kapat
21.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

Bush Saddam'dan tehlikeli bir komÅŸu

Uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Süleymaniye krizi için "Türk askeri teslim olmamıştır. Ortada düşman yok ki" dedi. Doçent Arıboğan'a göre ABD'nin bu tutumu dünya üzerindeki bütün dengeleri yıktı. NATO'yu, BM'yi, yıllardır oluşan yapı taşlarını altüst etti.

Doç. Dr. Deniz Ülke Arıboğan bir uluslararası ilişkiler uzmanı. Kuşkusuz Arıboğan'ın bir başka özelliği de eski istihbaratçı Mahir Kaynak'ın kızı oluşu. Her ne kadar akademisyen olsa da 1993 yılında yazdığı "Globalleşme Senaryosunun Aktörleri" isimli kitabında terör grupları, organize suç örgütleri ve gizli servislerin çalışmalarını anlatıyor. Arıboğan 1996'da ABD ve İskoçya'da uluslararası güvenlik, terörizm ve örgütlü suç başlıklı bir dizi seminere tek Türk olarak katılmış. "Türkiye'deki terörü de konuştunuz mu?" diye sordum, beni gülerek yanıtladı "O zamanlar yabancılar PKK'nın bir terör örgütü olduğunu asla kabul etmiyordu. Bu yüzden üç dört kez atışmamız oldu."

Ülke Arıboğan ile Amerika-Türkiye ilişkilerini, Süleymaniye krizini konuştuk. Arıboğan dünyanın önündeki en büyük tehlikenin "Bush yönetimi" olduğunu düşünüyor. Arıboğan'a göre dünyanın hiçbir yerinde artık mutlak güvenlik diye bir şey yok.

ABD PERVASIZ DAVRANIYOR
* Süleymaniye krizini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Aslında Süleymaniye olayını bugüne kadar olan gelişmelerden bağımsız analiz etmek mümkün değil. Amerika'nın sadece bize yönelik değil, tüm dünyaya karşı geliştirdiği saldırgan bir tutumu var. Son yıllarda çok daha bağımsız, rahat, pervasız ve kendine dönük bir politika yürütüyor. Korkunç bencil bir politika bu. Dış destek de aramıyorlar. 'Biz böyle yaparız, istersen beğenirsin, beğendirmek konusunda bir yükümlülüğüm yok' diyorlar. Bu nedenle yaptıkları eylemlerin sorumluluğundan da kaçınmıyorlar.

* Amerika bunu herhangi bir NATO müttefikine yapabilir miydi, yoksa bize yönelik bu davranış tezkere krizine dayanan bir Amerika-Türkiye soğukluğunun sonucu mu?

-NATO'nun bütün üyeleri çok büyük tepki gösterdi. Askerlerime yönelik bu davranış olabilecek bir şey değil. ABD'nin bu tutumu dünya üzerindeki bütün dengeleri yıktı. NATO'yu, barış anlayışını, güvenliği yıktı. Örgütleri ve BM'yi de altüst etti. Bugüne kadar yıllar içinde oturtulmuş olan bütün o yapı taşlarını yerinden söktü. Başka bir NATO müttefikine bunu yapabilir miydi gerçekten de bilemiyorum, ama bizim aramızda bir soğukluğun olduğu kesin.

TSK YIPRANMADI
* Bir NATO müttefikine böyle davranmak aynı zamanda ileri dönük politikalar açısından ciddi bir risk değil mi?

-Ciddi bir risk ama demin de söylediğim gibi Amerika son yıllardaki dış politikasında çok da müttefik aramıyor. Son yıllarda ortada öyle bir durum var ki korkmamak elde değil. Amerika kendisinden sonra 25 ülkenin toplamından çok daha büyük askeri bir güce sahip.

* Askerlerimiz teslim oldukları için çok eleştirildiler. Özellikle TSK'nın bu olaydan sonra çok yıprandığı düşünenler de var.

-Niye teslim olmak diye düşünüyorlar, ben pek anlamıyorum. Bizim askerimiz o itaati teslim olarak algılamamışlardır; çünkü ortada düşman yok ki. Amerikan askerini niye düşman görsünler, o bizim müttefikimiz. Düşman olarak algılamadığımız birine teslim olmak gibi bir mantık dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Ayrıca ben bu olayda bazılarının düşündüğü gibi TSK'nın yıprandığına da inanmıyorum. Yara falan da almadık. Bence biraz Amerikalılar düşünsün.

* Amerikan komutanlarının Türkiye'ye gelişi bir özür mü yoksa bir diş gösterme miydi?

-Türkiye'den çok sert tepki alacaklarını hesap etmiş olmalılar, diye düşünüyorum. Eğer bu tepkiyi hesap etmedilerse o zaman "tüh biz galiba çok ileri gittik" diye düşünüyor olabilirler. Bizi biraz daha yumuşatmak adına yapılan ziyaretlerdir. Nitekim Ermeni tasarısını da geri çektiler. Özellikle sivil düzende yumuşama sağlamaya devam ediyorlar. Süleymaniye olayından sonra askerin tepkisini hissedince ona karşı da bir şeyler yapmak istemiş olmaları muhtemel. Ne olursa olsun Türkiye'nin asker gücünün hiç de küçümsenmeyecek bir durumda olduğu da çok aşikar.

HÜKÜMET ÇOK HATALI
* Uluslararası çevrelerde, teslim alınan askerlerin başına çuval geçirilmesi nasıl bir anlam taşıyor? Sadece Müslümanlara mı yapılan bir hareket?

-Çuval geçirmenin anlamı aslında çok açık. Biraz aşağılama, biraz "köle" gibi davranma. Müslümanlıkla alakası yok. Aslında çok da anlam yüklememek gerekir, yapılan ortada. Türkiye'de maalesef kamuoyunu belli bir yöne sevk etmek adına birtakım şeyler yapılıyor.

* Ne gibi?

-Bu yıl demin de söylediğim gibi çok anti-Amerikan bir hava hakim oldu Türkiye'de. Bu durum hükümetin Amerika ile ilişkilerini kısıtlayacak bir süreçtir. Yani Süleymaniye'den sonra bu meclisten ne bir tezkere geçebilir, ne de ABD'nin üzerindeki "Bizim askerimizin başına çuval geçirenler" tanımlaması ortadan kalkabilir.

* İyi ama bu durumu yaratanlardan biri de hükümet değil mi? Yanlış hatırlamıyorsam sizin "Teksaslı Bush at pazarlığında Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan'ı soyup soğana çevirdi" diye bir cümleniz var.

-Tezkerenin geçip geçmemesini bir tarafa bırakın, o dönemde hükümet çok önemli dış politika hataları yaptı. Küresel kapitalizmin en mandal takımı bizdeki daha yerel esnaf zihniyetini yendi. Maalesef dünyanın gözünde biz para pazarlığı yapan bir millet olarak yer aldık.

TEZKEREYE EN ÇOK TSK DİRENDİ
Türkiye'nin K. Irak'ta ne yaptığı ya da yapmadığı hiç fark etmez. Eylemin yapılış biçimi çok önemli anlamlar taşıyor, bunu sindirmemiz mümkün değil.

* Savunma Bakanı Rumsfeld'in Türkiye'ye gönderdiği mektupta sanki sorunun hükümetle değil TSK ile olduğuna dair birtakım ibareler var. Ne olup bitiyor?

-TSK aslında tarz ve zihniyet olarak Amerikan karşıtı bir yapılanma içinde olan bir kurum değil. NATO değerlerini önemseyen ve Amerika ile birçok yerde beraber mücadele etmiş bir kurum. Fakat Amerika'daki bu politika değişikliği bizde milli hisleri kuvvetli diyebileceğimiz orduda da ciddi bir reaksiyon yaratmaya başladı. Yani kendilerini ihanete uğramış hissediyorlar ve ciddi şekilde bir Amerikan aleyhtarlığı söz konusu.

HAKARETİ SİNDİREMEDİK
* Değişik çevrelerde olan rahatsızlık orduda daha mı yoğun hissediliyor?

-Dostluğu en çok hissedenler onlardı, düşmanlığı da en çok onlar hissediyorlar tabii. Zaten deminki sorunuza dönersek Süleymaniye'deki olay daha çok TSK'ya yönelik bir girişim.

* Neden doÄŸrudan TSK'ya?

-Sivil politikalarında daha olumlu olmayı ama askeri otoriteler açısından daha gergin ilişkileri yürütmeyi tercih ediyorlar. Amerikalılar bilmiyor olabilir, ama biz Türkler ordusuna çok düşkün bir milletiz. Ordumuza yapılan bir hakareti kolay kolay affedemeyiz. Hatta bunu affeden hükümeti benimsememiz mümkün değil. Ve hakikaten göründü ki sindiremedik. Yani bizim orada ne yaptığımız, yapmadığımız çok fazla tartışmaya değmez çünkü eylemin yapılış biçimi çok önemli bir mesaj taşıyor.

* Amerika bizim K.Irak'taki faaliyetlerimizden rahatsız olduğunu açıkca belli etti zaten.

-Biz de onların K. Irak'taki faaliyetlerinden rahatsızız. Yani herkes biliyor ki bu bölgede çıkarlarımız tam anlamıyla üstüste gelmiyor. Şimdiye kadar herkes eylemlerinde oldukça dikkatli davranıyordu. Bu tür şeylerde yanlış politikalar uygulanıyor olsa da, özel timlerin hükümetler ya da TSK nezdinde bir girişimde bulunmaları gerekirdi. Yani bir ülkenin askerine savaş ortamının dışında böyle muamele etmek tarihte görülmüş bir şey değildir.

TSK TEZKEREYE DİRENDİ
* Türkiye'de tezkere Meclis'ten geçseydi böyle bir kriz yaşanır mıydı?

-Kesinlikle yaşanmazdı ama daha farklı boyutlarda problemler yaşayabilirdik. Bu sefer ABD askerleri topraklarımızda olacaktı. Dünya kamuoyu gibi Türk kamuoyunu da ikna edemediler. Aslında her ne kadar Genelkurmay Başkanı "tezkerenin geçmesi gerekir" diye görüş beyan etmiş olsa da, tezkereye karşı en büyük direniş TSK'dan geldi.

* TSK sizce niye direniş gösterdi?

-Amerikan askerinin K. Irak'taki operasyonları açısından anlamlıydı. Ben o dönemde tezkereyi başka bir şekilde formüle edip K. Irak'ta Türkiye'yi daha liberal bırakabilecekleri bir ortamın yaratılması gerektiğin düşünüyordum. Tezkerenin geçmesi bizim K. Irak'taki konumumuzu zayıflatan bir olay olurdu. Böyle bir Amerikan anlayışı Türkiye'yi rahat ettirmezdi.

* Peki ÅŸimdiki durumda yeni komÅŸu Amerika bize neler getirecek?

-Yeni komşu bize sadece belirsizlik getirdi. Irak'tan daha zor bir komşu. Saddam Hüseyin'in elimine edilmiş olmasında büyük fayda var, ama Bush'un kolay olduğunu da kimse söyleyemez.

K. IRAK POLİTİKASI DEĞİŞMELİ
Doç. Dr. Arıboğan, Kuzey Irak'ta 10 tane Kürdistan kurulsa bile Türkiye'ye bir şey olmayacağı görüşünü taşıyor "Çünkü Türkiye çok güçlü bir ülke"

* Amerika ile yaşanan kirizlerden sonra sizce dış politikamızda bazı değişiklikler yapmamız gerekir mi?

-Açıkçası benim tek umudum, Amerika'nın Kasım 2004'teki seçimlerinde. Ancak Bush yönetiminin gitmesiyle Amerika-Türkiye ilişkilerinin düzeleceğine inanıyorum. Zaten pek yandaşı yok. Yeni yönetim Afganistan'da olduğu gibi küçük bir birlik bırakarak Irak'tan çekilebilir.

* Dış politikamızı sadece Bush'un geliş-gidişine göre ayarlamamız biraz garip olmaz mı?

-Tabii. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, Türkiye'nin K. Irak politikası Türkmen politikasından ibaret olamaz, olmamalı da. Irak politikası bizim bundan sonraki dış politikamızın belkemiğini oluşturacaktır. Olaya global bakmak gerekir.

* Amerika Irak'tan çekilirse Türkiye için sıkıntılar biter mi?

-Hayır, büyük çalkantılar yaşanacaktır. İşin ilginç tarafı koskoca Amerikan imparatorluğu bir Ortadoğu düzeni kurmak için ya da büyük bir dünya düzeni inşa etmek için iki müttefik edinmiştir. Talabani ve Barzani. Aşiret ile ittifak yaparak dünya düzeni kurmaya çalışmanın ne kadar sağlıklı ve verimli olacağını önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz. Irak'taki halkın önümüzdeki günlerde çok ciddi sıkıntılar çekeceğini düşünüyorum. Onları koruyan sadece Türkiye var.

KÜRTLERLE İÇ İÇEYİZ
* Koruyor muyuz dersiniz?

-Şartlara bağlı olarak değişir tabii. Şu anda korunabilir halleri yok. Bir ittifak ilişkisi içindeler ve biz bu durumdan hoşnut değiliz.

* Peki ya sizin deyiminizle durum kötü gider de ABD Irak'tan çekilmezse ve K. Irak'ta bir Kürdistan kurma eğilimi içine girerse neler yaşanır? Sizin bu konuda bir labirent-fare teoriniz var.

-O teoride şunu söylemek istiyorum. Fare sadece duyularına ve güdülerine güvenerek peynire ulaşmaya çalışır oysa tepeden baksa çıkışı görecektir. Aynı şey bizim için de geçerli; biz de duyularımızdan ve bizi yönlendiren tarihsel güdülerimizden uzaklaşıp Kürt sorununa öyle bir gözle bakarsak bu problemin çözümüne daha net ulaşabiliriz. Bağımsız bir Kürdistan Türkiye için sağlıklı bir gelişme olmaz, ama federal bir yapı içinde değerlendirilebilir. Çok güçlü, 10 Kürdistan kurulsa Türkiye'ye yine bir şey olmaz; önemli olan halka güvenmektir. Türk ve Kürtler o kadar birbirinin içinde yaşıyorlar ki, o kadar iç içeyiz ki.

ANLAMSIZ KAYGI
* Peki o zaman orada kurulacak bir Kürdistan'dan niye bu kadar korkuyoruz?

-Türkiye'nin kaygıları dışarıdan çok yoğun destek alarak bir anlamda petrolüyle beslenecek şekilde çok zengin müreffeh bir Kürdistan'ın kurulması yönünde. Bu Kürdistan eylemlerini Türkiye içine yayarak bütünlüğünü bozabilir endişesi taşıyoruz. Ben bunu anlamsız buluyorum çünkü bağımsızlıklarını kazanmak isteselerdi daha önceden yaparlardı bunu. Bence önemli olan Türkiye'yi güçlü kılıp onlar için bir çekim merkezi haline getirmektir.

* Irak'tan Türkiye'ye geri dönmeye çalışan Kürtlere izin verilmemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

-Şu şartlarda geliş gidişe izin vermek mümkün değil. Kimin gelip kimin gittiğini göremezsiniz. Bu gibi durumlarda böyle gidiş-gelişler çok tehlikeli olabilir.

Balçiçek PAMİR


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler



Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır