'Seymenin görevihamilik yapmak' Batmanlı Kemal Sinanlı, 4 korucu köyü ve 45 bin dönüm toprağın sahibi. İngiltere'de 8 yıl geçirdikten sonra ağalığı babasından devralmış 3 bin köylünün ağası, "Onlara hükmetmiyoruz, görevimiz hamilik; onlardan da arazilerimizi kullandıkları için sevgi, saygı bekliyoruz" diyor Batman'a 30 kilometre kala Bademli köyü tabelasını görünce asfalt yoldan ayrılıp pamuk tarlaları arasındaki toprak yola giriyoruz. 10 kilometre sonra Bademli karşımızda. Kerpiç evlerin arasından geçip büyük demir bir kapının önüne geliyoruz. 'Ağa'nın arabası daha köye girmeden görülmüş olmalı, kapı hemen açılıyor. Mozayiklerle süslü yazlık ve kışlık konakları, ağaçlıklı bahçeleri, şantiyeleri, hizmetlilerin kaldığı binalarıyla Sinanlı Çiftliği'ndeyiz. Karşımızdaki genç adam da 4 köy ve 45 bin dönüm toprağa sahip Sinanlı ailesinin genç ağası Kemal. Sinanlı, bölgenin en köklü, en kalabalık ailelerinden biri. Akrabalık ilişkileriyle bölgedeki nüfusları 50 bini buluyor. Çekirdek aile ise çok küçük. Baba ve amca çok önce vefat etmiş. Kemal Sinanlı "Şimdi annem, kardeşim, amca çocukları Cengiz ile Reşit var. Toplam 10 kişiyiz" diyor. Ama bu çiftlikte sadece annesi ve kardeşiyle Kemal Sinanlı kalıyor. Amca çocuklarının çiftliği Sinan Köyü'nde. Yüksek duvarlarla çevrili avluda dolaşırken bakarken "Hoş geldin" demek için gelen yaşlı üç köylü çıkıyor karşımıza. Eğilip 38 yaşındaki genç adamın elini öpüyorlar. Bu ağaya saygı ve geleneğin bir parçası. Sinanlı'nın 4 korucu köyündeki 3 bin köylüsü ile ilişkisi böyle. Kemal Sinanlı "Bizim aile ile bu topraklar üzerinde yaşayan insanların hiçbir yerde olmayan çok orijinal bir ilişkisi var. Biz onlara hükmetmek için çaba sarfetmiyoruz. Onlar da bizim emrimiz altında olmak için çaba sarfetmiyorlar" diyor ve ekliyor: "Bizim görevimiz onlara hamilik yapmak, her konuda onlara yardımcı olmak, onların da görevi bizim arazilerimizi kullandıkları için bize saygı ve sevgi duymak, başka bir şey yok." "Köydeki her şeye siz mi karar verirsiniz?" diye soruyoruz. Kemal Sinanlı "Benim babamdan aldığım ilk ders, 'sen köyün sahibisin, köylünün değil' oldu. Bu yüzden hiçbir şeylerine karışmayız" diye yanıtlıyor. Ama karıştıkları bazı şeyler de var elbette. Köyde huzursuzluk çıkaranlar, birbirlerinin ırzına namusuna karşı hareketi olanlar, karşılarında Ağa'yı buluyor; "Hemen köyden çıkartırız. Evlerinin hemen tamamı bize aittir ama eğer ev onunsa satın alır gönderirim. Çünkü bu çok önemli. Köyde böyle birinin olması her şeyi bozar." Kemal Sinanlı, baba ve amcasının ölümü üzerine amca oğullarıyla birlikte ailenin başına geçmiş. Ama iyi bir eğitim ve hazırlığın ardından. Yani o da en iyi okulda okusun denilen ağa çocuklarından. "Lise ikiye kadar burada okudum. Sonra olaylar nedeniyle ailemiz Karamürsel'de bir ev aldı annem ve kardeşimle okul için oraya gittik. Liseyi orada bitirdikten sonra da aile kararıyla İngiltere'ye gönderildim." Baba iki çocuğu için masraftan kaçmamış. Amca çocukları elektronik ve tekstil okurken, Kemal Sinanlı Galler Üniversitesi'nde İnşaat Mühendisliği Fakültesi'ni bitirmiş. Mühendislik tercihinin nedenini "80'li yılların başında ailemiz bölgede müteahhitlik işleri de yaptığı için inşaat okudum. Sonra da memlekete döndüm" diye anlatıyor. Dil eğitimi, iki yıl lise tekrarı derken Kemal Sinanlı İngiltere'de tam 8 yıl kalmış. Nasıl etkilendiğine gelince... "Bir defa oraya gider gitmez o gelişmişlik, her şeyin çok güzel ve temiz olması çok etkiledi beni. Sanki böyle bir Afrika ülkesinden uzaya gitmiş gibi oldum. Her şeyiyle mükemmel bir devlet, keşke bizde de olsa dedim." Ama kalmayı hiç düşünmemiş. "Çünkü" diyor "Buraya olan manevi borçlarımız vardı. Bizi oraya gönderenler, kalalım diye göndermediler. Orayı görelim iyi algılayalım, buranın güzelliklerini kendi memleketimize taşıyalım diye bizi gönderdiler." Sohbete kışlık evin misafir odasında devam ediyoruz. Koltuklar da var ama yöre alışkanlığı ile minder tercih ediliyor. Sinanlı yurt dışından dönüşünü anlatıyor: "Amca çocukları ile beraber bir inşaat şirketi, bir de tekstil şirketi kurduk. Reşit tekstilciydi o tekstilin başına geçti. Arazilerimiz sulu arazi, pamuk ekiyoruz. Düşündük ki bu bölgede entegre bir tesis kurarsak, hem çok büyük bir istihdam oluşturacaktık, hem de iyi iş yapacaktık." 100 milyon dolarlık teşvik alınmış, yer seçilmiş ama o sırada köy baskınları çatışmalar artmaya başlamış. Bunun üzerine beklemeye karar vermişler. Bekledikçe de olaylar yayılmaya büyümeye devam etmiş. "O arada ağabeyim öldü, babam öldü, yıl 1995 oldu. Biz kendimizi toparlayıncaya kadar teşvik süremiz doldu geçti. Teşviki uzatmamıştık o karışıklıkta." Sinanlı ailesi bu yatırımları şimdi yeniden başlatıyor. Biz konuşurken hizmetliler yer sofrasını kuruyor. Daha doğrusu et sofrası. İki çeşit kebabın yanında haşlanmış, kızartılmış et çeşitleri de var. Sinanlı ailesi çiftlikte yer sofrasını kullanıyor. Diyarbakır'daki evlerinde ise yemek masada yeniliyor. Kemal Sinanlı bunu ev düzeniyle açıklıyor; "Burada yer minderlerinde oturunca yerde yiyoruz ama Diyarbakır'da koltuklar var. Yemekte de masa kullanıyoruz." Sinanlı ailesi merkez sağdaki yerleri ve koruculuğa verdikleri destekle bölgenin en sıkıntılı son 10 yılını daha kolay geçirmişler. Akşam saatlerinde çiftlikten ayrılırken kapıdaki silahlı iki nöbetçi o dönemi hatırlatıyor. "Bu bir şey değil" diyor Kemal Sinanlı, "Terör döneminde kapıda 10-15 kişi olurdu. Ama asıl önemlisi o yıllarda tarlaların ekilememesi, yatırım yapılamamasıydı." 
GELENEKLER HİÇ DEĞİŞMEDİ Kemal Ağa'nın köydeki çiftliğinde yer sofraları kuruluyor. Diyarbakır'daki evlerinde ise yemek masada yeniliyor. Bu durumu ev düzeniyle açıklıyor. |