|
 |
|

ALİ KIRCA
Zevkleri dert edinmek...
Temposu ve ritmi yüksek şarkılarda bile ağlayan; bu coğrafyanın yüz yıllık türkülerinde durduk yerde gözyaşı döken, hatta yumruğunu sıkıp öfkelenen kaç halk, kaç cemiyet vardır acep?
Makineleşmiş hayatlara renk katmaktan ve durağan duyguları heyecan kasırgalarına ve coşku okyanuslarına bırakıp atmaktan başka bir "misyon"u olmaması gereken futbol taraftarlığını cehennem kazanlarının ateşine atan kaç millet var?
Dertleri zevk edinip gülüp geçmek yerine, zevkleri ille de dert edinenenler aleminde hayatı çekilmez kılmanın "alem"i var mıdır?
****
Aslında bu yazı doğrudan bir futbol yazısıdır..
Daha çok futbol maçlarının çevresinde solunan atmosfere dair gözlem kırıntılarıdır..
Yazının esin kaynağı Galatasaray'ın da katıldığı Amsterdam Turnuvası'nın öncesinde, maç sırasında ve sonrasında yaşananlardır..
Sözü hiç uzatmadan söyleyelim ki, futbol artık Avrupa'nın hemen tümünde, düşmanlık, kavga, husumet, amansız rekabet, küfür, hakaret vs. vs konusu olmaktan çıkıp gitmiştir..
Milyonlarca insanı ekran başına, yüzbinleri de stadlara taşıyan iki temel amaç egemendir artık.. Yalnızca iki amaç
Heyecan ve eğlence..
Yüreklerde intikam çiçeklerini açtırmakta kararlı olan ve düşmanlık ikliminden nemalananları düşkırıklığına uğratsa da tablo budur..
Stadların dışında, sorunun kaynağında "futbol" değil, "alkol" bulunan "sınırlı-sorumsuz" bir holigan azınlığı varlığını sürdürmeye çalışsa da, artık "asıl" fotoğrafa damgalarını vurmaktan uzaktırlar..
Türkiye'de liglerinbaşlamasına birkaç gün kala, bu gözlemi bir tesbit olarak buraya nakletmekten daha önemli olan, "bu sonuç"un ortaya çıkmasını sağlayan "neden"lere gidebilmektir.
İlk nedenin ardında kocaman bir "çuvaldız" hikayesi yatar aslında..
Futbol bu ülkede ve herhangi bir ülkede eğer hala "husumet, kavga, düşmanlık, kin, küfür ve hakaret" konusu olmaya devam ediyorsa, çuvaldızı kendisine batırması gereken "yegane" kurum medyanın ta kendisidir..
Medya, televizyonları ve gazeteleriyle; televizyonların ve ekranların "kamera ve kalem erbabı"yla futbol dünyasının yakasından düşmelidir artık.. Düşmeliyiz!
Reyting, tiraj ya da daha masum "motivasyonlar"la, yani "şöhret ve ilgi çekmek" adına dahi atılacak her "yanlış" adımın yol açacağı her "olumsuz" sonucun sorumlusunun yalnızca ve yalnızca medya olacağı şimdiden bilinmelidir..
Olumlu adımların da..
****
İkinci nedense stadlarla ilgilidir.. Stadları eğlence mekanına dönüştürecek "yapılaşma"lar çoğaldıkça, futbol taraftarınınfutbola yaklaşımı da değişecektir..
Bu tesbit, Avrupa kentlerinin yeni ve modern stadlarında yaşananlarla ve tecrübeyle sabittir..
Oysa, Türkiye'nin bu yıl "heyecanlara rüzgar" açacak en modern stadında; futbol keyfi yaşamak yerine, daha şimdiden "altıncı hafta paranoya"sı yaymaya çalışmak nasıl bir ruh haliyle açıklanabilir ki? Bırakın ezeli heyecanın tarafları çağdaş bir mekanın keyfini sürsün....
Yollar mı? Maç sonrası trafik keşmekeşi mi?
Eee!.. Gülü seven dikenine katlanır.. Dünyanın en modern stadlarından biri sayılan Amsterdan Arena'dan ayrılırken, tam bir saat toz toprak içindeki park yerinde sıkışıp kaldık.. Binlerce Hollandalı ile birlikte.. Biz anayola çıkmaya çalışırken çok katlı otoparkın iniş yollarında, yüzlerce araç daha kıpırdayamıyordu.. Maçtan bir saat sonra bile.. Kimse de halinden şikayet etmiyordu.. Keyiflerine öfke katmak yerine müzik ve sohbetlerle zenginleştiriyorlardı. Sabırlı bekleyişlerini.. Bir yere yetişecek değillerdi. O günü "maç keyfi"ne ayırmışlardı zaten..
İkinci gün maçlarında da aynı tabloyla karşılaşınca sıkışıklığın rastlantı olmadığını anladık.
Gazeteler ve televizyonlarda "bu ne rezalet" başlıklarını filan da görmedik..
Çağdaş toplumlar, "zevkleri dert edecek" kadar "umarsız" değildi çünkü!..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|