyet yularını

Takın Hıncal'ın fularını.

NE GÜZELDİR...
..En sevdiğiniz yemeğin ilk lokmasını ağzınıza aldığınız an...


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır