
YAVUZ DONAT VİTRİN Mezit Vadisi'nde bir halk kahramanı Mezit Vadisi Bursa-İnegöl'ün 20 kilometre doğusundadır. Yüksekliği değişkendir.
Deniz seviyesinden 450 ile 1.250 metre arasında. Havzadaki 12 köyde, yaklaşık 6.500 kişi yaşar.
Orman içindeki köylerde "hayvancılık" yapılır.
"Meyve" yetiştirilir.
Mezit Vadisi'nde "Mezit Çayı" akar.
Ankara'dan Bursa'dan gidenler bilirler:
Bozüyük ile İnegöl arasında, Mezit Çayı üzerinde "11 köprü" vardır.
Hikayemiz "Mezit-3 ile Mezit-4 köprüler arasındaki üç köyde" geçmektedir.
ESKİKARACAKAYA Köyü.
TÜFEKÇİKONAK Köyü.
RÜŞTİYE Köyü.
Üç komşu köy birbirine "yürüme mesafesindedir... İki, üç kilometre." İŞTE O KAHRAMAN 'Kahramanımız' Ali İhsan Akıskalıoğlu. 49 yaşında. Evli (Mine Hanım) ve üniversitede okuyan bir kızı (Pınar) var.
Ali İhsan Bey "inşaat işiyle" uğraşıyor.
İstanbul'da, Moskova'da, Bağdat'ta, Kırgızistan'ta büro açmış. Kazakistan ve Azerbaycan bürolarını açmak üzere.
Rus-Türk İşadamları Birliği Başkanı.
***
Ali İhsan Bey, Tüfekçikonak Köyü'nde doğmuş. "Büyük adam" olmuş.
Ama "dünü... Köyünü" unutmamış.
Ve "devletten hiçbir katkı... Beş kuruş para istemeden" kolları sıvamış:
- Köylüyle el ele vereceğim... Köyümü geliştireceğim.
Sonra "iki köyü daha" bu işe dahil etmiş.
Ve ortaya bir "proje" çıkmış:
"MEHEGEV" projesi. (Mezgit Havzası Ekolojik ve Endüstriyel Gelişim Projesi.)
***
Ali İhsan Bey "Türkiye'deki boş zamanlarını" bu üç köyde geçiriyor.
"Amele gibi" çalışarak.
Devlet bu projeden "haberdar" olunca...
"Projede yer almak... Katkıda bulunmak" istemiş.
Ali İhsan Bey reddetmiş:
- İşin içine devlet girerse, burada yeni bir KİT doğar... Herkes, devletin eline bakar... Oysa ben köylüye balık tutmayı öğretmek istiyorum... Yani onları bilgi ve beceri sahibi yapmayı.
***
Projeyi duyan heyecanlanmış.
"Gönüllü olarak" katkıya başlamış.
Örneğin: Yüksek Seramik Tasarımcısı Mürşit Cemal Özcan. (Anadolu Üniversitesi)
Ziraat Yüksek Mühendisi-Peyzaj Mimarı M. Melih Savaş.
Ürün Tasarım ve Geliştirme, Ekoturizm Planlama Uzmanı M. Zeki Kaba.
"Elele" vermişler.
Mucizeler yaratıyorlar. Köyde resim sergisi Köye ressamlar geliyor. Avrupa'dan, Asya'dan.
Ermenistan'dan, Gürcistan'dan, Rusya'dan, Azerbaycan'dan, Kırgızistan'dan.
Köylü, ressamı "evinde misafir ediyor."
On gün, yirmi gün, bir ay.
Ressam "resim yapıyor."
Köylüye "resim kursu veriyor."
Ve sonra "yaptığı resimleri köyde bırakıp", ülkesine dönüyor.
Bir süre sonra köyde "resim sergisi" açılacak. Resimler, satılacak. Paranın yarısı "ressamın hesabına" yatacak.
Yarısı da "köye kalacak."
Bir Rus ressam köyü çok sevmiş, yerleşmek istemiş. Köylü demiş ki:
- Bir şartla... Sünnet olacaksın.
Rus "olmam" demiş, Rusya'ya dönmüş. Köylü toplanmış:
- Bu yaptığımız yanlıştı... Kimsenin dinine, inancına karışmamalıyız.
Rus'a haber yollanmış:
- Gelebilirsin... Seni sünnet etmeyeceğiz.
Ali İhsan Akıskalıoğlu dedi ki:
- Ressamla konuştum, gelecek... Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen'le konuştum... Gereken kolaylığı gösterecek. Köy konağında cümbüş Tüfekçikonak'taki "köy konağı" iki katlı. Birinci kat köylünün "buluşma yeri."
"Çay ocağı" var.
Ortada bir "soba."
Sobanın üzerinde "kestaneler."
Burada "pişti... Domino" falan oynamak yok.
"Sigara içmek" yok.
Ama duvarda "yasak" diye bir yazı da yok.
Köylü birbirini "kağıt oyunu oynamamaya... Sigara içmemeye" ikna etmiş.
Zaten nereye gitsek duvarda "şunlar" asılı:
Atatürk resmi.
İstiklal Marşı.
Ata'nın Gençliğe Hitabesi.
Ve "Sigara sağlığa zararlıdır" yazısı.
***
Günlük işini bitiren "buraya" geliyor.
Radyo dinleniyor.
TV izleniyor.
Köyün sorunları tartışılıyor.
Sonra da...
"Oyunlar" oynanıyor.
Muhtar Necati (54) akordeon çalıyor.
Seyfettin Portakal (70), Şirin Yavuz (62), Nehar Yardımcı (61), Ahmet Karakurt (71) ortaya çıkıp, oynuyorlar.
Hem de ne oyunlar.
Unutmadan söyleyelim:
Köyde folklor kursu da var, piyano kursu da.
Köy konağının ikinci katı "sergi salonu."
"Tiyatro salonu."
Sergiye, tiyatroya gelenler için "tuvalet."
Tiyatroda oynayanların "soyunma odası."
Tabii köylüye "tiyatro... Genel sanat kültürü... Org... Nota bilgisi" kursları verildiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Kursları "gönüllüler" veriyor.
Örneğin "Anadolu Üniversitesi'nin" hocaları... Mum yapmak günah mı? 'Taşımalı eğitime' geçilince... Köy okulu (Tüfekçikonak) boşaltılmış. Köylü burayı "atölye haline" getirmiş.
"Mum atölyesi." Kurs gören köylü kadınlar "çeşit çeşit... Renk renk" mum yapıyorlar.
Bu mumlar kentlerin "kaliteli mağazalarında" satılıyor. Nuray Hanım "gönüllü öğretmen."
Gittiğimizde atölyedeydi. Köy halkından Saniye Hanım, Neriman Hanım ve Nazmiye Hanım mum yapıyorlardı. Yuvarlak mumlar. Köşeli mumlar. Kuş şeklinde mumlar. Üzeri yaldızlı mumlar. Resim çekerken Nazmiye Hanım "eliyle... Başörtüsüyle" yüzünü örttü.
Ali İhsan Bey "çekinme" dedi:
- Yavuz Bey resmini çeksin.
Nazmiye Hanım güldü:
- Zaten başımıza bu işleri hep sen icat ettin Ali İhsan Bey... Bize mum yapmayı öğrettin... Gerçi para kazanıyoruz ama... Eğer mum yapmak günahsa, günahı senin boynuna ha.
Bu defa Ali İhsan Bey gülmeye başladı:
- Köylü kadın piyano da çalacak... Mum da yapıp satacak... Günahı benim boynuma. Tenis kortu
57. Hükümet'in "Spordan Sorumlu Devlet Bakanı" Erdoğan Toprak, nereden duymuşsa, bu olayı duymuş. Demiş ki:
- Benim de çorbada tuzum bulunsun... Köye bir şey yapayım.
Köylü "tenis kortu" istemiş. Bakan "olur" demiş. Ama sonra "3 Kasım seçimleri gündeme gelince..." Toprak'ın "bakanlığı sona erince..."
Köye "tenis kortu" yapılamamış.
Köylü yine tenis oynamasına oynuyor da... "Futbol sahasında" oynuyor.
Söylemeyi unuttuk, köyümüzde "futbol sahası da" var. SERAMİK ATÖLYESİ Eskikaracakaya Köyü. 65 hane. Muhtarı, Erdoğan Yavuz.
Köylü, yılda 45 gün "tarımla uğraşıyor."
Yılın geri kalan kısmında "yapacak iş yok."
Köyün ortasında "terkedilmiş... Yıkılmaya yüz tutmuş" bir mandıra var.
Köylü, burayı onarmış.
"Atölye haline" getirmiş:
Seramik atölyesi.
Köyün kızları "seramik kursu" almışlar.
Örneğin, ilkokul mezunu Derya Karaca. (20) İlkokul mezunu Nurcan Uçar. (21)
Genç kızlar "yaratıcı."
"Çalışkan."
Bardak, çanak, hediyelik eşya... Akla gelen herşeyi yapıyorlar.
Bir ilaç firması "beşbin ürün" sipariş vermiş:
Seramik bardak.
Biz gittiğimizde kızlar harıl harıl "siparişi yetiştirmeye çalışıyorlardı." Köyün sağlık dosyası Tüfekçikonak Köyü. 92 hane. Muhtarı, Necati Küpçüoğlu. Köy meydanında "kadın tuvaleti" de var "erkek tuvaleti" de.
"Su ile çalışan değirmende" mısır öğütülüyor.
Köyde Fatma (Horoz) ile Gülsüm (Coşkun) dediler ki:
- Tansiyonunuzu ölçeceğiz.
İkisi de "ilkokul mezunu."
Fatma 20 yaşında.
- Gülsüm, sen kaç yaşındasın.
- 21... Bugün yaş günüm.
Köyden sekiz kız "sağlık ocağına kursa gitmiş." Diğer kızlar "sahte hemşireler" diye onlarla alay etmişler. Ama alay edenler şimdi "keşke biz de gitseydik" diye bin pişman.
Sekiz genç kız "ilkyardım... Gebelik testi... Çocuk gelişimi" gibi konularda köylüye hizmet veriyor.
Köydeki her evin "sağlık dosyasını" çıkarmışlar.
Dosyalar "bilgisayarda."
Tabii köyde "bilgisayar" da var.
"Bilgisayar kursu" da. Reçel... Zambak ve Kardelen Rüştiye Köyü. 30 hane. Muhtarı, Ferruh Atan. Köyün en eğitimlisi Melike. (Yılmaz)
Melike, 18 yaşında.
"Liseden terk."
Köyün 9-10 yaşındaki çocuklarına "bilgisayar öğretiyor."
Melikeler'in evinin bir bölümü "imalathane."
Babası Coşkun Yılmaz ve annesi Hatice Hanım'la birlikte reçel yapıyorlar.
Kuşburnu reçeli.
Çitlenbik reçeli.
Böğürtlen reçeli.
Bunları "küçük kavanozlara" koyuyorlar. "Kalite" mükemmel.
Müşteri "kuyrukta."
Melike dedi ki:
- Size birşey göstereceğim.
- Nedir?
- Soğanlı bitki çok kârlı... Köyümüzü kalkındırabilir... Zambak gibi... Kardelen gibi... Köyde 13 evde soğanlı bitki yetiştirmeye başladık... Gelin, bakın... Beğendiniz mi?
Beğenmemek mümkün mü güzel Melike. İtalya'ya tabut satabilirsek... Köyde "marangozhane" kurulmuş. "Beş kişi" çalışıyor.
"Hediyelik eşya" yapılıyor.
"Şarap sandığı" yapılıyor.
Erdinç Usta (Azar) köyün gençlerine marangozluğu öğretiyor. Gittiğimizde "küçük sandıklar" yapılıyordu.
"Hediyelik eşya" sandıkları.
Keramettin Üzülmez de oradaydı.
Köylü, Keramettin'e "Don Kişot" diyor.
Çok atak. Yenilikçi.
Keramettin dedi ki "yeni şeyler yapalım... Batı'ya açılalım."
Daha sonra "öğle yemeği" yedik.
Yemekte, köye "gönüllü destek" veren kahramanlardan Mehmet Zeki Kaba (köylüye mum yapmasını... Ahşap işini öğretenlerden) dedi ki:
- Yeni bir proje var... Eğer başarırsak köy, köşeyi hepten döner.
- Nedir?
- Bizim dinimizde, ölü tabutsuz gömülür... Ama... İtalyanlar, tabutla gömüyorlar... Üzeri işlemeli, bazı kısımları kumaş kaplı, ahşap tabutla... Köyde ahşap işlemeciliği mükemmel... Eğer, İtalya'ya tabut satabilirsek, köye büyük para girecek.
Dedik ki "sizde bu heyecan, köylüde bu öğrenme azmi oldukça, onu da başarırsınız." |