|
 |
|

ABDURRAHMAN YILDIRIM
2000'deki tüketim çılgınlığına bu kez işsizlik ve gelir kaybı engel
Bu saptamayla hem işsizlik sorununa dikkat çekmek hem de "iş yoksa para da, tüketim de yok" sonucunu tartışmak istiyoruz. Bu yazıyı yazmamıza da, geçen hafta içinde açıklanan üç veri neden oldu. Birincisi, DİE'nin açıkladığı 2003 yılı ilk çeyrek istihdam verilerinde işsizliğin üç yılda iki katına yükselmesiydi. İkincisi, mayıs ayında tüketici fiyatlarının beklenenden yüksek çıkmasıydı. Üçüncüsü de Merkez Bankası'nın faiz indirimine gitmesiydi.
Üstelik ekonomide canlanma ve tüketim artışının işaretleri var. Anketler iyimserliği yansıtıyor. Perakendeciler belli bir canlanmadan söz ediyor. Kurların da düşük olduğu bir ortamda faizler yaz aylarında enflasyon düşüşüne paralel düşerse tüketim kontrolsüz biçimde artar, enflasyonla mücadeleyi bozar mı? Ya da tüketim artışı ithalatı patlatarak 2000 yılında görülen büyük cari açığa yol açıp yeni bir büyük krizi tetikler mi?
* Tüketimin kaynağı- Ancak 2000 yılına göre 2003 yılı tüketim açısından oldukça farklı geçebilir. Burada da tüketim finansmanı belirleyici olabilir. Tüketim ya gelirle ya servetle ya da borçlanmayla olabiliyor. Borçlanmayla tüketimde ılımlı bir artış var. Tüketici kredileri ve kredi kartı verileri böyle diyor. Bankaların da tüketicinin de 2000 deneyiminden ağzı yanmışa benziyor.
Tüketimi devlet, özel sektör veya hane halkı yapacak. Devlet 2000 yılındaki kadar tüketemiyor, çünkü GSMH'nin yüzde 6.5'i kadar kamu kesimi faiz dışı fazlası vermesi gerekiyor. Kemer sıkıyor, harcayacak kaynağı yok. O zaman harcama devletten gelmeyecek.
Harcamanın şirketlerden gelmesi ise daha çok yatırım yoluyla mümkün. Burada belli bir artış olabilir. Ancak özel sektör yatırım artışı daha çok iç tüketim artışına ve makro ekonomik dengelerin düzelmesine, yatırım ortamının iyileştirilmesine, uygun koşullu finansman olanaklarına bağlı. Bu koşullarda ekonomiyi altüst edecek bir yatırım artışından değil ancak ılımlı bir artıştan söz edilebilir.
* Gelir kaybının boyutu- Geriye hane halkının veya kişilerin tüketim artışı kalıyor. Bu tüketimin borçla patlaması üç yıl önceki deneyimden dolayı zor.
Gelir faktörüne gelince. Bitişikteki tabloda yer alıyor, gelir açısından 2000 yılı seviyesinin gerisindeyiz.
2000 yılında 1.4 milyon işsiz varken 2003'ün ilk çeyreğinde bunun tam iki katı 2.8 milyon işsiz var. İşsizlik oranı da yüzde 6.6'dan yüzde 12.3'e yükseldi. Dolayısıyla iş yoksa gelir de yok demektir. Yani geliri olmayanların sayısı arttı. Buna karşılık geliri olanların sayısı azaldı ve 20.6 milyondan 20.2 milyona indi.
* Ücretlerden gelir kaybı- Gelir tarafında ikinci sorun ise çalışanların maaş ve ücretlerinde reel anlamda meydana gelen ciddi düşüşler. Yine bitişikteki küçük grafiğe bakarsak kamu kesiminde çalışan ve toplu sözleşme kapsamındaki işçi ücretleri 2001 yılında yüzde 11, 2002 yılında yüzde 14 geriledi. Özel sektör çalışanlarının 2002 yılı verileri yok ancak 2001'deki yüzde 17'lik kayıpları var. Bu 2002 yılı hakkında bir fikir verebilir.
Memur maaşlarında 2001'de yüzde 9.7'lik azalmayı 2002'de ancak yüzde 2.8'lik artış izleyebilmiş.
Kamuda ve özel sektörde çalışanların gelirlerindeki bu azalma elbette ticareti de etkiler. Yani gelir kaybının öteki anlanlara sıçradığı, toplumun çok büyük kısmının gelirinin reel anlamda düştüğü kabul edilmeli.
* Servet kaybının boyutu- Tüketim servetten de yapılabilir. Ancak orada da durum pek iyi değil. Çünkü servetlerin değerlendirildiği yatırım araçlarının çoğunun getirilerinde ciddi kayıplar var.
* En iyi ve istikrarlı tek kazanç Hazine bonosunda var. Sadece bu araca yatırım yapanlar son üç yılda servetlerini büyütmeye devam ettiler.
* Dövizde kur düşüşünden ve DTH faizlerinin yaklaşık yarı yarıya azalmasından dolayı ciddi kayıplar var.
* Hisse senedi tarafındaki kayıplar çok büyük.
* TL mevduat faizlerinde ve repoda eski kazanç artık yok.
* Gayrimenkul fiyatlarında gerileme var. Üstelik likidite azlığı söz konusu.
Kısaca servetlerde de aşınma var. Eriyen servetler üzerinden harcama artışı olsa bile, sınırlı olur.
* Hükümetin sorunu- İşsizlikten dolayı geliri olmayanların artması, belli bir geliri olanların gelirlerinin reel anlamda azalması, servetlerin erimesi, borç vermede bankaların ve kişilerin artık daha ihtiyatlı davranması nedeniyle 2001 krizi öncesinde görülen tüketim çılgınlığı tekrarlanmayabilir. Tüketim ancak sınırlı, temkinli, gelir ve servet arttıkça yükselebilir.
Yerel seçimlere hazırlanan hükümetin sorunu ve çabası da bundan.
* Sonuç- "Yoktan yok çıkar, sıkarsan sonu çıkar" Türk Atasözü
Mesajlarınız için:
ayildirim@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|