kapat
Sabah Gazetesi 22.04.2003

Viyolonseli Fazıl için bıraktım

Gülyar Say, hem akademik kariyerini hem de sanatını dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say'la evlenince arka plana attı. Yıllarca "çayın altını yak" bile demeye kıyamadı. Ama sonunda viyolonsele geri dönemeden yapamadı

DOKTORALI, üstelik viyolonsel sanatçısı bir kadın, üstün yeteneği dünyaca kabul görmüş bir piyanistle evlenince neler olur? Tahmin ettiniz belki. Viyolonsel de, hocalık da arka plana düşer. Hayatı, ünlü piyanistin senede 100'ün üzerindeki konseri için tüm dünyayı dolaşmakla geçer. Ama durun bir dakika. Bu durumdan şikayetçi olan yok ki.

Söz konusu kişi dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say'la evli olan Gülyar Say...

Aslında Gülyar Say da kendini bildi bileli müzikle içiçe. Ankara'da ilkokulu bitirir bitirmez kendini konservatuvara zor atmış. Konservatuara girince, viyolonsel eğitiminde başarılı olacağı ortaya çıkmış. Fazıl Say'la da orada tanışmış. 20 yıl önce; 13-14 yaşlarındayken... Fazıl Say ise bir yaş büyük olduğundan bir üst sınıftaymış.

Gülyar Say, ünlü piyanistle konservatuarda arkadaş olmuş. Ama bu arkadaşlık özel ilişkiye dönüşemeden Fazıl Say bir burs kazanmış ve 17 yaşında piyano eğitimi için Almanya'ya gitmiş.

Gülyar Say da konservatuvarı Fazıl'dan bir yıl sonra bitirince, İtalya'da viyolonsel dalında master yapmak istemiş. Ama burs başvurusuna vaktinde yanıt gelmeyince, kendini Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde, konservatuvarda hocalık yaparken bulmuş: "Fazıl gittikten sonra bir-iki yıl mektuplaştık. Sonra konservatuvardaki öğrenci konserinde tekrar karşılaştık. O Amerika'dan, ben de Eskişehir'den gelmiştim. Bir iki defa yemeğe çıktık. Ben Ankara Bilkent'te doktora yapıyor, Eskişehir'de de oda orkestrasında viyolonsel çalıyordum." Özetle Gülyar Say'ın kariyeri gayet iyi gidiyordu. Yardımcı doçentliğe kadar gelmişti. Akademik kariyer yapması için önünde hiçbir engel yoktu. Yoktu diyoruz ama aslında bir engel vardı; oda Fazıl'a olan aşkı... Daha ilk buluşmalarında Fazıl Say, 'evleneceğim kadın bu' diye düşünmüştü. Gülyar Say da aynı fikirdeydi.

"Aradan çok geçmeden de Fazıl'la evlendim. Ben de hocalığı bırakıp Amerika'ya gittim. Fazıl küçük bir apartman dairesi tutmuştu. Çok mutluyduk."

KARİYERDEN VAZGEÇTİ

Gülyar Say; kariyerini, öğrencilerini bırakıp Say'la birlikte ABDnin yolunu tutunca, bambaşka bir dünyanın da içine girdiğinden habersizdi. İlk iki yıl, toplasan üç ay bile New York'ta oturmadılar. Hep turneler vardı. Sık sık Fazıl Say'ın konserleri için Avrupa'ya gidiyorlardı.

"Fazıl'la ilk evlendiğimde, bende büyük bir kompleks oluştu. Aman yarabbi, dedim. Demek böyle müzik yapılıyor, böyle çalınıyor. Çok iyi müzisyenlerle tanışmaya başladım. CD'sini dinleyip ayağa kalktığım adamlar, Fazıl Say'la bilardo salonundaydı, etrafımızdaydı. Bana şaka gibi geliyordu. Onları görünce 'ben artık viyolonsel çalmam' diyordum."

Gülyar Say, kızı Kumru dünyaya gelince eşiyle turnelere gidememeye başlamıştı ve artık yalnızlık hissediyordu. Özellikle ilk yıl çok yalnız kaldı. Eşi turnedeyken, Türkiye'de bıraktığı ailesini, dostlarını daha çok arıyordu: "Zor günlerimiz oldu. Kumru'nun uyumadığı dönemdi. 6 ay kadar sürdü. Fazıl ya yoktu ya da uyandırmıyordum. Uykusuzluk çöküntü yaratıyordu. Sonra bir karar verdik, 'Türkiye'de yaşayalım' dedik. Böylece yalnızlık sorunum da çözülecekti."

Türkiye'ye dönmenin Gülyar Say için çok heyecan verici yanı daha olmuş tabii. Akademik kariyerine devam edemese de, viyolonsele dönebilmiş. Altı ay önce Borusan Filarmoni Orkestrası'nda çalmaya başlayan Say, "Hem tekrar para kazanmaya başladım, hem de çalışıyorum" diyor.

Ama Gülyar Say yeniden sanatçı kimliğine kavuştu diye, evdeki işlerden kurtulmamış: "Ampulün değiştirilmesinden KDV'lerin her ay ödenmesine kadar her işi ben organize ediyorum evde. Hatta bir defasında ben Eskişehir'e gitmiştim. Evde öğrencilerle bir parti vardı. Fazıl bana telefon açıp, 'ocak nasıl yanıyor?' diye sordu. Ocağın yanındaki çakmağa bir kez bile dokunmamış çünkü. O kadar yorgun geliyor ki, kıyamıyorum. Çayın altını yak diyemem hiçbir zaman."


Fotoğraflar: Recai Kömür