kapat
Sabah Gazetesi 20.12.2002

Son kabadayı da öldü

Kürt İdris de gitti. Son kabadayı, giderken yanında bir dolu şeyi de götürdü. Mala, ırza göz dikmemeyi. Gariban kollamayı, adaletli olmayı, hak yemezliği, eline beline diline sahip olmayı, bin düşünüp bir konuşmayı da aldı götürdü yanında Kürt İdris.

Şimdi bu izleri sürecek, "Kabadayı" sıfatını hak edecek o kadar az adam kaldı ki geride. Nereye baksan, yengeç gibi yampiri yürüyen. Nereye dönsen beter bakan, konuşan, nereye yönelsen mebzul bitirim, tel maşa mafya, kaplama külhanlama var. Var da, yağan değil, sadece gürleyen cinsten çoğu.

Çatal yürek

İdris Özbir, 18 yaşında sırım gibi, çatal yürek, demir bilek bir delikanlı olarak, ta Kars'tan, Susuz Kasabası'nın ırak köylerinden kopup gelmişti İstanbul'a. Zaman kimileyin tuzaklar, kimi zaman "alemde padişahlıklar" getirdi ona.

Vurdu, vuruldu. Alındı, bırakıldı. Girdi, yattı, çıktı.

Ama. Aman haa!.. Zamane türedileriyle karıştırmayın onu haa. Ateş edilmişse tetikçisi vurup, vurulmadı. Kan, hem karşının, hem kendinin bedeninden bizzat aktı. Dublörleri değil, bizzatihi kendi alındı, sorgulandı tutuklandı, bırakıldı. Ve o alemin tabiriyle "yatağı değil kendi yattı" bin yıllarca mapusta.

Sevginin temeli

Eski Bab-ı Ali kalem ustalarının: "İdris içeri düşünce, tekmil garibanı bayram yapardı cezaevinin. Hele de sübyan koğuşu. Çünkü o gelince rezillikler biter bir dirhem et kursaklarına girerdi başka yerlerine değil" deyişi o yüzdendir Kürt İdris'e.

Onun böyle yiğit, adil, korumacı oluşunadır sevgi ve saygıları.

Ve şimdi de kaçınılmaz sona ulaştı Kürt İdris. 26 yaşında dalyan gibi bir gençken trafik kazasında yitirdiği oğlu Yavuz'a ve en yakın arkadaşımdı dediği Dündar Kılıç'a kavuştu.

Geliyorum eşkıyalar

İdris Özbir'in öldüğünü duyunca, nedense Eşkıya filminin son sahnesi geldi aklıma. Hani Şener Şen'in, vurulduğu halde kollarını açıp da "Yanınıza geliyorum eşkıyalar" diyerek, kendini yıldızlı gecenin kollarına atış sahnesi geldi.

Son yıllarında birkaç kez oturup dertleşmiştik. "Bu dünya bizim sandığımız, yaşamayı arzuladığımız dünya değil kardeş. Bir sürü şeyi anlayamıyoruz. Saat dolduruyoruz" demişti.

Şimdi o da, gerçek delikanlıların göçüp, biriktiği alemin kollarına bıraktı kendini. Nur içinde yatsın. Mekanı Cennet olsun.

Nerede o delikanlılar?

TARİHTEN BİR YAPRAK

TIk tık Bekir, Asfalt Rıza, Süleyman Sırrı, Kel Mahir, Deveci Abdullah, Bornovalı Nuri, Zürrük Ali, Acemoğlu Galip, Keleş Ahmet, Dringo Mustafa, Çeçen Cumali. Karagümrük'te Yarımdünya İsmail ve Sadullah kardeşler. Çarşıkapı'da Battalağa, Fevzi Öz'ün babası Ali Öz, Rizeli Nazım. Unkapanı'nda Kürt Abbas, Cabbar Kilimci. Küçükpazar'da Arnavut Küçük Cafer, Tahtaburun Sezai, Süleyman Şuda, Vadullah Hasan. Heybetli'nin babası Hüsso lakaplı Hüseyin Heybetli, Nazım ve Zülfi kardeşler, Kasımpaşa'da Arnavut Büyük Cafer, Bahriyeli Rafet, Beyaz Nuri, Zımzım Mustafa, Bahriyeli Muhteşem. Yenişehir'de Rum Dayiyani, Sinebar Recep. Tahtakale'de Aşureci Kemal, Boksör Niyazi, Kako Memed, Çeşmemeydanı'nda Çamur Şevket, Köfte Mustafa, Yarımyanak Mustafa, Necdet Kuka, Yılmaz Doğan. Galata'da Oflu Hasan, Hüseyin, Osman kardeşler. Dündar Kılıç. Kürt İdris."

Çoğu bu dünyaya veda etmiş kabadayı adamlar. Kabadayı ve ille de adam gibi adamlar.

KABADAYI TARİHÇESİ

Tulumbacı geleneğikabadayılığın temeli

Önce tulumbacı, sonra kabadayı. Eskiden 'fahri polis'tiler, bugün hapse girip nam salma peşindeler.

Tulumbacı geleneği olarak başlayan kabadayılık, sonra mahalle ağabeyliğine, sonra da bitirimhane işletmeciliğine dönüştü. Amatör itfaiyecilik olarak kabul edilen tulumbacılık kaldırılıp, itfaiyenin kurulmasından sonra, çok sayıda genç işsiz kaldı. İşte kabadayılık böyle ortaya çıktı.

RACON KESME

Karakola gitmemek en büyük kabadayılık

Racon keserlerdi. En ağır raconlar kumarda hile yapmamak, başkasının kızına göz koymamak, hırsızlık yapmamaktı. Silah kaçakçılığıyla, uyuşturucuyla, çete işleriyle ilgileri yoktu. Mahallelerinde başları eğik, saygılı adamlardı. Kabadayılar karakola gitmemeleriyle övünürdü. Şimdikiler gibi polise yakalanmak, hapse girip nam salmak adetleri yoktu. Birçok zaman polise yardımcı bile olmuşlardır.

BİR CEZAEVİ ANISI

Madanoğlu'na rakı ikramı

KÜrt İdris ve Dündar Kılıç, Davutpaşa'ya Madanoğlu'ndan önce gitmiş ve o gelene kadar 'düzenini' kurmuşlardı. Madanoğlu'nu, ''Hoşgeldiniz, bir emriniz var mı?'' diyerek karşılamıştı "Abi"ler. Gerisini Madanoğlu şöyle anlatır:

Biri yanıma biri karşıma

Askeri Cezaevi'nde ilk gün: Gösterilen koğuşa gittim, sigaramı yaktım. Oradan buradan 'geçmiş olsun' sesleri. Öğleden sonra olmalıydı. Orta yaşlarda bir adam gelip önümde durdu. "Paşam" dedi, "Duyduğuma göre siz akşamüstleri aperatif alıyorsunuz. Burada size hizmet etmek istiyorum. Acaba ne zaman emredersiniz?" Kimdi bu adam? Benimle dalga mı geçiyordu?

Nasıl iş bu?

Askeri Cezaevi'nde değil miydik yoksa? Başımı kaldırdım, yüzüne dikkatlice baktım. Adam bayağı ciddiydi. Köyünde veya mahallelerindeki bir oturmada dışarıdan gelen bir konuğunu ağırlayan varlıklı biri gibi içten ve rahattı. Daha fazla üzülmesine dayanamadım, "Akşama doğru" dedim, "Bir duble rakı, biraz salatalık yeter!"

Kimsin sen?

Bir yandan da düşünüyorum. Bu nasıl iş? Bu ünlü cezaevinde bir sivil tutuklu, emekli bir korgenerale rakı ikram edecek?. Doğrusu merak etmeye başlamıştım. Derken, vakti kerahat geldi ve bizimki elinde küçük bir tepsiyle göründü. Ne istediysem, ne beklediysem hepsi işte karşımdaydı. Tepsiyi yanımdaki küçük masaya indiren genç irisi adamı bileğinden tutup yanıma oturttum. "Söyle bakayım" dedim, "Kimsin sen?" Kabadayı tarafını zarif bir şekilde saklamasını bilen bu adam, iki elini göbeğinin üstünde kavuşturdu: "Benim adım Dündar Kılıç, hemen karşımızda duran şu kardeş de en yakın arkadaşım Kürt İdris efendim" dedi.