ARŞİV
 
Cepte para taşıma vergisi

Galiba enflasyonun "iyi birşey olmadığı" konusunda hemen hemen herkes hemfikir. Ancak "enflasyon neden kötü?" sorusuna verilen cevaplar kişiden kişiye değişebiliyor ve sorunun bir tek doğru cevabı yok. Yüksek enflasyonun belirsizliği artırdığı, yatırımları, dolayısıyla da ekonominin reel büyümesini yani reel gelir artışını azalttığı konusunda pek çok bulgu var. Ama enflasyonun "hemen hissedilen" ilk etkisi, cebimizdeki paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma. Ekonomi genelinde düşünürsek, enflasyonun ilk etkisi, dolaşıma çıkan toplam paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma olarak tanımlanabilir. Bu ise parayı dolaşıma çıkarana, yani devlete ödenen bir tür "gizli vergi". Türkiye'de para tabanı 9 katrilyon TL olduğu için, aylık yüzde 5 enflasyon varsayımıyla, her ay ödediğimiz "gizli vergi" yarım katrilyon TL'yi buluyor.

Paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma sadece bize özgü bir şey değil. Enflasyonun olduğu bütün ülkelerin paralarının satın alma gücü zaman içinde azalıyor. Dolaşımdaki para miktarı yüksek ise o devletin topladığı "gizli vergi" de yüksek düzeylere ulaşıyor. Örneğin ABD'nin dolaşıma çıkardığı para miktarı 650 milyar dolar düzeyinde. ABD'deki enflasyon oranı yıllık yüzde 3 olsa bile, bu dolaşımdaki 650 milyar doların satın alma gücünde meydana gelen azalma bir yılda yaklaşık 20 milyar dolar! Ama bu gizli vergiyi sadece Amerikalılar ödemiyor: Dolarların tamamı ABD içinde "dolaşmıyor". Tahminlere göre 500 milyar dolar nakit ABD dışında. Dünyanın ABD'ye ödediği yıllık "gizli vergi" de 15 milyar dolar düzeyinde.

Kendi ülke parası yerine ABD parasını tutmayı tercih edenlerin arasında "kara paracılar" ön sırada yer alıyor. Bu talebin en önemli nedeni doların her ülkede "geçer akçe" olması.

"Kara paracılar" dışında, kendi ülkelerindeki enflasyondan kaçınmak isteyen insanlar da var. Türkiye gibi enflasyonun yüzde 50-60 olduğu bir ekonomide yerel parayı elde tutmaktansa, enflasyonu yüzde 2-3 olan başka bir ülkenin parasını elde tutmak daha akıllıca olduğu için.

"Rakam cambazı" olarak bilinen eski bir Cumhurbaşkanı, Şubat 2001 kriziyle ilgili olarak, "krizin çıkması için bir neden yoktu, kasalar dolar doluydu, halkın bankalarda milyarlarca doları vardı" gibi bir ifadede bulunmuştu. Oysa, "halkın bankalarda milyarlarca doları" yok. Halk öyle zannediyor. Çünkü, bankalardaki döviz tevdiat hesaplarının arkasında mutlaka "nakit" olarak dolar ya da Euro bulunması gerekmiyor. Hesaplar, "kaydi para".

Türkiye'de dolaşımdaki dolar ya da diğer yabancı paraların miktarı tam olarak bilinmiyor. Şimdi bu konuda bir fırsat çıktı karşımıza. Son altı aydır değişik Avrupa paraları Euro ile değiştiriliyor. Muhtemelen TCMB Türkiye'de ne kadarlık bir "Euro'ya nakit dönüşümü" olduğunu biliyor.

Bir süredir yetkililer, "ekonomide ters para ikamesi yaşandığını, yaşanacağını" ileri sürüyorlar. Bu, uygulanan programın en önemli varsayımlarından biri. Oysa döviz mevduat hesaplarına bakıldığında "ters para ikamesi" görülmüyor. 1999 yılı sonuda 33 milyar dolar olan döviz mevduat hesapları toplamı, 15 şubat 2002 itibariyle 40.5 milyar dolar düzeyinde. Muhtemelen Euro'ya geçmenin bir etkisi var bu rakamlarda. TCMB Euro'ya geçişle ilgili ayrıntılı rakamları açıklarsa, "ters para ikamesi" olup olmadığını görecek, dolaşımdaki yabancı para konusunda da bir bilgi sahibi olabileceğiz.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap