
Rahmi Koç Deniz Müzesi'ndeki zeytin presi
3-4 yaz önce bir sabah kaldığımız Seddulbahir Köyü'nden Gökçeada'ya gitmeye karar verdiğimizde Kabatepe'den vapurun kalkmasına yarım saat kaldığını farkettik.
Aceleyle otomobile atladığımız sırada 75 yıllık yaşamını Seddulbahir Köyü'nde geçirmiş sevgili dostumuz Vahide Hanım'a rastladık.
"Hayrola? Nereye böyle telaşla?" diye sorduğunda, "Gökçeada!" dedik. "Ben oraya hiç gitmedim, sizinle geleyim mi" deyince sanki dünyalar bizim oldu. Olduğu gibi, terlik ve şalvarıyla hemen arkaya atladı ve araba vapuruna son araba olarak bindik. Üçümüzde bir heyecan bir heyecan... İlk olarak göreceğimiz bir yer... Püfür püfür esen rüzgar saç diplerimi yalayıp yalayıp kaçıyor... Gökçeada'ya çıktığımızda boylu boyunca bir tur attık. Dönüşte sol tarafta "Bademli" yol işaretini görür görmez dar yoldan dağa tırmanmaya başladık. Karşıma başka bir araba çıkarsa nasıl manevra yaparım diye endişelenirken birdenbire kendimizi film setlerinden çok daha güzel bir köyün dar sokaklarında bulduk.
Park ettikten sonra yürüdüğümüzde herhalde dünyanın en mükemmel, asırlık çınar ağacı boydan boya açtığı bol yapraklı kollarıyla "hoşgeldiniz, bu güneşte kavrulacaksınız, buyrun gölgeme!" dedi. Bu daveti kabul edip serinledikten sonra biraz ileride eskiden kalma kalıntılar gözüme ilişti.
Burası henüz tam kazılmamış bir harabe görüntüsündeydi ve arkeolog olmayan gözün pek kestiremeyeceği köşelerle doluydu.
İşte tam o sırada yüksek sesli konuşmalarından Ankara'daki büyük üniversitelerimizin birinden geldikleri belli olan, beyaz şortu, t-shirt'ü ve sakız gibi beyaz beyzbol şapkasıyla güneşten korunan tarih ve arkeoloji profesörü ve 4 öğrencisinin aynı kalıntıya geldiklerini farkettik. Önde Haluk, sonra ben, sonra Vahide Hanım etrafa bakadururken ben, öğrencilerine izahat vermekle meşgul olan hocaya sol taraftaki havuz gibi çıkıntıların ne olabileceğini düşündüğünü sordum. Hoca "sanırım şarap kanalları, burada muhakkak şarap imal ediyorlardı" dedi.
İşte tam o esnada, sevgili dostum Vahide Hanım atıldı, "Ne şarabı? Bunlar zeytinyağ kanalları yahu! İşte, şurada ezilir, burada süzülür, tam burada da toplanırdı!" diye bizlere bir ders verdi! Tam 'yurdum insanı', tam 'bu ülke için seve seve!' manzarası!
Dün Haluk, öğrencileriyle gezmeye gittiği Sütlüce'deki Rahmi Koç Deniz Müzesi'ni gezerken "Bademli" tanımlı zeytin presi gördüğünü anlatınca, aklıma bu hikâye geldi, sizlerle paylaşmak istedim.
Bir hanımefendinin evlenme ilanı (İdealtepe'den A. İ.)
Ben 2 yetişkin evladı olup halen çalışan ve seneye emekli olacak dul bir bayanım. Kendime uygun biriyle evlenmek dileğiyle bir iki teşebbüste bulundum. Evlenme ilanıma sapıklar cevap verdi. Sonuç hüsran oldu. Niyetim ciddi. Minyon, eli yüzü düzgün biriyim. Çalışkanım. 46 yaşındayım. Lise mezunuyum. Kitap okumayı ve sinemayı severim. Köşenizin evlenme ilanı köşesi olmadığını da biliyorum ama bir şansımı deneyeyim dedim. En azından sizi okuyanların belli bir kültür birikimi olduğuna inanıyorum.
* Sevgili A. İ.
İsteğiniz üzerine tam adınızı belirtmeden mektubunuzu yayınlıyorum. Telefonunuz bende saklıdır. Yanlış anlamadıysam maddi bir sorununuz yok ancak yaşama "kültür birikimi yüksek olan" bir eş ile paylaşarak devam etmek istiyorsunuz. Evlatlarınız henüz yanınızda olsa bile 'yalnız' hissedebilirsiniz kendinizi. Gelen müracaatları size iletmeye söz veriyorum. (Boş vaktiniz olursa gönüllü bir kuruluşa yardım elini uzatabilmeniz çok makbule geçecektir. Hem yaşam belli olmaz, belki böyle bir toplantıda aradığınız nitelikte bir kişiyle de tanışıp anlaşabilirsiniz!)
Sesli kütüphanenin sesi duyulmuyor (Kadıköy'den Meral Uztürk)
Türkiye Görmezleri Eğitim Himaye Derneği'nde (0-216-345 35 25) on yıldır gönüllü olarak çalışıyorum. 1984'den beri Türkiye'nin ilk sesli kütüphanesinde işletme sorumlusuyum. Kurumda lise, yüksekokul (özellikle hukuk fakültesi), açık öğretim, sosyoloji, dil, üniversiteye hazırlık kursları gibi çok fazla hizmet sunulmaktadır. Ancak bizi kimse bilmiyor ve tanımıyor. Sesimizi duyurursanız çok mutlu oluruz.
* Sayın Uztürk ve onun gibi gönüllü çalışanlara kocaman bir tebrik ve teşekkürler! Kanımca ülkemizde bu gölge kahramanlara yeterince takdirlerimizi belirtmiyoruz. Sesli kütüphanelerin önemini hepimiz takdir edebiliriz. Gelişmiş ülkelerde çok yaygın olan bu hizmetin Türkiye'nin her köşesine yayılabilecek güce erişmesini dileriz. Işık saçan çalışmalarınızdan dolayı hepinizi kucaklıyorum.
Ayşe ÖZGÜN
|