Okullarımız otomatik yıkama ve kurutma makinesi gibi oldular.
Öyle bir sistem işte!
Müfredat deterjanıyla yıkanıyorsun, rengin açıldıkça açılıyor, hatta soluyor. Sonra yüksek ısıda yalnızca sınav başarısına odaklanmış bir model içinde dönüp duruyorsun. Sistem durup kapak açıldığında, "dışarı" öyle bir çıkıyorsun ki, "kupkuru"sun...
Bu "kuru"luğa karşı çıkıp kişiliğini zenginleştirme mücadelesi veren öğrencinin karşısına eğitimcinin, ebeveynin, devletin (kaynağı haklı bile olsa abartılmış) korkuları ve paranoyaları dikiliyor.
El yordamıyla kişilik rengi bulmak kolay mı?
Herkesin birbirine düşman kamplarda olmayı marifet sandığı yetişkinlerin dünyasından rol kapmak doğru mu?
Felsefe dersleri vardı bir zamanlar. Okutulan önemli olmayabilir, ama açtığı yollar ve verdiği bilgiler önemliydi. Ne oldu? Yok oldu.
Din dersi mi? Olgun ve geniş görüşlü bir öğretmenin genç dimağları çeşitli toplumların inançları ve insanlığın binlerce yıllık gelenekleriyle tanıştırdığı bir ders mi bu? Hayır! Artık " suya sabuna dokunulmadan gelip geçsin" gözüyle bakılan bir ders...
Biyoloji... İyi bir öğretmenle yalnızca bilimsel düşünceye kapı olmakla kalmazdı, hatta iddialıyım; yaşam sevinciyle dolmasına kapı olurdu. Fakat kendi cehaletinden habersiz ve popülist medyanın desteğiyle "solucanın sindirim sistemini öğrenip de ne yapacağız" şamatasıyla canına okundu biyolojinin de!
Bu liste böyle uzar gider!
Ama o güzel hocalar nerede asıl?..
Hayat gailesine karşın sınıflarında bilge özelliklerini muhafaza etmeyi başaran; hoşgörülü hocalar... Kendine güveni yüksek, korkularına teslim olmamış hocalar... Neredeler?
Asıl onlar yavaş yavaş eğitim sahnesinden çekildiler ve eksikliklerini açıkça hissediyoruz
Ahmet Madenci adlı okurum mektubunda "hiç zorlamadan, ödev bile vermeden daha önce umursamadığım edebiyat dersini Tahir Alangu hocam sevdirmişti" diyordu, "hem Yunus Emre'yi, hem tasavvufu, hem de Flaubert'in Madame Bovary'sini sevdirmeyi başarmıştı. Hatırlıyorum da, Goethe'nin Faust'unu kaç ders tartışmıştık!"
Şimdi en iyi okullarda bile cesaretle Madame Bovary okutup sevdirecek kaç hoca var?..
Üstelik günümüzde hangi hoca bir de "satanist" damgası yemekten korkmayarak, Faust üzerine ufuk açıcı dersler yapabilir?
Anne babalar, çocuklarını "iyi bir geleceğe" ve sınavlarda başarılı olmaya hazırladığından asla emin olamayacakları bu derslerin ve hocaların varlığını gönülden isterler mi, ellerini vicdanlarına koyarak cevaplasınlar?..
Herkes işletmeci olmak istiyor artık! Herkes çocuğunun işletmeci ya da ona benzer bir şey olmasını istiyor.
Çocuklar işletmeci olacakmış gibi eğitiliyor, öğretiliyor, yetiştiriliyor.
Felsefesiz, etiksiz, edebiyatsız, derinliksiz, ama nasıl oluyorsa işte; işletmeci!
Oysa hayat bir işletme değil!..
Ne yazık ki, bu gerçekle yüzleşmek bazen trajik sonuçlar veriyor!