Düşünün, Amerika veya Avrupa'da bizdeki gibi "Cadı Avı"na döndürülmüş bir şekilde Satanist avı yapılır mı?
Yapılmaz.. Yapılamaz.. Çünkü suçtur.. Polisler, beraberlerinde medya ordusu gençleri çeviriyor.. Küpeli, uzun saçlı ve de siyah giyimli olanlar, "potansiyel suçlu" muamelesi görüyor.. Çünkü polis, ne aradığını haklı olarak bilmiyor.. Onlar da baskı altında bunu yapıyor..
Bu durumu ve gençlerdeki intihar eğilimlerini, Batı'daki uygulamaları, İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Özgür Polvan ile konuştum.. Prof. Polvan, bu uygulamanın son derece yanlış olduğunu, çünkü "Gençleri travmatize edeceğini" söyledi. Böyle bir durumla karşılaşan gencin, kendisini, "Aşağılanmış, değersiz ve beceriksiz olarak göreceğini, kendini kanıtlamamanın ezikliğini duyacağını" anlattıktan sonra, "İnsan hakları meselesi işte buradan çıkıyor. Türkiye'de vatandaşa potansiyel suçlu gibi bakıldığı için, Batı'nın tam tersi bir uygulama ile, suçsuzluğunu sen kanıtla deniyor. Oysa Batı'da polis, yine bizim tam tersimiz, kişinin suçlu olduğunu ispat etme zorundadır" dedi. Prof. Polvan'ın bu söylediklerinden sonra, şöyle bir, New York'u, Londra'yı, Paris'i düşündüm; bu kafa eğer orada olsa idi, onbinlerce kişiyi gözaltına almaları gerekirdi...
Daha sonra, gençler arasındaki intihar olaylarına da değindi Prof. Polvan..
Depresyonun türlerinden örnekler veren Prof. Polvan, aileler ile çevrenin, gençlerde depresyonu desteklediğini belirtti. Prof. Polvan bu konuda da şunları söyledi:
"Çocuklara ailede sürekli yıkıcı eleştiri yapılıyor. Örneğin, ne biçim çocuksun, bunu bile beceremedin, bak arkadaşların başarıyor sen yerinde sayıyorsun gibi. Bu tutum gençlerde kendisini, beceriksiz, yeteneksiz, değersiz bulma sendromunu ortaya çıkartıyor. Bu duygu üzerine genç, kendini ispatlamaya kalkışıyor. Tek başına bunu yapamayacağı için de gruplaşmalara giriyor. Girdiği gruptan, ki bu çete, ideolojik veya mistik bir gurup olabilir, destek alıp kendini ispatlamak istiyor. Ama bu sefer de, grubun dışına çıktığı zaman, hem diğer çevre, hem de ailesinden daha negatif tepki almaya başlıyor. İşin içinden çıkamadığı zaman da intihar ediyor. Batı dünyasında bunlar çok önceleri yaşandı. Biz de yeni yeni oluyor.."
Göçlere de değinen Prof. Polvan, köyden kente gelen ailelerde, ikinci nesilden itibaren çatışmalar başladığını, gencin kentli olma hevesinin aile tarafından kırılmaya çalışıldığını, ekonomik sorun yaşadığını belirterek, bu tehlikeye dikkat çektikten sonra, "Psikolojide sevilen objenin kaybı diye bir tanımlama vardır. Baskı altındaki gençler, sevdikleri bir objeyi kaybederlerse girecekleri depresyon onları intihara kadar sürükleyebiliyor" diye konuştu.
Türk ailelerinde gençlere yapılan bir başka yanlışı da Prof. Polvan şöyle tanımlıyor: "Aile çok büyük fedakarlık yaparak oğlunu veya kızını iyi bir okula, paralı bir okula gönderiyor. Ama o okulda varlıklı ailelerin çocukları okuyor. O genç de, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yaşamak istiyor. Ailenin ise bunu karşılaması mümkün değil. Bu durum çocuğu yıkıyor. Arkadaşlık kuramıyor diğerleri ile.. Heves ettiği hiçbir şeye kavuşamıyor.. Bu çok tehlikeli bir durumdur.."
Prof. Polvan toplumu anlattığı sözlerini şöyle bitirdi: "Sedat, sen hiç gazetelerde bir psikoloğa teşekkür ilanı gördün mü? Böbrek taşını alan doktora teşekkür ediliyor.. Aileler burada büyük hata yapıyor.. Psikiyatrik bozukluğu zül addediyor. Aman çevre duymasın diye, çocuğunun durumunun farkında olsa bile, ört bas ediyor.. Görmezlikten geliyor.."
Prof. Polvan yerden göğe kadar haklı.. Anneler, babalar çocuklarınıza dikkat edin..