
YAVUZ DONAT VİTRİN Hacı Baba'nın dergâhı Kızıltepe, Mardin'in en büyük ilçesi. Nüfusu, Mardin'den fazla. Kızıltepe uçsuz, bucaksız ova.
Mezopotamya.
Şanlıurfa'dan Mardin istikametine giderken, Kızıltepe'ye üç kilometre kala, "sağa bir yol sapar."
"İnce bir köy yoludur."
O yola girer ve beşyüz metre giderseniz...
Karşınıza "Işıklar Köyü" çıkar.
Bu köy Güneydoğu'nun en büyük aşiret reislerinden Şakir Duyan'ın köyüdür.
Aşirettekilerin ve çevredeki halkın deyimi ile "Hacı Baba'nın köyü."
EŞLER... ÇOCUKLAR
Şakir Duyan 77 yaşında.
İki karısı var. 18 de çocuğu.
En büyüğü "Şeyhmuz."
Şeyhmuz'un küçüğü, CHP Mardin Milletvekili Doktor Mahmut Duyan.
"En küçüğü kim" diye soruyoruz.
Şakir Duyan anlatıyor:
- En küçüğü Kenan... 12 Eylül 1980'de Kenan Evren inkılap yaptı... O gece oğlum oldu... Dedim ki, adı Kenan olsun.
O BİR OTORİTE
Duyan aşiretinin reisinin evi "iki katlı."
Ev, bir avlunun etrafında "koca bir kompleks."
İkinci katın bir bölümü "dergâh."
Dergâh, upuzun bir salon.
Yerlerde minderler.
Halı yastıklar.
Yerler halı.
Soba da var, klima da.
Ortada koca bir mangal.
Bütün gün "mırra" hazır.
Dergâha, aşiretten de insanlar geliyor.
Civar illerden, ilçelerden insanlar da.
Bürokrasi de.
Aşiret reisi "bölgedeki otoritelerden biri."
TERÖRE GEÇİT YOK
"Bu bölgede" PKK hiç olmamış.
"Anarşi, terör" olmamış.
Şakir Duyan'a "kaç adamınız var" diyoruz?
Yanıt:
- Vallah bilmem ki... Şimdi burada beşyüz adamım var... İstersen, çağıram... Kimi korucudur... Urfa'da adamlarım var... Antalya'da var... İstanbul'da var... Aşiret böyük... Askerlerim kuvvetlidir... Silahlidir... Namusludir... Vatan bir bayrak birdir... Allah şahittir, buraya ne anarşist girmiştir, ne terörist... Bu devlet böyük devlet... Vallah kızarsam kalkar bu yaşta tepelerim devlete kafa tutani... Aldırma bana şimdi silahi.
DEMOKRATİK ÇOBAN
Aşiret reisi "sabaha kadar uyumamış."
TV seyretmiş.
Diyor ki:
- Savaş, dolar savaşı... Petrol savaşı... Bush ile Saddam'ın savaşı... Saddam kötü adam... Irak'ın başını belaya soktu... En iyi idare demokrasi idaresi... Ama demokraside, çoban iyi olmalı.
- Hangi çoban?
- Ankara'daki çoban... Türk insanı cesur... Çalışkan... Dinimiz kuvvetli... Devletimiz böyük... Ama baştaki çoban iyi olmazsa, Türkiye nasıl kalkınacak?.. Bak nerede benim aşiret varsa, orada anarşi yok... Huzur var... Niye?.. Ben çobanlık edip, sahip çıkmışam... Çoban, çobanlığını yapmazsa, sürüyü kurt kapar.
HACI BABA KIZINCA
Bir ara "bize müsaade... Yolumuz uzun" diyecek oluyoruz.
77'lik Şakir Duyan birden dikleniveriyor.
"Asasına" uzanıyor:
- Sen ne dirsen?.. Benim iznim olmadan, nasıl gitmek istirsen?.. Daha mırra gelmemiş... Daha kahvaltı etmemişez... Benim dergahımı nasıl terkedirsen?.. Seni mırrasız, kahvaltısız gönderirsem bütün Mardin bana demez mi, Hacı Baba ne ne ettin diye... Otur yerine... Bak karışmam ha.
Sohbet sırasında soruyoruz:
- İş, güç?.. Tarla?.. Hayvan?.. Ne alemde?
Aşiret reisi, çocuklarına dönüyor:
- Anlatın... Nerede, ne var?.. İşte birkaç fabrika... Onüç mü, onbeş mi?.. Ovada koyun var... Binbeşyüz... Sonra öteki hayvanlar... Bismil'de kaçbin koyun oldu şimdi, unuttum... Tarlalar... Bu ovada onbeşbin dönüm... Sonra şurada şu... Burada bu...
Şakir Duyan bunları anlatırken, bir ara "çevremizde esas duruşta bekleyen adamlarına" dönüyor. Ve bir aslan gibi kükrüyor:
- Kahvaltı nerede kalmiştir?.. Belkim misafir acikmiştir?.. Yoğurt getir... Tez getirin... Vallah tepelerim ha.
"Adamları" bir ağızdan konuşuyor:
- Başüstüne Hacı Baba. Mırracı muhtar Davut Aşiret reisi sesini yükseltiyor: - Davut... Mırra nerede kalmiştir?
Davuz Oğuz "hazirdir ağam... Hazirdir Hacı Baba" diye, mırralarımızı yetiştiriyor.
Davut "Hacı Baba'nın mırracısı."
40 yıldır, mırrayı o pişiriyor.
"Mırracı Davut" 65 yaşında.
Aynı zamanda "Işıklar köyünün muhtarı."
Zaten "Hacı Baba kimi isterse" o seçiliyor. Örneğin çocuklarından Sinan'a, 1999 milletvekili seçimlerinde "bağımsız aday ol" diyor.
Aşirete de "Sinan'a oy verilecek" haberini salıyor. Sinan Duyan bir anda "16.400 oy" alıyor.
Neyse, dönelim yine mırraya.
Aşiret Reisi Şakir Duyan:
- Dedemin mırra takımları burada durur... Mırra pirdir... Satılmaz... Terkedilmez... Eğer çocuklarım mırrayı terkederse, hakkım onlara haram olsun.
- Bütün çocukların mırra içer mi?
- Mahmut, milletvekili... Ona mırra yollamışam... Demişem ki... Oğlum, Deniz Baykal beyi de mırraya alıştırasen.
"Mırracı muhtar Davut" 7 çocuk, 13 torun sahibi.
Bu arada "köy korucusu."
Söz bir ara "silahtan" açılınca...
Davut dikleşiveriyor:
- 17 yıllık korucuyem... Tabancam var... G-3 tüfengim var... Vallah uçan kuşu 300 metreden vurmazsam, o tüfengi kendi kafama çevirirem... Bak şimdi Yavuz efendi, uçan kuşu nasıl vururem.
"Sabah, sabah dur" diyoruz.
Yoksa 65'lik Davut "Dergah'ın üstünde uçuşup, duran kuşları indirecek." Reis "genç ve güzel" istiyor Duyan aşiretinin reisi Şakir Duyan soruyor: - Yavuz efendi evlisen?.. Çocugun vardir?
- Evliyim.
- Kaç hanimin vardir?
- Bir.
"Hacı Baba"nın canı sıkılıyor.
- İki de oğlum var.
Can sıkıntısı bu defa kızgınlığa dönüşüyor:
- Yavuz efendi... Düşünmirsen, Cumhuriyet'in ordusuna asker lazimdir... İki çocuk olur mi?.. Ayiptir.
DEĞİŞEN DEVİR
Sonra "kendi çocuklarına" kızmaya başlıyor:
- Söylirler, Hacı Baba devir değişti... Senin gibi onlar da tek karı alirler... Sadece Şeyhmuz iki kari aldi.
Şeyhmuz "izin isteyip" söze giriyor:
- Birinci eşim öldüğü için ikincisini aldım... Devir değişti Hacı Baba.
HACI "GENÇ" İSTİYOR
Büyük oğul Şeyhmuz "oldukça esprili."
"İlk hanımdan" olan oğul.
"Hacı Baba" diye söze giriyor:
- Son günlerde anam senden memnun değil... Anamı niye mesut etmiyorsun?
Hacı Baba "get şimdi" diye dikleniyor:
- Anan kocadı... Ah, genç olacaktı ki...
GÜZEL SİYASETÇİ
- Yavuz efendi... Birgün buraya bir siyasetçi hanim geldi... Möhim bir şahsiyet... Dedi ki... Hacı Baba, devir değişti... Artık çok hanım almak yok... Ben çok kızdım.
- Neden?
- Dedim ki... Bak gözel siyasetçi hanim. İki Kürt kızı ile evlenmişem... Bir de Türk kızı almak istirem... Neydi o gözel bayanın adı?.. Dur şimdi söylirem... Eyi bir bayandı emme.
Bu sırada çocukları "bayanın adını" hatırlatıyorlar:
- Işılay Saygın'dı Hacı Baba.
SAĞLIK RAPORU
- Torun sayısı kaç Hacı bey?
- Torun mu?.. Ula çocuklar, deyin bana, kaç oldu... Yüz oldu mi?
- Sağlığın nasıl Hacı bey?
- İyidir çok şükür... Şuram ağrıyor... Sırtım... Romatizma deyiler.
- Oğlun, doktor... Koskoca milletvekili... Sana bakmıyor mu?
- Mahmut eyi çocuktur... Eyi doktordur... Emme ve lakin bevliye doktorudur... Böyük Allah'ıma bin defa şükürler olsun ki, benim bevliyem çok sağlamdir. Aşiret ve siyaset Aşiret reisi Şakir Duyan'ın "dergahında" herşey konuşuluyor.
Tabii siyaset de.
Şakir Duyan diyor ki:
- Hayatımız siyaset... Öbür dünyada da siyaset yapacağız... Eskiden siyasetin daha da içindeydim... Ama Demirel siyaseti terkedince, ben de particiliği bıraktım.
- Demirel'le tanışır mısınız?
- Tanışmak nasıl bir ifadedir?.. 1957'den beri Demokrat Parti'nin, Adalet Partisi'nin başkanlığını yapmışam. 30 yılım siyasette geçmiş... Demirel siyaseti bırakınca, biz de CHP'ye geçmişiz.
- CHP nasıl?
- Valla eyidir... Fena değildir.
- CHP'li olmanıza Demirel ne dedi?
- Gittim bir gün kendisine... Dedim ki... Sen eyi bir arkadaş değilsin.
- Demirel ne dedi?
- Dedi ki... Neden böyle konuşursen?
- Sonra?
- Dedim ki... Begim... Ben Mahmut'u okutmuşam... Koskoca doktor olmuş... Getirip, sana teslim etmişem... Sen benim aslanlar gibi Mahmut'umu ne diye Tansu hanıma bırakirsen?.. İşte o saat, aşiret olmuştur Halk Partili.
- AKP nasıl?
- Sen sorirsen şimdi bana Teyyip'i... Acemidir... Bekliyorum biran önce pişsin, devlet idaresini kavrasın... Ama daha ustalaşmamiştir... Yavuz efendi... Siyasete ara ver... Kahvaltı seni bekliyor. YASAK BÖLGE Mardin, Organize Sanayi Bölgesi'ndeyiz. "Bölge" Mardin ile Kızıltepe'nin arasında. Burada "Duyan aşiretinin fabrikaları" da var.
3 un fabrikası. 3 bulgur. 2 yem.
Ve aşiretin diğer fabrikaları. Organize Sanayii, aşiret reisinin çocuklarından Sinan Duyan'la birlikte geziyoruz.
- Bak, Yavuz abi... Burası benim.
"Benim" dediği yerde, sırtsırta iki fabrika var.
Sinan devam ediyor:
- Öndeki fabrika Duyan Un... Çalışıyor... Arkasına entegre bir tesis kuracaktım... Yağ fabrikası... Ortadoğu'ya yağ satacaktım... Ama savaş lafı çıkınca durdum... Makineleri getirmedim... 7.500 metrekare kapalı alan... Arsası büyük... İşte, şurası.
38 yaşındaki Sinan'ın "şurası" dediği yerin etrafı "dikenli tellerle çevrili." Dışında "Türk askeri" bekliyor.
İçi "Amerikalı dolu."
Sinan Duyan:
- Birgün burada Amerikalılar'a rastladım... Yer arıyorlarmış... Ne istersin dediler... Ağzımdan ayda onbeşbin dolar çıktı... Kabul ettiler... Aslında ucuza gitti... Ama verdiğime, vereceğime beni pişman ettiler.
- Neden?
- Mahmut abim, CHP milletvekili... Ona diyorlar ki, kardeşin Amerikan askerine yer kiraladı... Ben bağımsız bir şahsiyetim... Abimden ne istiyorlar?
Sinan o bölgede "popüler bir insan."
Nereye gitsek "kapılar açılıyor."
Ve Sinan bize "Amerikalılar'ın kiraladıkları yerleri" dolaştırıyor.
Gittiğimiz yerlerde tam resim çekeceğimiz sırada...
Bir "koşuşma" başlıyor:
- Yasak!..
Dolaşırken Amerikalılar'a rastlıyoruz. Bir şey "arıyorlar."
Bir "araştırma" yapıyorlar.
"Nedir" diye biraz kurcalayınca...
Öğreniyoruz ki:
Amerikalılar, helikopterler için beşbin dönümlük bir arazi arıyorlar. "Bu bölge" düz.
Uçsuz, bucaksız Mezopotamya ovası. Suriye sınırının "bitişiği."
Irak sınırına da 130 kilometre.
Amerikalılar'ın "araç... Gereç... Silah için" yığınak yeri.
"Yığınağa dair" Amerikalılar'dan bilgi almak isityoruz.
Ama burada "herşey yasak." |