kapat
Sabah Gazetesi 23.06.2002

HINCAL ULUÇ

Hıncal'ın yeri

Onu "Biri" yazmalıydı..

Ortaköy'de Ertekin'le otururken, sırtında gitar kutusu ile önümüzden geçerdi, o muhteşem pos bıyıkları ile.. Akşamüzerleri meydanda bir yerde ekstra yapar, dönerken, ya ben onu görür "Hey Pepe" diye bağırırdım, ya da biz lafa dalmışsak, Pepe laf atar, baktırırdı, o harika İtalyan aksanlı Türkçesi ile... Bir dakika bile değil.. Belki birkaç saniye.. Ama yeterdi.. Sevgi dolu bakışlar, bin yıllık lafa değerdi.. Biz onu "Otur bir espresso" diye davet ederdik.. "Sonra.." derdi.. O bizi gece müzik yaptığı kulübe davet ederdi.. "Bir gece mutlak.." derdik..

Ah o erteleme merakımız.. Sanki yarınların tapusu, garantisi var.. Doğan Canku telefon edip "Boss.. Pepe fena halde hasta.." dediğinde "Pazartesi, salı müthiş doluyum, çarşamba buluşup gidelim" dedim, gene eşekçe erteleyerek.. Ölüm ertelemiyor. Salı öğleden sonra Doğan yeniden aradı.. "Boss, maalesef.."

"Bu kadar hızlı mı?.."

"Bilinmez ki Boss" dedi, Doğan.. "Bilinmez ki.."

Ama biz, hâlâ, ısrarla, devamla, bilirmiş gibi ertelemeye devam ediyoruz..

Pepe, Ankara'dan dostum, arkadaşımdı.. Erol Pekcan davul, Pepe gitar, Selçuk Sun da bas çalardı.. Nasıl da güzel çalarlardı. Sonra üçü de İstanbul'a taşındılar.. Önce Erol'u kaybettik. Şimdi de Pepe'yi..

Yavaş yavaş yukarlarda bir yerlere taşınıyoruz dostlar..

Pepe'yi en iyi yazacak adamdı Doğan Canku bu ülkede..

Ona dedim, "Yaz" diye..

***

1968 yılında tanımıştım onu. Neredeyse göğsüne kadar inen koskoca pala bıyıklarıyla babacan, güleryüzlü, enerji dolu, yüreği sevgi dolu bir beyefendi, bir Venedik soylusuydu. Giuseppe diye başlayıp........Cursi diye biten upuzun soylu ismini en yakın arkadaşları bile pek bilmezdi; çünkü o kendini sadece PEPE diye tanıtırdı; PEPE CURSİ.

2. Dünya Savaşı gençlik yıllarını acı hatıralarla doldurmuştu. Naziler en sevdiği arkadaşını gözleri önünde kurşuna dizdiklerinde kendi ülkesinde bile yaşamaya tahammülü kalmamıştı. İkinci vatanı olarak Türkiye'yi seçti. Nüfus kağıdında hep İtalyan kaldı ama kalbinde bir Türk'ten daha Türk oldu. Müzik onun her şeyiydi. Ahlaklı ve nitelikli müzik yapmak uğruna neler feda ettiğini bilen birkaç kişiden biriyim ben. Hayatım boyunca birlikte sorunsuz müzik yaptığım tek insandı diyebilirim.

Ondan öğrendiğim birçok şey müziğime de yansımıştır. İşine, sahneye, seyircisine, enstrümanına ve müziği paylaştığı arkadaşlarına karşı duyduğu saygı ve sevgi beni derinden etkileyen en önemli özelliklerinden birisiydi.

Pepe ile birçok kez sahne paylaştım. O, derinine müzik bilgisi ve bilgeliğine rağmen her zaman beni daha çok yüceltmekten zevk almıştı.

Sahneyi paylaştığımız bir anı hiç unutamam. Bir gün ben, tek başıma bir parçayı çalarken aşırı gürültü yapan duyarsız ve saygısız bir dinleyici kitlesine mikrofonundan şöyle seslenmişti: "Beni dinlememeniz umrumda bile değil; ama sizin yüzünüzden benim için çok değerli bir müzisyeni ben de dinleyemiyorum."

Onunla paylaştığımız öyle çok anı var ki; Boss bu köşeyi 6 aylığına bana tahsis etse de yetmez.

Hayatında tutku derecesinde bağlı olduğu üç şey vardı; müzik, espresso kahve ve sigara. Müzik onu yaşatandı, sigara ise öldüren. Espresso kahvesi ise vatanından kalan tek hatıra.

Onu sigaradan vazgeçirmek için az uğraş vermedik. "Bu sigara seni öldürecek" dedikçe o, bize gülerek: "Mümkün değil ben 150 yaşına kadar yaşayacağım" derdi. Kim bilir belki de sigara içmemiş olsaydı gerçekten yüz yaşını çok çok aşabilirdi.

Pepe hep "Ben ateistim" derdi. Yaşadığı acı olaylar onu gençlik çağında Tanrı'yı inkar etmeye kadar götürmüştü. Bu konuda kendisi ile bir kez bile tartışmamıştık. Ne inanmadığı için ben onu,  ne de inandığım için o beni bir kez olsun incitti. Bu konuda birbirimize hep saygılı olduk. Pepe'nin Tanrıtanımazlığı beni hiç rahatsız etmedi. Zira o hep Tanrı'nın buyurduğu ahlak kuralları içersinde yaşadı. Ve tabii ki Tanrı da onu son nefesini verirken mükafatlandırdı. Böyle oldu. Evet, evet inanıyorum ki böyle oldu..  Sevgili eşi Sezi ve gerçek evladı olarak kabul ettiği Ayşe'sinin gözleri önünde zar zor söyleyebildiği tek cümle ile son nefesini verdi.

"Allah, La ilahe İllallah." ..ve de daha önce vasiyet etmişti.. "Beni Türk mezarlığına gömün" diye..

Hey gidi koca pala bıyıklı Pepem hey.. Yolun açık olsun, ruhun esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın nuru ile dolsun. Seni ve müziğini daha şimdiden nasıl özlüyorum bir bilsen..

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar

Abuzittinciğim,

Sen bu mektubu aldığında Senegal maçının üzerinden bir gün geçmiş olacak! N'oldu acaba Afrikalıları da götürdük mü? Gene, Dünyanın dörtbi tarafında milyonlar caddelere sokaklara döküldü mü? Artık yarı finalde miyiz? Ellerinde bayraklar, yurdumun insanları, coşku içinde marşlar söylerken, fırsattan istifade, büyüklerimiz bi bankayı daha gümletip gürpp 2 milyar doları daha bize langırtladılar mı?

Yoksa maç Senegal'in mi? "Doğrusu ben buralara kadar geleceğimize inanmıyordum.. Zaten, Brezilya Kosta-Rika'ya 5 çekmeseydi gelemezdik de. Fransa, Arjantin, İtalya elenirken biz finallerdeyiz.. Futbol topunun cilveleri.. Veya Can Bartu'nun yazdığı gibi 'Vallahi Mucize'.."

Milli Takım'a da Şenol Güneş'e de helal olsun.. İşin normali o ki, milli takımımızın teknik direktörüne biçok ülkenin profesyonel takımından transfer teklifleri yağacaktır.. Takımı buralara çıkardığına göre Fatih Terim'den daha çok sükse yapması gerekir.. Belki de şimdiden İtalya'dan Fransa'dan, İngiltere hatta belki Amerika'dan bile teklif almıştır da gizliyordur.. Ama o ne kadar saklarsa saklasın yakında gazetelere haberler sızar..

Bizim maçların TV yayınında dikkatimi bişi çekti Abuzittinciğim..Özellikle 1-0 lık Japonya maçında.. Belki Senegal maçında da aynısı olmuştur. Şenol Güneş maç boyu ne kadar çok ekrana geldi.. Maç oynanıyor kritik bi pozisyon başlangıcı, pat ekranda Şenol Güneş.. Bağırıp, el kol hareketleriyle futbolculara talimat veriyor.. Üç-beş dakika oyun, pat, gene Şenol Güneş! Yani insanda öyle bi düşünce uyanıyor ki Şenol Güneş o talimatları vermese takım duracak, çocuklar ne yapacaklarını şaşırıp kalacaklar! Valla ben bunu yadırgadım Abuzittinciğim. Çünkü maçı yalnız Türkiye izlemiyor.. İtalya'sı Fransa'sı İngiltere'si Japon'u bi sürü kanal canlı veriyor. Böyle bi uluslararası yayında zırtpırt teknik direktör görüntüsü olamaz ki! Adam maçı seyredecek, teknik direktörü değil! Sonradan öğrendim ki meğer sahada TRT'nin de kameraları varmış ve bizim rejiden direkt yayına verilebiliyormuş. Yani dünyaya yapılan yayın ayrı, Türkiye'ye yapılan yayın ayrı! Bizdeki "Ekstra Şenol Güneş" ilaveli.. İlginç değil mi? Acaba neden böyle bişeye lüzum gördüler!? "İşte Şenol Güneş takımı böyle yönetiyor.. O olmasa işimiz bitikti" izlemini vermek için mi?.. Peki ama bi teknik adam oyun sırasında oyunculara bu kadar çok karışırsa futbolcular maça nasıl konsantre olabilir bu bir.. 50 bin kişinin çılgınca bağırdığı bi stadyumda santra yuvarlağındaki futbolcu, pistin kenarındaki adamın sesini nasıl duyabilir bu da iki.. Ama demek ki duyabiliyor ve bi gözleri de daima Şenol Güneş'te, yaptığı el kol hareketlerini görüp konsantrasyonlarını bozmadan top oynayabiliyorlar.. Bin kere bravo! Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.Kardeşin Güneş

Babayı özel yapanminik şeyler!..

* Yürüyemeyecek kadar yorulduğunuzda sizi kucağında taşıdı.

* Geceleri yattığınızda size kitaplar okudu, masallar söyledi.

* Topa nasıl vurulur, oltaya yem nasıl takılır, size o öğretti.

* Sizinle kumda kaleler, karda adamlar yaptı.

* Ev ödevlerinizi, derslerinizi anlayabileceğiniz bir dille anlattı.

* Pazar sabahları size omlet yaptı, sucuk kızarttı.

* Size öğütler verdi, ama kararlarınızı da destekledi.

* Bir hata yaptığınızda sizi ilk affeden o oldu.

(Tahmin ettiniz tabii. Reklam kurbanı oldu, geçen haftadan kaldı.)

Çiller ve Baba!..

Tansu Çiller "Her zaman doğruları söylüyorum, ama nedense kimseyi inandıramıyorum" demiş..

Cevabı, Cüneyt Arcayürek'in yeni çıkan kitabında, Hakkı Devrim bulmuş, Süleyman Demirel'in ağzından..

"Bu kadın büyük yalancı. Verdiği sözleri tutmuyor. Yumruk kadar kafası televizyona çıkmaktan başka şey bilmez.."

Bu sabah okudum ki, Süleyman Bey de "Cüneyt Arcayürek'in kitabında yazdıkları beni bağlamaz" demiş..

Beni bağlar..

Cüneyt Arcayürek, paparazzi değil, gazetecidir..

Yalan yazdığı duyulmamıştır..

Yalana ihtiyacı da yoktur.. Kitapları, para kazanmak değil, tarihe kayıt düşürmek için yazar..

Sekizinci cilde gelmiş.. Herkes almalı, baş ucuna koymalı ve boş vaktinde okumalı..

Bu ülke ve insanlarını yakından tanımak için şart!..

Pazar Neşesi

Bu hafta Pazar Neşemiz Yıldırım Tuna'dan..

Çiftçinin karısı boşanmak için tavsiyelerini almak üzere avukatına

gitmiş..

"Kocamın saçma sapan aşırı seks talepleri var, beni rezil ediyor!!" demiş.

"Ne demek istiyorsunuz?" diye sormuş avukatı..

"Bu sabah tavuklara bakarken arkamdan saldırıp beni yere yatırdı ve dakikalarca seks yaptı!" demiş kadın..

"Tavuklar mı??.. Tavuklarınız olduğunu bilmiyordum" demiş avukat.. "Benim bildiğim siz büyükbaş hayvan yetiştirirsiniz.."

"Yok!" demiş kadın "Tavuklarımız yok.. Ben süpermarketin tezgahındaki tavuklara bakıyordum.."

Tele-Pazar!..

HaftalIk, spor, müzik, eğlence, kültür ve sanat programımız Tele-Pazar'da bu hafta da, Dünya Kupası dolayısı ile kısaltılmış program uyguluyoruz, ama başlangıç saatimiz 16.00..

İki haftadır izleyenleri hayran bırakan İTÜ Dans gurubu gene bizimle..

Defile Asuman Krause, Yüksel Ak, Yeşim Palandüz, Burcu Kutluk, Sanem Balcı, Tuğba Karaca gibi top modeller ve Şenol İpek, Nazif Sevim ve Tolgahan Sayışman'ın sunduğu Big Star 2002 koleksiyonu.(16.50 civarı)

Müzik bölümlerinde, yeni bir Meral/Zuhal İkilisi (16.15), 12 Dev Adam ile özdeşleşen Ayna (18.30) ve Türk Sanat Müziği solisti Hilal Yüzer (17.25) var.

Güldürü bölümleri, skeçlerimiz bol bol..

Sporda ağırlık, futbol ve Sibel Tüzün ile Motor sporlarında.

Sergi, tiyatro, sinema ve diğer sanat olayları, yerli yerinde..

Tele-Pazar içindeki yetenek yarışmasında yer alıp, hünerlerini sergilemek isteyenler, 0 212 227 52 89 numaraya baş vurabilirler. Yavuz yeni keşifler için sizi bekliyor.

SEVDİĞİM LAFLAR

İnsanoğlu; onu tekmele, seni affedecektir. İltifat et, gerçeği görebilir ya da göremez. Ama ona aldırmazsan senden nefret edecektir. İdris Şah (Teşekkürler Oğuz)

Telefon: (212) 315 83 89

Faks: (212) 315 87 52

İnternet: https://www.sabah.com.tr

e-mail:uluch@sabah.com.tr