
AHMETHAKAN email: ahcoskun@superonline.com Yılmaz Erdoğan'a gerçekten 'bir şeyhler' oluyor mu? Yılmaz Erdoğan'ın son oyunu "Bize Bir Şeyhler Oluyor", Türkiye'nin yeni siyasi ikliminin ruhuna uygun bir yapıdaymış... Erdoğan, "kim deli, kim akıllı, gerçekten kim inanır, inanç nedir" gibi bir çok soruyla karşımıza çıkacakmış.. Oyunda 'tarikatlar' varmış, 'şeyh' varmış.. Her üç saniyede bir gülecekmişiz!
Daha ne olsun?
Bütün bunlar, merak duygularımı kamçıladı.. Tam bu oyunu izlemek için karar vermişken, Yılmaz Erdoğan'ın Milliyet Sanat dergisine verdiği bir röportajı okudum. Sanatçının oyun hakkında söyledikleri, beni bir anda 'kararsız' kıldı. Hayal kırıklığıyla umut arasında gittim, geldim...
Neden mi? Anlatayım:
Yılmaz Erdoğan, röportajda şöyle diyor:
"Ateist bir geçmişten geliyorum. Gördüğüm herkes ateistti. 'Yok öyle bir şey' dediler, 'tamam' dedik biz de."
Hayır, hayal kırıklığına bu açıklama neden olmadı. Bu cümlelerin hayal kırıklığına neden olacak bir tarafı var ama içindeki samimiyet dozu, insanı etkiliyor. Mütebessim bir edayla okuyup geçilecek cümleler bunlar. Doğrusu ben de öyle yaptım.
Röportajdaki şu bölüm ise, beni, tabii kişisel olarak, umuda en fazla sevk eden bölüm oldu:
"Ama sonra ben bunun (ateizmin) insanın hayatını sürdürebilmesi için çok yeterli olmadığını, materyalist düşüncenin aslında sevimsiz bir fikir olduğunu, bu konuda doğruluk ya da yanlışlık ya da ispat gibi kavramların insanı bir yere götürmediğini gördüm."
Yılmaz Erdoğan, bunları söyledikten sonra, bir şiirinde geçen şu iki dizeyi anımsatıyor:
"Herkes biraz elçisidir Tanrı'nın, kendi mucizesi vardır en azından..."
Buraya kadar her şey güzel.. Sorun bundan sonra başlıyor... Çünkü Yılmaz Erdoğan, "Tanrı'yla buluşmanız ne zaman oldu?" sorusuna, hayal kırıklığı yaratan şu yanıtı veriyor:
"Yalnız benim bu Tanrı söylemlerimin içinde dini kavram yoktur. Bu satırları okuyanlar için söylüyorum kafayı yemedim ben."
Oldu mu şimdi? "Siz benim şimdi dinci olduğumu filan düşünürsünüz, aman sakın öyle sanmayın, o kadar da değil" demeye getirmek için, 'kafayı yemedim' sözü biraz yakışıksız kaçmıyor mu? Her konuda titizlenen bir sanatçının bu konudaki dikkatsizliğini nasıl açıklayacağız? Bir özensizlik göstermek için konunun ille de "dini" mi olması gerekiyor?
Bu kadar değil. "Sol" ve "muhalif" perspektifini bir tevatür olarak bildiğimiz Yılmaz Erdoğan, AKP iktidarından kaygı duyup duymadığı sorusuna yanıt verirken, konuyu üstü kapalı bir biçimde 'türban' konusuna getiriyor. AKP'nin bu konuyu kaşımaması ve ödün vermesi, -evet, ödün vermesi- gerektiğini, oyununun kahramanının şu cümleleriyle istiyor:
"Bir yerde değişmez bir usul oluşmuşsa, (yani türban yasağı artık kökleşmiş ve usul haline gelmişse demek istiyor. A. H.) yenisini yaratın. Çünkü usul amacın önüne geçmekte, kavga sebebi yaratmakta.."
Bunu bir sağcı söylese hiç gam yemem. Ama doğasında 'değiştirmek' 'dönüştürmek' yatan devrimci bir ideolojinin savunucusunun bunları söylemesi, insanı şaşırtıyor.. Sahi bunun adı 'pasifizm' değil mi?
Başa dönersek, aslında konunun biraz karışık ve kahramanımızın da işinin zor olduğunu fark edebiliriz... Nasıl zor olmasın? Bir yandan 'muhalif' olmanız gerekiyor, bunun getirdiği 'şıklık'tan yararlanmak iyidir çünkü. Ama türban konusunda üstü kapalı bir pasifist tez ortaya atarak 'kitle'nin bir kısmını da küstürmemek lazım. Bir yandan 'kontrollü enterasanlık' için hafiften 'Tanrı söylemi'ne kaymanız gerekiyor... Ama 'kafayı yemediğinizin' de altını kalın kalın çizmek zorundasınız.
Zor, gerçekten zor... Tayyip Abi ile Mükremin Abi... Haksızlık yapmayalım. Yılmaz Erdoğan'ın siyasi yorumları hepten çöpe atılacak cinsten değil. Seçim sonuçlarını, Tayyip Erdoğan ile çok sevilen 'Mükremin Abi' tiplemesi arasında bağ kurarak bakın nasıl değerlendiriyor ünlü sanatçı:
"Seçmen iradesinde 'Bu adam bizden biri' cümlesi etkiliyse ki, sonuca göre etkili, o irade Tayyip Erdoğan dedi... Tayyip Erdoğan'ın Kasımpaşalılığı, bazı beyazları rahatsız ediyor olabilir, e, ama sokak öyle. Mükremin'in bu kadar sevilmesinin sebebi ne zannediyorsunuz? Ayrıca Tayyip Abi de onu sever.."
Evet.. "Tayyip Abi" de "Mükremin Abi"yi severmiş.
Peki Yılmaz Erdoğan, bunu nereden biliyor? İşte burada işin en ilginç yönü ortaya çıkıyor. Meğer Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Yılmaz Erdoğan'ın tüm oyunlarını seyretmişler... İşte Yılmaz Erdoğan'ın söyledikleri:
"Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Hanım, bizim her oyunumuza geldiler. Doğrusunu isterseniz bizim tiyatromuza en yoğun ilgiyi gösteren lider Tayyip Erdoğan'dır. Mesela Ecevit belki bizim böyle bir tiyatromuz olduğunu bile bilmiyordur.".
Bakalım Tayyip Bey ve eşi Emine Hanım, "Bize Bir Şeyhler Oluyor"u seyredecekler mi? Ve oyun hakkında ne düşünecekler? Umut mu? Hayal kırıklığı mı? Merakla bekliyorum.. İNŞALLAH: Yeni dönemde ilk kez Tayyip Erdoğan tarafından İngilizce bir cümle içinde kullanıldı. Kendisine "görüşmek üzere" diyen bir Avrupalı lidere Erdoğan, "next year inşallah!" dedi. Bu kullanım o kadar popüler oldu, o kadar tuttu ki, bir anda gündelik yaşamın esprileri arasına girdi.. "İnşallah", "şayet Allah dilerse..." anlamına geliyor. Dindar insanlar, yeryüzünde olup bitenlerin Allah'ın öngördüğü bir kader çizgisinde ilerlediğine inandıkları için, kesin konuşmazlar, 'inşallah' derler... Yeni döneme uyum sözlüğü 

|