|
 |
|

Adım başı Esad posterleri ve "Vatan Sağolsun!"
Esad Ailesi'nin posterleri gözün alabildiği her yerde... Ama tesadüf bu ya, duvarına "Başkan'ın" posterinin asıldığı alışveriş merkezinin içinde bir kitabevi var.. Arapça'ya çevrilmiş bir Aziz Nesin kitabı... Hangisi mi... Vatan Sağolsun!
Bir kez daha özetleyelim. Ayrıntılarına, derinliğine inildikçe renklenen... Kimbilir belki de yıllar yılı kulağımıza "fısıltıyla" nakşedilen sözlerin aksine, "farklı bir Suriye"ydi gördüklerim, yani, "Derin Suriye" değil, "Öteki Suriye!"
Bu nedenledir ki, "ailenizin seyyah yazarı", Öteki Suriye'den İnsan Manzaraları diye bir dizi-yazı yazmaya soyunmuştur..
Çünkü "söz uçar, yazı kalır"a inanmıştır.. Bir de insana...
O halde "insan"ı anlatmaya devam edelim..
ÇAN VE EZAN SESİ İÇ İÇE
Nerede kalmıştık?
Halep'in zenginler mahallesinden, zengin gecelerinden, zengin adamlarından söz edip de yoksul sokaklarını es geçmek mümkün mü?
Bir pazar günü düşünün...
Hıristiyanlar tatilde, Müslümanlar işte!
Hıristiyan mahallesinde "in, cin top oynuyor", sadece kilise önü kalabalığı var.. Tüccar kökenli aileler kırlara, bayırlara, yaz evlerine kaçıyor.. Bir de havuzbaşı partileri, sere serpe güneşlenen genç kızlar, genç erkekler..(Ki sayıca oldukça fazla..)
Müslüman mahallelerinde ve Medina sokaklarında, yani "şehir çarşısı"ndaysa sere serpe tezgahını açmış esnaflar ve sıkı bir alışveriş kalabalığı var.. (Tüm Arap kentlerinde "olmazsa olmaz" kuralına uygunlukta.)
Bu, o kadar enteresan bir duygu ki, benzer durumu da bir önceki cuma günü Şam'da yaşadım..
O gün Müslümanlar tatilde, Hıristiyanlar işteydi!
Halep'te de..
Åžam'da da..
Kentin ortasından "çan ve ezan sesi" geçiyor sanki, ikiye bölünüyor şehirler..
Sıkı bir kalabalığın ortasından, bir kuş sürüsünün içinden çıkıp, birdenbire, kuş uçmaz kervan geçmez caddelere sessizliğe giriyorsunuz adeta...
TÜCCAR AGOP'UN KEYFİ
Ve öyle bir sessizlik ve kural ki bu...
Pazar günü, Halep'te, "tüccar Agop"un dükkanından, "dostlar ve sevdiklerim için alışveriş yapayım" diye düşündüm de; konsolosluk seferber oldu, yaylalara, evlere telefon edildi ama Agop, Nuh dedi peygamber demedi..
"Zinhar, pazar günü kepenk açmam" diye haber gönderdi...
Halep'in sıkı zenginlerinden, "otomobil - yedekparça sektörü"nden ve düzgün Türkçe'siyle beni oldukça şaşırtan Edward'dan da söz etmeliyim..
Onun misafirperverliği sayesinde de "Halep Kebabı"nı tanıdım..
Bizim Antakya-Antep-Adana mezelerinin kaynağını keşfettim... Bir masa etrafında, her dilden, her renkten dostlarla bir sofrada buluştuk da..
Sohbet de kebap da mezeler de çok lezizdi yahu.. Kimse itiraz edemez, bir kez daha söylüyorum hem de bir Adanalı olarak... İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in "Kebap safaları ve patlıcan salatalı neşeleri" için Halepli kadim (eski) aşçılara teşekkür etmeliyiz..
Yıllar boyu onlardan bize geçen, dünya güzeli ve onlarca ruh katılmış lezzetler ve mezeler için... Bir de her daim çiçek açan muhteşem meyve bahçelerini özenle koruyup büyüttükleri ve dünyaya hormonsuz meyvenin ne olduğunu gösterdikleri için Suriyeli tüm çiftçilere!
MÜSLÜMANI, HIRİSTİYANI
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, karmakarışık etnik topluluklardan oluşan bunca ülke gezdim, bunca yer gördüm ama mezheplerin, dinlerin bu denli uyum içinde, neşe oynaya geçinip gittiği, birbirine fazlasıyla saygı gösterdiği bir başka bölge görmedim...
Zaten, Suriye'nin yakın tarihini incelediğinizde "iç sorunlar"ın hiçbir zaman dinsel temele dayanmadığını göreceksiniz... Zaten Suriyeliler, "yüksek sesle konuşmayı bilmiyorlar" dalaşma ve zırlamadan bihaberler, sokaklarda, kahve köşelerinde kavgaya tutuşmuyorlar! Ne mutlu onlara!
Yoksulluk her yerde karşınıza çıkar ya, tabii ki Halep'te de..
Rio'yu bilenler bilir, Cobacabana plajlarında dünya jet-set'i çılgınlar gibi keyif çatarken, arka mahallelerde bir başka cılız hayat hüküm sürer..
Hatta, bu zıtlık, aynı fotoğrafa sığar bazen..
(Ama ne yaman çelişki ve ilginçliktir ki, çocuklar Rio'nun gettolarında, dibe vuran yoksulluk nedeniyle, bez parçalarıyla futbolu öğrenir ve oynamaya başlar.. Ve Pele, Ronaldo gibi yıldızlar da buralarda yetişir, dünyaya kafa tutar!)
YOKSUL SOKAKLAR
Halep de zıtlıkların kenti..
İki ya da üç milyon dolarlık görkemli evlerin alınıp satıldığı, jet set düğünlerinin sıklıkla görüldüğü şehirde, "Halep işi bir masa örtüsü"nü alabilmek için üç saat düşünen ve pazarlık yapan yoksul kadınlar da var..(Bakınız foto..) Üflesen düşecekmiş gibi duran tenekeden bozma evcikler, dört duvar kaplanarak iki ya da üç ailenin birarada yaşadığı kondular da, sefil görüntüler de..
Ve "aslanın ağzındaki ekmeği" kovalayan seyyarcılar da...
Seyyarcılar derken sadece, soğan patates satan tezgahları kastetmiyorum...
Önceki satırlarımızda sözünü ettiğimiz "sınır ticareti" yani kaçakçılığın kökü her ne kadar kurutulduysa da bir başka ticaret var şimdi..
(Burada hatırlatmam gereken bir film var... Antakya'dan başlayıp, Nusaybin'e uzanan, aynı ailenin aynı aşiretin ortasından, sınırdan geçen tel örgüler vardı ya...
Kimi zaman da kaçak ticarette buluşan aileler..
İşte, o "tel boyu insanları"nı konu edinen bir film yapmıştı bizim Sinan Çetin..
Az biraz karikatürize edilmiş olsa da sınır boyundaki ruh yaralanmalarını ve yarılmaları anlatmaya çalışıyordu film...
Hatırlayınız, hani Kemal Sunal'la Metin Akpınar'ın iflah olmaz rekabeti, sınır ötesine düşen Meltem Cumbul'lu, Rafet El Romanlı ve vuslatın yaşanmadığı aşk..
Ama sonunda evlerin içinden geçen tel örgüler, filmin anayasasıydı..)
MARDİN-HALEP HATTI
Şimdi, Mardin-Halep hattı sakinleri çok mutlu; hem bayramlaşma rahatlığına kavuştukları için(Bu kararın uygulanmasında Halep Başkonsolosumuz Hulusi Kılıç'ın gayreti dikkate değer, alkışlamak gerek) hem de sıklıkla izin verilen Antep-Halep otobüs seferleri nedeniyle...
Düşünün ki, Türkiye Başkonsolosluğu, günde ortalama 400 kişinin vizesini onaylıyor... Ve de teşvik ediyor, sınır ticareti, yasal ticarete dönüşüyor böylece..
Bizimkileri de es geçmemek gerek, şehrin orta yerinde özel olarak düzenlenmiş "Antep-Antakya-Mardin Garaji" var.. Onlarca otobüs ya da taksi dolmuş, defalarca sefer yapıyor, "Kimbilir belki de 70'li yılların Kaçakçı Şahan"larının torunları"nı oralara taşıyor, bavullar, Halep işi ürünler bagajlara zor sığıyor...
Kısacası, ekmek, Halep-Cilvegözü hattında şimdi... Zaten ben Halep'ten karayoluyla Türkiye'ye giriş yaptım ki..
Dostlar alışverişte görsün derler ya..
Talihsiz öykülere mezar ve mekan olan, mayınlı sahaların yanıbaşından geçtim ki gülümsemeden edemedim.. Gümrük kapısında tanık olduklarım tülm bu anlattıklarımın özeti gibi sanki.. Benden söylemesi, meraklısı için özellikle, galiba dünyanın en ucuz "free shop" mağazaları da Kilis-Öncüpınar'da..
Evet, bir başka konuya geçiyoruz şimdi..
Tanrım ne zor bir durum...
Derler ki... Hafız Esad dönemini bi görseydiniz, aklınızı tavana vururdunuz..
Aile boyu (Hafız Esad ve iki oğlu) heykellerin, posterlerin sıklığına şaşardınız..
Yine, derler ki.. Beşar Esad, her adım başı rastlanan poster ve heykelleri asgariye indirdi.. Otomobillerde asılmasına artık izin vermiyor, sadece resmi binalarda kalmasına özen gösteriyor..
Ama ben de diyorum ki..
Yine de çok var, kebapçıda da var, kahvecide de, bir mesire yerinde nargile satan çayocağının duvarında da... Yani benim aklım yine tavana vurdu..
Demek ki Baas politikası kolay aşılmıyor ve o kadar kökleşmiş ki posterler bir türlü kazınmıyor! Tabular elden bırakılmıyor...
BAŞKANLIK OTORİTESİ
Otoriteyi ve "Başkanlık katı"nı her an hissediyorsunuz.. Hatta, biraz gülümsemeniz için minik bir örnek vereyim; Şam'da Askeri Müze ve hemen yanındaki Süleymaniye Camii'ni ziyaret edeyim dedim de.. Müze'de Hafız Esad'ın büst ve heykellerinin yanısıra, "tedavülden kalkmış, (belki de Golan yenilgisinin anısına) uçak, tank, top, tüfekler de sergileniyor... Ama sergi alanında yer kalmamış olacak ki, askeri uçaklardan biri hatta büyük olanı camii avlusunda sergileniyor!
Evet, Esad ailesinin poster ve büstleri çok var hem de çok, gözün alabildiği her yerde ve noktada...
Ama aylar önceden duvarlara asılan ve daha yıllarca kaldırılması düşünülmeyen bazı posterler de... Birinde, Amerika'nın son Irak operasyonunda kolu bacağı kesilen ve yaralı gözlerle bakan bir çocuk fotoğrafı ve altında şunlar yazmaktadır mesela... Amerika'ya ve Amerikan mallarına ilişkin!
"Bu çocuk oğlun olabilir.. Eğer ki Amerikan mallarını boykot ederseniz. Amerika sizin sayenizde bir yılda 7,5 milyar dolar kaybedebilir!"
Ama gülmek mi lazım ağlamak mı...
Yine duvarına bu posterin asıldığı alışveriş merkezinin içinde bir kitapevi var.. Bir tesadüf ya.. Arapça'ya çevrilmiş bir Aziz Nesin kitabı...
Hangisi mi..
Vatan SaÄŸolsun!
YARIN
* Sultan Hamit vagonu, son padişah Vahdettin'in mezarı...
* Lazkiye'nin denizi, balığı
* Şam'ın şekeri, günlük hayatı...
Nebi ÖZGENTÜRK
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|