|
 |
|

AHMET HAKAN
Bakanlar (2)
HİLMİ GÜLER (ENERJİ BAKANI); Kabinenin en kibar bakanı desem bilmem diğerlerine haksızlık etmiş olur muyum? Ama şunu çok iyi biliyorum Onun kibarlığında ne konjonktürün etkisi var, ne de en küçük bir zorlama. Doğuştan kibar biri o. Düşünün Gençliğinde Klasik Türk Müziği korolarında yer almış. Alaaddin Yavaşça hocası olmuş. Daha ne olsun!
MEHMET AYDIN (DEVLET BAKANI); Kimileri için "İşte bağımsız düşünen çağdaş bir ilahiyatçı", kimileri için de "Retoriğe fazlasıyla meyilli". Ortası yok. Ama şurası kesin Son dönemin popüler ilahiyatçıları gibi işi ayağa düşürmedi! Belki de bu yüzden "Diyanet" gibi en çok tartışılan alandan sorumlu olmasına karşın en az tartışılan Bakan. Peki bunda Mehmet Aydın Hoca'nın 'riskli konular' gündeme geldiğinde bir tutum almamasının payı yok mu? Bence var. Ama bu durum açığa çıkmıyor. Çünkü muhteşem belagatı, geniş kültürü, hem İslam felsefesine, hem de Batı felsefesine olan vukufiyeti, durumu idare etmesi için kendisine fazlasıyla olanak sunuyor. Keşke "yurt dışında yaşayan Türkler" konusu kendisine bağlanmasaydı. Çünkü bu görev nedeniyle bir ay içinde Amerika'daki Türk yürüyüşüne katılıyor, Türk Cumhuriyetleri'ni dolaşıyor, Mısır'dan Almanya'ya gitmediği ülke kalmıyor. Tabii bu nedenle o özlediğimiz reformlara sıra gelmiyor.
CEMİL ÇİÇEK (ADALET BAKANI); AKP'ye girmekte geç kaldı, uzun süre Tayyip Erdoğan'ı eleştirdi ama seçime az bir süre kala aday oluverdi. Bence onun, bütün bu yaptıklarına karşın, Adalet Bakanı yapılması, Tayyip Erdoğan'ın politikayı öğrenmesinin en önemli kanıtı. Çünkü politikada bu tür şeylere kafayı takmamak gerekiyor. Peki Adalet Bakanı oldu da ne oldu? Bu sorunun yanıtını şöyle verebiliriz AKP Hükümeti döneminde siz hiçbir hakim ya da savcının çıkıp demeç verdiğini duydunuz mu? Toplumu irkilten bir olay oldu mu hakim ya da savcılardan kaynaklanan? Cemil Çiçek işte bunu başardı. Hem de "sessiz ve derinden" giderek yaptı bunu. Herkes onun ne kadar başarılı bir "hükümet sözcüsü" olduğunu anlatıyor ama bence asıl, sorumlu olduğu görevde başarılı.
SAMİ GÜÇLÜ (TARIM BAKANI); Tarım sektöründe bu kadar kısa zamanda önemli işler yaptığını, her zaman hükümetlerin tarım politikalarına muhalefet etmesiyle tanınan Ziraat Odaları'nın başkanı söylüyor. Buraya kadar itirazım yok. Ama ben onun topluma verdiği imajla ilgiliyim. Şöyle bir hali var Ben bir şey söylerim ve herkes benim ne demek istediğimi kavramak durumundadır. Belki bir yazar, bir filozof için geçerli olabilecek bu yaklaşımın bir siyasetçi için geçerli olamayacağını bilmiyor. Mesela diyor ki "İnsanoğlunun gözünü az da doyurmaz, çok da doyurmaz. Peki ne doyurur Kara toprak". Felsefi bir sohbetin tam ortasında kimse böyle bir sözü yadırgamaz. Çok çok biraz klişe bulunur o kadar. Ama bir Tarım Bakanı, buğday alım fiyatlarının tartışıldığı bir ortamda bu sözü söylerse işin rengi değişir. Peki "Sayın Bakan" bu "işin rengi değişir" kısmını neden anlamak istemiyor? Belki de bu zamana kadar pek roman okumamıştır ne dersiniz?
ERKAN MUMCU (KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI); Milli Görüş çizgisinden gelip de kabinede görev alanların yaşadıkları "gerginliği" bir parça anlayabiliriz Ne de olsa eski alışkanlıkları birden bırakıp yeni duruma uyum sağlamanın insani zorlukları vardır! Peki o zaman neden Milli Görüş çizgisinden gelenler değil de Mumcu gergin? Biri bana bu sorunun yanıtını vermeli diye düşünüyorum.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|