Sayın Demirel'in, bir süre önce yayınlanmış olan "Tarihe geçmek" başlıklı yazıda yer alan kendisine ilişkin ifadeler üzerine gönderdiği yazıyı dün yayınladık.
Bu yazısında Sayın Demirel'in önemli görüşü şuydu: "1971 ve 1980 askeri müdahalelerinin, bizim başbakanlığımız döneminde gerçekleşmiş olmalarına rağmen, bizim yürüttüğümüz politikalarla bir ilişkisi yoktur. Her iki müdahale öncesinde de bizim yönetimimiz başarılı olmuştur." Demirel'in anlattıklarının özeti budur.
Türkiye'nin yaşadığı bütün olumsuzlukların faturasını sadece Sayın Demirel'e çıkartmak ne kadar haksızlık olursa; Sayın Demirel'in, Türkiye'nin son 35 yılda sağladığı bütün ilerlemelerin kendisi sayesinde olduğunu iddia etmesi de o kadar haksızlık olur.
Sayın Demirel diyor ki: "12 Mart muhtırasını verenler ve 12 Eylül müdahalesini yapanlar bile beni suçlamamışlardır."
12 Mart 1971 muhtırasının, Demirel'in de aktardığı şu cümlesinin kimi suçladığını sormak gerekiyor: "Parlamento ve Hükümet, süregelen tutum ve davranışlarıyla ülkeyi uçurumun kenarına getirmişlerdir."
12 Eylül 1980 darbesinin ardından yapılan açıklamadaki şu cümle kimi hedef almaktadır: "Devlet başlıca organları ile işleyemez duruma getirilmiş... Siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumları ile devleti kurtaracak (...) tedbirleri alamamışlardır."
Yanlış anlaşılmasın. Asla, durumu böyle görüyor ve hatta durum böyle olduğu için tek çıkar yolun askeri müdahale olduğunu savunuyor değiliz. Ama ortada açık bir gerçek vardır: Her iki müdahale de Sayın Demirel'in başbakan olarak başında bulunduğu hükümetlere karşı yapılmıştır.
Eğer bu hükümetler Türkiye'yi gerçekten yönetebiliyor, sorunlara çözümler üretebiliyor, halka ileriye dönük umut verebiliyor olsaydı bu müdahaleler olur muydu? Hoşnutsuzluk ve umutsuzluk toplumda yaygınlaşmamış olsaydı böyle müdahalelere kim kalkışabilirdi?
1980 öncesi Türkiye'de yaşananlar uzakta kalmış tarih sayfaları gibi gelebilir, Türkiye'nin genç nüfus çoğunluğu o günlerde yaşananlar hakkında bilgi sahibi olmayabilir.
Ama kitaplar yazıyor, arşivler duruyor. 1980 öncesinde bir yanda Demirel'in diğer yanda Ecevit'in hangi politikaları yürüttüklerini, aralarındaki mücadeleyi nasıl sürdürdüklerini ve ülkeyi birlikte hangi noktaya getirdiklerini herhangi bir gazetenin arşivinden bile öğrenmek mümkündür.
Sayın Demirel'in siyasi hayatta en etkin rollerde bulunduğu, "7 hükümet kurduğu, 12 yıl başbakanlık, 7 yıl cumhurbaşkanlığı" yaptığı 35 yıl içinde Türkiye'de iki askeri müdahale olmuştur, iki kez "ara rejim", birkaç kez de "mini ara rejim" yaşanmıştır.
Sayın Demirel, bütün siyasi hayatı boyunca çok partili rejimi savunduğunu söylemektedir. Kuşkusuz doğrudur. Ama demokrasinin sadece çok partili rejim olmadığı, diğer kurumlarının sağlamlaştırılmaması durumunda çok partili rejimin de sık sık "kırıldığı" Sayın Demirel'in 35 yıllık siyasi hayatında defalarca kanıtlanmıştır.
Sayın Demirel, "sadece doğruları yaptım" diyen ve yarına ışık tutma sorunu olmayan politikacı türünün üstünde olması gereken bir konumdadır. Son 35 yıldır Türk siyasi hayatının en önemli birkaç kişisinden biri olan Sayın Demirel, bütün bu görev dönemlerini bugün gözden geçirirken "şunları şunları da yanlış yaptım, yanlış değerlendirdim" dediği zaman, diyebildiği zaman, Türkiye'ye en üst düzeyden hizmete devam etmiş olacaktır.