kapat
21.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

EMRE AKÖZ


'Her canlı ölümü tadacaktır'

Vatan gazetesinin yazarları ölüm üzerine tartışıyor. Ahmet Hakan da bu konuya dün değindi. Tartışmanın odağında bir cümle, daha doğrusu Kuran'da yer alan bir ayet var "Her canlı ölümü tadacaktır."

Bu ayet İstanbul'daki Zincirlikuyu Mezarlığı'nda, 'gelip geçenin görebileceği biçimde' yazılmış. Yazarlar da bunun doğru bir uygulama olup olmadığı konusunda fikir yürütüyor.

Ben tartışmaya katılmayacağım. Onun yerine meslektaşlarımıza Şevket Rado'dan selam getirdim.

****

'Son İstasyon' başlıklı yazısında Rado, "Ölüden çok korkarım. Tabut görmek asabımı bozuyor. Bence ölüleri, dirilerin görmemeleri için geceleyin şehirden çıkarmalı" diyen bir kadından söz ediyor.

Kadına şöyle demiş Rado

"Bir ay kadar öğle vakitlerini Beyazıt'ta, Küllük kahvesinde geçiriniz. Ondan sonra ölüden hiç korkmayacak, ölü ve ölüm fikriyle o kadar içli dışlı olacaksınız ki bir daha tabut görmek sizi ürkütmeyecek."

Tabii kadın ne demek istediğini anlamıyor. "Nasıl olur" diye soruyor. Şevket Rado da anlatıyor

"Çünkü Beyazıt'taki o kahve, öğle vakitleri en az dört beş ölünün müşterileri arasından geçip küçük kapıdan camiye girdiği ve orada dünyaya ait hesaplarının sonuncusunu da kestikten sonra yine aynı sessizlikle, büyük hakikate razı olmuş bir adam tevekkülü içinde, sanki Yunus Emre'nin,

'Biz bu yerden gider olduk

Kalanlara selam olsun'

diye başlayan şiirini okuyaraktan şehrin dışına doğru yollandığı son istasyondur.

Bu duruma o kahvenin daimi müşterileri o kadar alışmışlardır ki, yemek yiyen, tavla, iskambil oynayan, şakalaşan, kavga eden müşteriler bir öbür dünya yolcusunun camiye geçmek üzere kahveye girdiğini görünce ağızlarında lokmalarını çiğneyerek ve ellerinde zarlar, kağıtlar olduğu halde kadın, erkek ayağa kalkar, onu selamlar ve yine yemeklerine, oyunlarına, şakalarına, kavgalarına, dedikodularına kaldıkları yerden devam ederler. Karşılaştıkları manzaradan üzüntüye, kedere kapılanları, dehşete düşüp kahveyi terk edenleri görmedim."

****

Bu köşeyi sürekli takip eden okurlarımız, "Sen de bir Şevket Rado tutturdun, gidiyorsun. Bu kaçıncı alıntı" diyecektir. Haklılar tabii ama bugünü daha iyi kavramak için onu geçmişle kıyaslamak gerekiyor. Bundan 50-60 yıl önce günlük hayata ilişkin meseleler üzerine bol bol mürekkep harcamış olan Rado'dan faydalanmamak ne mümkün?

Acaba diyorum Rado şimdi yaşasaydı bu konuda ne düşünürdü? Mesela "Her canlı ölümü tadacaktır" cümlesinden rahatsız olanlara, "Gazetelerde çıkan ölüm ilanlarını sürekli okursanız, bir ay içinde tedirginliğiniz azalacaktır" mı derdi? Yoksa tersine, "Haklısınız, zaten gazetelere de ölüm ilanı verilmesin" diye kökten bir öneri mi getirirdi?

Türkler anketöre yalan söyler!
Haberi duydunuz mu? İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir araştırma yaptırmış. Buna göre İstanbullular'ın yüzde 83'ü, mecbur kalsalar dahi yere tükürmüyormuş. Çöp de atmıyormuş. Yüzde 60'ı trafik kurallarına 'her zaman' uyuyormuş.

İnandık mı bu sonuçlara? Hayır! Eğer gerçek bu olsaydı trafiğimiz çok daha düzgün akar, kamusal alanlarımız çok daha temiz olurdu.

Ben bu tip anketlere hiç güvenmem. Ne zamandan beri biliyor musunuz? Yaklaşık 15 yıldan bu yana...

1980'lerin sonlarında reklamcı bir arkadaşımla konuşuyordum. Bir şampuan firmasının reklamlarını hazırlıyorlardı. Tüketiciye daha etkili bir biçimde ulaşabilmek için anket yaptırmışlardı.

Arkadaşım şöyle yakındı "Kesinlikle yalan cevaplar veriyorlar. Eğer anketin verileri doğru olsaydı, şimdikinden 10 kat daha fazla şampuan satıyor olmamız gerekirdi."

Peki gerçek neydi? Bilirsiniz bizim millet şöyle yapar... Sağdan soldan bir 'marka' şampuan kutusu bulur. Sonra gidip bakkaldan filan açık, ucuz şampuan alır. Bu şampuanı o kutuya koyup kullanır. Ama anketçi kapısına geldiğinde doğruyu söylemeye utanır, "Şunu kullanıyorum, bunu kullanıyorum" diye atar. Hatta anketçi, "Peki gösterin bakalım kutusunu" dese... Daha da hoşlanır. Hemen koşup içeriden 'marka' şampuanı getirir, gururla gösterir.

Bekaretten kitap okumaya, temizlikten dayağa, bu tür anketlere hiç güven olmaz. Doğru dürüst verilere ulaşmak isteyenlerin yapacağı tek şey 'derinlemesine mülakat' ve sıkı gözlemdir. Pardon... Bir yol daha var Sakın bir Türk'e kendisi hakkında soru yöneltmeyin. Yalan söyler. Ama ona arkadaşı, komşusu ya da meslektaşı hakkında sorarsanız... 'Diğerleri'ne ilişkin en ayrıntılı bilgilere ulaşırsınız!

Siz 'hamsi'ye ne dersiniz?
Hamsi, evet bildiğimiz hamsi balığı Yunanistan'da da önemli bir yere sahipmiş. Oralarda adı 'gavros' imiş hamsinin. Hatta ülkenin şampiyonluğa abone olan futbol takımlarından, Pire kentinin gururu Olimpiakos'un lakabı 'gavri'ymiş; yani 'hamsiler'. Bunları Yorgo Kırbaki'den (Radikal) okurken aklıma geldi Fener, 'kanarya'; G.Saray, 'aslan', BJK 'kartal' da... Trabzonspor niye 'hamsi' değil? Hamsiye bayılan bölge halkı takımına niye 'hamsi' ya da 'hamsiler' demez? Ve mesela neden Trabzon ile Olimpiakos kardeş takım olmaz?


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler



Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır