kapat
17.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL


HINCAL ULUÇ


Sibel Balcı'nın kaybolan yılları..

Kafamda çok başka şeyler vardı yazacak.. NTV'deki bir haberle dondum kaldım.. Başka TV'lerde rastladınız mı bilmem?.. Bugün gazetelerde yer alacağından da emin değilim..

Oysa olay büyük.. Öylesine büyük ki..

Türkiye'de bir hukuk devletinde yaşamıyoruz.. Olay bunu gösteriyor. Kanımı donduran bu değil.. Kanımı donduran, bu ülkede hukukun, hakkın olmayışının kimsenin umurunda olmayışı..

Sibel Balcı, Pazar sabahı annesi ile evinden çıkıyor, ÖSS sınavlarına girmek için. Otobüs durağına yaklaşırken bir kapkaççı çantasını alıp kaçıyor.. İçinde sınava giriş belgesi var.

Karakoldan hemen bir tutanak.. Olayı anlatan..

Sibel sanıyor ki, bu belge sınava girmesini sağlar..

Sağlar Sibel.. Hukukun önde olduğu ülkelerde sağlar. Bürokrasinin önde olduğu ülkelerde ise, paçavradan farksızdır ve senin yılların kaybolur, kimsenin umurunda olmaz..

Bu yıl sınava girememek, en azından bir yıl kaybı.. Ama sadece o mu?.. Gelecek yıl, yani okulu bitirdikten bir yıl sonra Sibel sınavlara bu kadar hazır olabilecek mi?.. Olmak için bir yıl daha dershanelerde sürünmesi gerekmez mi?.. Ve de oralara tonlarca para vererek..

İşin manevi yanından söz etmiyorum.. Sibel'in kahrolmasından.. Umutlarının sıfırlanmasından.. Hayata kahretmesinden..

Uygar bir ülkede Sibel dün sınava girerdi. Daha uygar olduklarından değil. Orada Sibel'in hayatını kaydıran "Olmaz" kararını sorumluluktan kaçmak için acımasızca veren korkaklara, asıl kendi hayatlarını kaydıracak ağır tazminat cezaları verilirdi de ondan..

Orada memur "Olur" için çırpınmak zorunda olduğunu bilirdi de ondan..

Orada "Hadi kızım git, seneye gel" lafını edenlerin burnundan fitil fitil getirilirdi hukuka ihanetleri de ondan..

Bizde yapılan herşey yapanın yanına kâr kalıyor.

Kapkaççı yakalandı diyelim.. Ne olacak?. Anında serbest.. Sibel'e kaybettirdikleri ödetilecek mi?. Bizim hukukumuzda böyle tazminat maddeleri var mı?.. Diyelim var, kapkaççı nasıl ödeyecek ki?..

Sibel'i kapıya koyan sınav sorumlusunun da yanına kâr kalacak. Bizde düzen böyle çünkü..

Oysa, o sınav yöneticileri, hakka ve hukuka biraz saygılı, biraz yürekli, biraz sorumluluk sahibi olsalar mutlak bir formül bulurlardı..

Çok mu zordu, bir mürekkebe Sibel'in parmağını bulayıp izini almak..

Koyarsın bir kenara.. Alırsın sınava.. Durumu da en üst makama rapor edersin. Böylece "İş işten geçti" durumunu önlersin.

Üstlerin yaptığına kızarsa da, alt tarafı belgesiz kızı sınava almak soruşturması yersin, biter gider.. Bunu göze alamıyor düşünebiliyor musunuz?.. Bunu göze alamıyor, bir genç kızın hayatının kayması pahasına..

Bunu yapsa, bakın ne olur?..

Sınav bitince kız gider çalınan evrakını yeniden çıkartır, bakarlar. Doğru ise, sınav sonuçları geçerli olur. Kız bir alavare dalavere yaptıysa, canına okunur..

Bu benim yazarken aklıma geleni.. Daha bin türlü yol bulunurdu istenseydi.. İstenmedi..

Çünkü Sibel'in kaybolan yılları, değişen kaderi bu ülkede kimsenin, hiç kimsenin umurunda değildi.

Önemli olan o kahrolası bürokrasi, o kahrolası, sorumluluktan korkan memurlar..

Şimdi iyi düşünün..

Bir genç kızın hayatı böylesine kolay kayabiliyor, daha fecisi, bu hiç kimsenin umurunda olmuyorsa, biz o ülkenin vatandaşları olarak bir hukuk devletinde yaşadığımızı nasıl düşünürüz, malımız, canımız ve haklarımızın güvence altında olduğuna nasıl inanırız?..

Sorumluluk alamayan bir yönetici yüzünden, geri dönüşü mümkün görünmeyen bir hak kaybı yaratıldı..

Hadi YÖK, şimdi çare arasın bakalım..

Gene de aramalı.. İş işten geçtiği halde aramalı.

Türkiye hukuk devleti ise aramalı..

Sibel Balcı'nın, Balcıların hayatları bu kadar kolay kaymamalı..

Kalamış'a huzur geldi!..
Bugün size keyifli bir haber.. Gazeteci yazdıklarından hızlı sonuç alınca bir başka mutlu oluyor. Haber bana aslında üç gün önce geldi, ama hafta sonu tatili, bugüne bekledi..

Kalamış'ta bir pastane DJ'yi ile, bir meyhane ses düzencisinin it dalaşı yüzünden huzur kalmadığını yazmıştım..

Marina yöneticileri hemen aradılar. Duruma derhal el konduğunu söylediler..

..ve "Ne zaman isterseniz buyrun.. Huzuru göreceksiniz" dediler..

Türkiye'de "Kirlilikle savaş" denince ilk akla gelen isim, Sevgili Dostum Rahmi Koç'un ekibinden de beklediğim buydu..

Kalamış'ta ses kirlenmesi bitti.

Artık Ertekin'in kafesinde mehtaba çıkıp "Bir tatlı huzur" alabiliriz..

Kalamış yollarını neden bilmem iki yıldır ısrarla kazılı bırakıp yaptırmayan Belediye de insafa gelirse keyfimiz tamam olur...

Gaflet.. Dalalet.. Hatta hıyanet içindekiler..
Önce şu tüyler ürpertici mektubu dikkatle okuyun..

İçişleri Bakanı da okusun.. Olayların başından beri Fransız, sanki başka ülkede yaşıyormuş gibi susup oturan, ülkeyi tehdit eden bu korkunç tehlikeden Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın uyarısına rağmen habersiz görünen Emniyet Genel Müdürü de okusun..

Ardından iki çift lafımız olacak.

****

Sevgili Hıncal Ağabey,

Ben Bilkent Üniversitesi öğrencisiyim, bundan iki yıl önce sizinle Bilkent'e misafır olarak geldiğinizde de tanışmıştık.

Şimdiistediğim konu Bilkent üniversitesi içindeki uyuşturucu madde ticareti ile ilgili olacak. Eğer bu konuya yeterince eğilirseniz beni ve benim gibi bir çok arkadaşımı çok mutlu edeceksiniz. Çünkü biz şu anda tehditler arasında yaşıyor ve Ankara içindeki birtakım şahıslar tarafından bu maddeleri kullanmaya ve satmaya tehdit yoluyla ikna edilmeye çalışılıyoruz.

Seçilmemizdeki başlıca sebeb bizlerin durumu iyi aile çoçukları olmamız.

Bizim böyle karanlık şahıslarla asla işimiz olmadığı için bu tehditler karşısında kendimizi çok kötü hissediyoruz.

Ben bu şekilde yaklaşan tüm şahısların adını vegerekli tüm bilgilerini vermeye hazırım.

Bizi daha da korkutan bir diÄŸer olay da ÅŸu..

Ankara narkotik ekiplerinin bukonu hakkında yeterli bilgiye sahip olmasına rağmen hiçbirşey yapmayışları. Sanki adamları kolluyorlar.

Bizim tek suçumuz iyi ailelerin çoçukları olmamız ve maddi durumumuzun iyi olması mı acaba?.

Bu konuya acilen ve yeterince eğilinmezse bir çok Bilkentli Türk genci zehirlenecektir. Ben ve arkadaşlarım ilgili tüm polis memurlarının da adlarını ve gerekli tüm delilleri vermeye hazırız.

Acaba Türkiye Cumhuriyetinde polis vatandaşını bu tür maddelerden ve bu maddeleri satan insanlardan korumak için para talep eder mi?..

Eder.. Çünkü bizden ettiler.

Artık bu konuda polisten yardım isteyemeyız.

Ben dört dil bilen kendini çok iyi yetıştirmiş bir genç olarak artık huzurlu yaşamak istiyorum.

Saygılarımla..

****

Nasıl?..

Kanınız dondu değil mi?.. Burası bu ülkenin en önde gelen üniversitesi Bilkent. Ekonomik durumu en yüksek ailelerin çocukları okuyor..

Bu gençler, tehdit altında.. Gittikleri polise de güvenmiyorlar.. Ya başlarına gelecekleri göze alacaklar, ya üniversitede kokain içiçi ve satıcısı olmayı kabul edecekler..

Öbür üniversiteleri, liseleri düşünün.. Amerika Dışişleri Bakanlığı, "Ortaokul önlerine indi uyuşturucu satışları" diyor.. Bizim Emniyet Genel Müdürlüğü, gaflet, dalalet içinde bana anlamsız, içeriksiz yanıtlar yolluyor. Belli ki dehşetin hala farkında değiller. Oyuncak gibi geliyor.. Ya da daha fecisi.. Bilkent öğrencisinin tahmini.. Bir takım polis şefleri işin içinde..

Eğer Türk Gençliğinin uyuşturucu mafyasının eline düşmesi, zehirlenmesi bu ülkede Meclis araştırması açılmasını gerektirecek kadar korkunç değilse, başka hangi konu ciddidir?..

Gençlik nasıl tehlikede.. Nasıl tehdit altında..

Tüm yetkililer, sorumlular uyuyorlar..

Uyumakla da kalmıyor, kokain satıcılarına reklam fırsatı verecek olaylara kılıf hazırlıyorlar.

Medya resmen hain.. Popülizm uğruna, kulüpçülük uğruna, kelle koltukta savaş veren Hıncal Uluç'u, bir de kulüp fanatiklerine hedef gösteriyorlar.

En başta da bizim Savaş.. Savaş Ay.. Hiç ama hiç sıkılmadan, "Hıncal Ağabeyin Daum umurunda değil. Onun amacı üzüm yemek değil.. Onun amacı Fenerbahçe'yi tahrip etmek" diye bir yandan bir gazeteciye yapılacak en ağır hakareti ediyor, bir yandan da, Rüştü'nün, Mustafa Denizli'nin, Engin Verel, Abdullah Çevrim ve en son Feridun Niğdelioğlu'nun başına gelenleri bile bile, beni bu işleri yapanlara hedef gösteriyor, kokain mafyası yetmezmiş gibi..

İnsanda biraz, ama biraz mantık olur.. Bir santim düşünür..

Hıncal Fener'e zarar vermek için ölümü göze alarak yazacak bir gerzek olabilir mi?..

Bir adam bugün bunca tehdit, bunca tehlike içinde gene de yazmayı göze alıyorsa, acaba, amacı çok farklı olabilir mi?.

Hain bir medya.. Gaflet uykusunda bir hükümet ve dalalet içinde bir bürokrasi..

.. Ve tek başına bir Don Kişot..

****

Bilkentli gencin adını açıklamam.Bu mektubu da, Meclis Başkanı Bülent Arınç ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu dışında kimselere vermem.. Gençler merak etmesinler..

SEVDİĞİM LAFLAR
Hatırlar mısın, doğduğun zamanları.. Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.

Anonim

TEBESSÜM
Fıkra Cem İşmen'den

2 rahibe gece vakti bir parkta yürürlerken, birden 2 serserinin saldırısına uğramışlar.. Serseriler iki rahibenin birden üzerine atlamışlar kurtuluşları yok, gözlerini yukarı kaldırmış ve yüce Tanrım demiş bu genç adamı bağışla o ne yaptığını bilmiyor..

Bunun üzerine diğer rahibenin sesi duyulmuş.

"Benimki biliyor."

BİZİM DUVAR
Zorunlu tasarruf faizleri üç yılda ödenecek.

Ziraat Bankası ya, nemaları nadasa bırakacak.

(Ünal Turgut)




Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır