|
 |
|

MEHMET BARLAS
Küfür ettiklerini sanan argo üreticileri vardır!..
İnsanlığın en büyük buluşlarının belki de en önemlisi, "Dil"dir.
Hepimiz biliyoruz.. "Bir ülkede, bir ağzın esas olarak kullanıldığı ve yazıldığı kültür diline, Ortak Dil deniliyor" (Argo Üzerine, Mesut Şen, Türk Kültürü'nde Argo, 2002 Hollanda)
Ortak Dil'in içinde, bir gruba veya bir mesleğe mensup olanlarca kullanılan dile ise "Özel Dil" deniliyor.
Özel Dil'in de çeşitleri var.
Tıp Dili, Hukuk Dili, Denizcilik Dili gibi, bir mesleğe özgü terim ve kavramlardan oluşmuş bir Özel Dil olabilir. Buna "Jargon" diyebiliriz.
Ya da, bir toplumda, çeşitli nedenlerle farklı görülen, hatta toplum tarafından dışlanan kesimlerin, farklılıklarını vurgulamak veya korunmak içgüdüsüyle ürettikleri bir özel dil olabilir. Buna da "Argo" denilir.
Fransa'da 1690'dan başlayarak, dilencilerin ve hırsızların kullandığı dile (Argotier), Argo denilmiş.
Bizde ise Argo için "Rezillerin Dili" (lisan-ı erazil), "Külhanbeyi Dili", "Kayış Dili" gibi tanımlamalar yapılmış.
"Külhanbeyi Dili"nin kaynağı da, Şemsettin Sami'ye göre, "Geceyi hamam ateşliğinin (külhan) dışında geçiren serseri ve yaramaz sokak çapkınları"ndan geliyor.
Ama argoyu, sadece külhanbeyler kullanmıyor.
Kendileri dışındaki dünyanın, aralarında konuştuklarını anlamaması için argoyu bir şifreli dil olarak seçenler, suç dünyası üyeleri, mahkumlar, yatılı öğrenciler, etnik azınlık grupları, esnaf ve benzeri kesimlerden de olabilir.
Şimdi de, televizyon sunucularının, disk-jokeylerin, internet kullanıcılarının argoları oluşmakta.
Örneğin polis anlamasın diye, uyuşturucu satıcıları ve kullanıcılarının ürettiği, uyuşturucu anlamına gelen 50'den fazla argo kelime varmış.
Bunun gibi cemaatlerin, toptancı tüccarların şifreli kelimelerden oluşan argoları vardır.
Bu argo kelimeler, bazen Ortak Dil'e de girer ve herkes tarafından benimsenir.
Örneğin çok çalışan, ezberci öğrencilere "İnek" demek, Türkçe'yi ortak dil olarak kullanan her kesim tarafından benimsenmiştir.
Kazık atmak, fırça atmak, birini ayarlamak, hanzo, maganda, çek arabanı, yürü de ense traşını görelim, gaza gelmek, hanım evladı, şutlamak, hır çıkarmak, ırgalamak, sermek, iplemek ve benzeri nice argo söylem, ortak dile girmiş ve şifresiz hale gelmiştir.
Bir de "Jargon" kavramı var... Bunu argo ile karıştırmamak gerekiyor.
Jargon, eski Fransızca'daki "Gargon"dan gelen, bozulmuş dildir. Bir meslek sahipleri veya bir coğrafyanın yerlileri, diğer insanların anlamadığı özel bir dil üretirler.. Bunlardan bazıları argoya da girebilir.
Neticede Ortak Dil'i konuşan alt kesimlerin kullandıkları Özel Dil (Sosyo-lekt), aslında o toplumun kültür zenginliğinin ve renkliliğinin yansımasıdır da.
Argo, jargon ve benzeri özel dillere ilişkin bu bilgileri, günümüz Türkiye'sinin sosyo-politik yapısı açısından değerlendirince, üretim sürecinin devam ettiğini görebiliriz.
Örneğin şu anda, değişime, globalleşmeye, serbest pazar ekonomisine, serbest rekabete, Avrupa Birliği'ne ve her çeşit yeni olguya karşı olan statüko muhafızlarının ürettikleri bir argo var.
Bu yeni argonun şifreli kelimelerinden biri "Şeriatçı"dır.
Bunun gibi "Sevrci", "Bölücü", "Ver-kurtulcu", "Entel", "Dönek", "Hain", "Liboş" gibi yeni argo kelimeleri, Ortak Dil'in altındaki Özel Dil'i kullanan kesimlerin lisanında bulabiliriz.
Bu "Yeni Argo"nun oluşması, doğal bir gelişmedir.
Toplumun büyük çoğunluğunun ve dünya konjonktürünün ayıp ve anormal gördüğü tutumların sahibi ve sözcüsü olmak, kolay değildir.
Militarizm, totaliterizm, ırkçılık, şovenlik ve kökten-devletçilik, savunanları sade geri değil, ayıplı ve özürlü konumuna da sokuyor.
Onlar kendi şifreli argo söylemleri ile, kendi aralarında ayıplarını birbirleri ile paylaşıyorlar.
Ancak dil bilgileri ve kültürleri zayıf olduğu için, argo üretirken, küfür ettiklerini zannediyorlar.
ŞAKA
Şaşkınlık bitsin artık!
7'nci Uyum Paketi'nin TBMM'den geçip yasalaşması, AB Komiseri Verheugen'i şaşırtmış.
İnşallah, AB de bizi şaşırtmak için "Üyelik için takvim vermiyoruz" demez 2004 sonunda..
Yarının Türkiye'si ne kimseyi şaşırtmalı, ne de kendisi şaşırmalı!
BIKKINLIK
Geleceğin parlak ülkesi!
Aralarında çeşitli Batı ülkelerinden seçkin insanların bulunduğu bir grupla konuşuyoruz.
Bana sordular
- Ülkeniz Türkiye'nin en büyük özelliği nedir?
Dedim ki
- Türkiye, 100 yıla yakın süredir, "geleceği çok parlak bir ülke" olarak bilinmesinden ötürü, üzerinde yaşayan insanların bıkkınlığa düştüğü bir ülkedir!
Hepsi güldü bu sözlerime..
Galiba demek istediğimi anladılar.
Bu yabancıların hepsinin ülkeleri 2'nci Dünya Savaşı'na katılmış, işgal görmüş, yıkıntı geçirmişti. Bazılarında faşist, bazılarında komünist, bazılarında da militarist rejimler yaşanmıştı.
Ama onlar için artık "mutlu gelecek", ille de, "istikbal" anlamını ifade etmiyordu.
Yarına veya gelecek haftaya dönük beklentilerinin gerçekleşmesini bekliyorlardı.
100 yıldır hep "geleceğin parlak ülkesi" olmayı beklemek, sizleri de bıktırmadı mı?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|