Lara Falay'ın, ondan önce de birkaç gencin arka arkaya intiharı bu olayların sebebinin nihayet ciddi şekilde araştırılmasına neden oldu. En iyi okullarda okuyan kaç tane pırıl pırıl genci kaybettikten sonra ancak toplumsal bir özeleştiri ve eğitimdeki eksikler, hatalar gündeme gelebiliyor. Buna da şükür diyecek halimiz yok, olsa olsa 'yazık bize' diyebiliriz.
Bu köşede kaç kez gençlere eğitimde aşırı baskı yapmanın zararlarından, kaç kez Avrupa ve ABD'deki okullarla bizdekilerde "çocukların kişiliğine verilen önem" arasındaki farklardan söz ettim bilmiyorum ama sık sık dikkatleri çektiğimi hatırlıyorum.
İntihar olaylarında E.T adlı gencin rolü olduğunu söyleyenler arasında, Alman Lisesi gibi öğrenciden "kesin başarı" bekleyen ve istenen düzeye çıkamayan öğrencilerin "hayattaki tüm şanslarını da kaybedeceği" duygusu verilen okullardaki baskının rolünden söz eden öğrenciler de var. Olayların arkasındaki "satanizm" iddiasının gerçekliği araştırılıyor, buna ciddi şekilde devam edilerek son yıllarda gençlerimizin başına musallat edilen bu "satanizm" belasına çözüm getirilmeli ama bunun dışında da gençlerin baskı, yalnızlık duygusu, toplumdaki fırsat eşitsizliği tablosu gibi konulardan etkilendiği gerçeğini de gözardı edemeyiz.
Psikologlar bu konuda çeşitli fikirler ileri sürüyorlar.. Benim üzerinde durduğum nokta öncelikle "eğitim sistemindeki hatalar" olduğu için, Çarşamba günü görüştüğüm International Hospital Psikiyatri Bölüm Başkanı Dr. Muzaffer Uyar'a da intiharlarda aile ve okul baskısının rolünü sordum. Dr. Uyar'a göre "en iyi okula girme", "başarılı öğrenciler arasına girme", "lise sonrasında da aynı başarıyı sürdürme" gibi, aileden ve okullardan gelen baskıların gençler üzerindeki olumsuz etkileri sanılandan çok daha fazla.
Muzaffer Uyar ayrıca lise ve üniversitelerde okul aile bağlantısını sağlayan ve öğrenci sorunlarını yakından izleyen "rehberlik sistemi"nin, yeterli sanılan okulların çoğunda bile aslında yetersiz olduğuna, üniversitelerde ise hiç bulunmadığına dikkati çekiyor ve "Liseden sonra psikolojik sorunların bittiğine inanılıyor. Oysa üniversite de gençler için çok önemli bir dönemdir ve yakından izlenmesi gerekir" diyor.
Çocuklarımızı ilkokuldan başlayarak "iyi okula girme" yarışına soktuğumuzu ve en iyi üniversitelerden birine girene kadar da bir türlü yakasını bırakmadığımızı düşünecek olursak bu sözlerin ne kadar haklı olduğunu anlayabiliriz.
Anne babalar çocuklarını birer 'yarış atı' gibi görmeye, onları kendilerinin elde edemediği başarıya ulaşmaya veya kendilerini geçmeye şartladıkları sürece belki de gençlerin psikolojik sorunları artmaya devam edecektir. Elbette gençlerden başarı istemeye hakkımız var ama kapasitelerinin üstünde başarı istemeye var mı acaba?