kapat
10.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

550 milyon dolarlık pazarı yöneten Türk

14 milyar dolar cirosuyla dünya devi olan GAP'e bu yıl Türkiye'den 320 milyon dolarlık ihracat yapan Günsan Çetin'in sorumluluk alanına Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri ve K.Afrika'dan sonra İtalya'nın da içinde bulunduğu tüm Avrupa katıldı

Tatilde olanlara bir sözümüz yok ama inanın bugünlerde iş dünyasından kime telefon açsam yoğun bir temponun içinde yakalıyorum. Ya müthiş iş bağlantıları yapmış olarak yeni uçaktan inmiş oluyorlar ya da çiçeği burnunda ihracat pazarlarına yapacakları seyahatin arefesinde... Özetle iş dünyası Ağustos sıcağı falan dinlemiyor ve çalışıyor. Peki bu çalışmanın sonuçları neler diye soracaksınız. Ona da tabii ki cevabımız hazır. İş aleminde başarı öyküleri birbirini izliyor. Zaten bu pazar Misafir Odası'nın konuğu da böyle bir öykünün kahramanına ayrıldı. Günsan Çetin'i söyleşi yapmak için aradığımda İtalya seyahatinden yeni dönmüştü, bir yandan diğer iş seyahatine hazırlık yapıyor, öte yandan da bu yıl 320 milyon doları bulacak olan ihracatın detaylarıyla ilgileniyordu. 14 milyar dolarlık cirosuyla dünyanın belli başlı

tanınmış markalarından olan Amerikan konfeksiyon devi GAP'in en önemli koltuklarından birinde Günsan Çetin oturuyor. Öyle bir koltuk ki, Çetin, İstanbul'daki ofisinden, Mısır, Tunus, Fas, İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya, Afrika ve Türk Cumhuriyetleri'nin de aralarında bulunduğu koca bir bölgeyi yönetiyor. GAP'in bu bölgede üretim yaptırdığı 13 ülkede neler olacağına da, hangi şirketlerden, hangi fiyattan satın alma yapılacağına da Günsan Çetin karar veriyor. Çetin'in sorumluluğu 2003 yılında daha bir büyüdü, çünkü daha önce dahil olmayan Avrupa da Günsan Çetin'in sorumluluğuna verildi. Yani modanın merkezi İtalya'daki GAP'in stratejisi bu yıl bir Türk genel müdüre bırakıldı. Günsan Çetin, dün tatil günü olmasına rağmen evinde sorularımızı yanıtladı...

* GAP'la tam bir başarı öyküsü yarattınız. Bunu neye borçlusunuz?

GAP'i sıfırdan kurduk. 1996 yılıydı ve GAP İstanbul ofisini kurmamı istedi. Başarılı oldu, çünkü doğru fiyat kategorilerinde ve oldukça büyük adetlerde mal aldı. Tutarlı iş politikasıyla firmalara yaklaştı. En büyük başarı şu oldu. İlk GAP ofisi açıldığında, amaç İtalyan kumaşını Türkiye'de fason yaptırtmaktı. Türk kumaşını konu bile etmiyorlardı o günlerde. Sonradan biz Türk kumaşını çok iyi tanıttık. Öyle bir hale geldi ki, diğer markamız Banana Republic de kumaş almaya başladı. Bu da ABD'deki diğer markaların da Türkiye'den kumaş almasına ön ayak oldu.

* GAP daha büyüyecek mi?

İlk yıllarda yüzde 50-60 büyüdük. Çünkü sıfırdan başlamıştık. Ama bundan sonra böyle büyümeler beklemiyorum. Hele 2005'ten sonra hiç beklemiyorum. Şu anda 2004'ün son alımlarını yapıyoruz. Avrupa'daki Gap mağazalarının büyüme planlarını var ve şimdiye kadar alımlarının sadece yüzde 7'si Türkiye'den gidiyordu. Ben şimdi bunu büyütmeyi hedefledim. Banana Republic'in payı da benim bölgeye, Türkiye'ye kayıyor.

* GAP neden hala mağaza açmıyor Türkiye'de?

GAP, distribütör almıyor, hep gidip kendisi mağaza açıyor. Bu nedenle de büyüme planları yavaş ilerliyor. Son bir iki yıl satış bacağı da iyi gitmedi, bizi de etkiledi. Şu anda Türkiye'de mağaza açmaya yönelik bir çalışma yok. Biz Türkiye'nin talebini yansıtıyoruz merkeze ama İtalya'da bile hala GAP yok. Sanırım önce bu ülkelerde büyüyecekler.

* Kurulduğundan bu yana GAP, hep Türkiye'den en büyük satın almaya gerçekleştiren şirket oldu. 2003 yılında kaç milyon dolara ulaşacaksınız?

Türkiye'den kumaş ve konfeksiyon olarak bu yıl 320 milyon dolarlık bir iş hacmini yakalıyoruz. Bu yıl Türkiye'den Amerika'ya 40 milyon parça gitti. Geçen yıl 295 milyon dolarlık bir satın almamız vardı. Bu yıl doların değer kaybı gibi bir sürü sıkıntının yanında bu büyüklüğü yakaladık.

* Ortadoğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri derken, Şimdi bir de tüm Avrupa ülkelerinin sorumluluğu size verilmiş.

Evet, aslında en büyük değişiklik bu. Bütün Avrupa ülkelerinin sorumluluğu bana verildi. Şu anda İtalya'ya, İspanya'ya ve Fransa'ya da ben bakıyorum.

* Şimdi tabii Avrupa ve Türkiye'nin konfeksiyonda ne durumda olduğunu daha iyi görüyor olmalısınız...

Karşılaştırma şansına sahip oldum şimdi. Onlara da aynı ölçüde destek olmaya çalışıyorum, pazarın iş yapmasına çalışıyorum ama aynı anda Türkiye'nin nerde olduğunun karşılaştırmasını yapmadan duramıyor insan. Türkiye'de üretim kapasitesi olarak çok daha ilerdeyiz. Ama Türkiye'de yaratıcılık hala tam olarak anlaşılmış değil. Tasarımcılık ve modacılık bir birine karıştırılıyor. Bir sürü anlam karmaşası var.

Bir daha aday olmam
* Bir derneğe başkan olayım diye yola çıktınız. Başınıza gelmedik kalmadı. TABA'da yaşadıklarınızda kadın olmanızın payı var mı?

Ben buna karşıyım. Kadın olduğum için bana şans verilmesini istemiyorum. Aslında oradaki mücadele kadın-erkek mücadelesi değildi. Türkiye'nin iki yüzünün mücadelesi oldu orada. Yani Türkiye'de bir kesim var, 'binerim bir alamete giderim kıyamete' deyip her şeyi kendisi için kullanır, bir diğer kesim de 'benim bu derneğe bir katkım olabilir mi' diye bakar. Kadın olarak Türkiye'de benim en çok yaşadığım sıkıntı şu. Bir rekabet ortamına girdiğiniz zaman size ilk saldırdıkları şey namusunuz oluyor. Belden aşağı vururlar. Bir iş kadınıyım ama her şeyden önce anneyim ve eşim var. Onlara kimsenin dil uzatmaya hakkı yok. Niteliklerime dil uzatılabilir. Hayır bu işi yapamaz diyebilirler. Yoksa belden aşağı iftiralarla bu iş olmaz. Bir daha bir derneğe aday olmayı asla düşünmüyorum.

Temizlik rahatlatıyor
* Başarılı bir kadının arkasındaki 'erkek' ne yapar acaba?

Eşim elektronik mühendisi ve kendi işini yapıyor. Aslında Türkiye'de her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler ya, bence bir kadın için de, her kadının başarılı olabilmesi için de önünde engel olmayacak bir erkeğe ihtiyacı var. Türkiye'de kadınların başarıya giden yolda arkalarında bir desteğe ihtiyacı yok ama önlerini kesmeyecek erkeğe kesinlikle ihtiyaçları var.

* Böyle yoğun bir tempo içinde size yapmaktan en çok hoşlandığınız şeyi sorsam...

Çok güleceksiniz şimdi ama ben ev temizlemekten hoşlanıyorum. Mesela dün akşam 11'e kadar gümüş parlattım. Yani öyle garip komplekslerim var galiba! Yemek yapmayı, misafir davet etmeyi çok severim. Ama bunun yanında çok kitap okurum Hiç spor yapamıyorum fakat. İki çocuk, bir eş, ev ve işiniz olunca başka şeye zaman olmuyor.

Floransa'da daire kiraladı
* Şimdi Avrupa'dan nasıl daha fazla alım yaparımın telaşına düştünüz öyleyse?

Avrupa'da Türkiye'deki gibi ciddi bir büyüme yaşamanız mümkün değil. Çünkü doymuş pazarlar. Fiyatlar açısından da daha fazla iş getirmeniz mümkün değil ama daha sağlıklı iş yapmanız mümkün.

* Bu göreve getirilince ilk yaptığınız iş ne oldu?

Tabii ilk iş Floransa'da bir daire kiralamak oldu.Üç ay orada kaldım ve İtalya ofisini yeniden yapılandırdım, bazı değişiklikler yaptım.

Modanın divasına bir Türk müdür!
* En büyük sorumluluk bölgelerinden biri size mi verilmiş oluyor?

Asya tabii GAP'in satın almasında hala çok büyük. GAP'in iş hacmi 14 milyar dolar ve bunun 6.5 milyar dolarını satın almalar oluşturuyor. Burdaki en büyük ağırlık Hong Kong'da. Çin, Singapur ve Hindistan en büyük üç ofisimiz. Toplam olarak benim baktığım bölgenin iş hacmi 550 milyon doları buluyor. Tabii satın almanın çoğu Türkiye'den oluyor.

* Modanın merkezleri bir Türk genel müdüre teslim ediliyor. Bu nasıl karşılandı oralarada?

Aslında en zoru İtalya için oldu. İngiltere'yle geçen yıl ilgilenmeye başlamıştım oradan eğitime gelen üreticiler başlarda bayağı bir mutsuz oluyordu. Bir Türk ofisine gelip, eğitilmek hiç hoşlarına gitmiyordu. İtalya için daha büyük şok oldu. Moda diyorsunuz, konfeksiyon diyorsunuz, dünyada bu işin tanrısı olan İtalya'yı bir Türk genel müdüre bağlıyorsunuz. Zor oldu, sonuçta İtalya'daki ekiple güvene dayalı bir ilişki başlattım.

* Türkler'e benzemiyorlar herhalde?

Oradaki ekibimin saat altıdan sonra çalışmasını beklemiyorum tabii. Onlar artık 6'dan sonra hangi pastayı yiyeceklerini, hangi şarabı içeceklerini konuşmaya geçmiş oluyor. Oradaki birikimle, kişi başına düşen milli gelirle öyle bir çalışmayı karşılayabiliyorlar. Tabii bir de sistemler çok güzel oturmuş. Biz de sistemler oturmamış.

Ankara hayattan kopuk!
* Floransa'da neler yaşıyorsunuz?

Floransa bana hep bir tiyatro sahnesi gibi geliyor. Niye o insanlar o kadar yaratıcı, işte cevabı da orda. Düşünün Michaleangelo'nun meşhur heykeli David'i üç kez görmeye gittim. Orada yaşadığınız zaman enerjiyi daha iyi hissediyorsunuz.

Şunu gözlemledim bir de. Orta sınıf üstü dediğimiz kesimin çok lüks beklentisi yok. Evlerine, arabalarına, giyimlerine bakıyorsunuz, abartı yok. Çok zevkliler ama bizdeki gibi gösteriş yok. Hep şunu diyorum, ruhsal ve eğitimsel deliklerimiz o kadar büyük ki, onları yamamak için sürekli lükse ihtiyaç duyuyoruz Türkiye'de. Bu insanların ruhundaki dinginliği yok ediyor.

* Türkiye'de yönetici olmak zor mu?

En çok Türkiye'de zorlanıyorum. Anlattığınız hiç bir şeyin anlaşıldığından emin olamıyorsunuz. Hazırlık yapıp, siyasilere gidiyorsunuz ama ulaşamıyorsunuz. Sanki ayrı bir dünyada yaşıyor gibiler. Nasıl Floransa bir tiyatro sahnesi gibi görünüyorsa Ankara'da öyle görünüyor bana. 'Gerçek hayattan kopukmuş gibi yapmışların ülkesi' diyorum ben oraya.

Şelale KADAK


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır