Türkiye'de devlet milletine hizmet için mi var, eziyet için mi? Yani sistem insanların mutluluğu için mi işliyor, mutsuzluğu için mi?
Eğer net olarak bir cevap veremiyorsanız başınızdan geçen en basit olayları düşünün... Örneğin; dünyaya gelen çocuğunuza nüfus kağıdı çıkarmak için Nüfus Müdürlüğü'nde nasıl saatlerce ayakta bekletildiğinizi... Ya da bir ev veya arsa alıp satarken Tapu Dairesi'nde nasıl günlerce süründürüldüğünüzü gözünüzün önüne getirin....
Sistem, vatandaşı yalancı, üçkağıtçı, devleti her an kazıklamaya hazır bireyler kabul ederek kurulmuş...
Örnek mi?
Bir devlet dairesinde işlem yaptırıyorsunuz, nüfus kağıdınız gerekli... Çıkarıp veriyorsunuz... Memur "Olmaz!" diyor, "Bunu böyle kabul edemem..."
- Ya ne yapacağım?
- Noterden tasdikli suret getireceksiniz.
- Peki şurada bir fotokopi makinası var.. Siz, fototopisini çekin...
- Olmaz... Mevzuat! Mutlaka noter tasdik edecek...
Dikkat edin; devlet öyle bir sistem koymuş ki; size de, memuruna da inanmıyor, güvenmiyor...
Bunun bir örneği de araç muayenesi konusunda görülüyor... İstanbul'da 2 milyon araca karşı iki tane muayene istasyonu var... Aracınızın fenni muayene zamanı gelmişse yandınız; günlerce sabah ezanında sıraya gireceksiniz...
Muayene dediğiniz de tam bir abukluk... Kaportayı aç, sinyal ver, farları yak... Frenlerinin tutup tutmadığına, lastiklerinin kabaklaşmış olup olmadığına bakan yok...
Peki o zaman neden bu iş özel şirketlere bırakılmaz... Örneğin Tofaş, Renault, Mazda, Ford, Volkswagen kendi araçlarının fenni muayenelerini kendi servis istasyonları ile yapamaz? Üstelik daha çağdaş bir yöntemle..
Yapamaz çünkü sistem, mevzuat, yasalar buna izin vermiyor... Çünkü devlet bizlere güvenmiyor... Bizi süründürmek varken, mutlu etmek istemiyor...
İstanbul'un sokaklarında yüzlerce İETT otobüsü yıllardır plakasız çalışıyor... Ben aracımı yanlış bir yere park etmişsem anında gelip çeken, 50 milyon liralık ceza makbuzu kesen trafik polisleri bu otobüsleri seyrediyor... Bir kanunsuzluğun devam etmesinin suçunu üstleniyor...
Suç tabii ki trafik polislerinin değil... Bu yasadışılığı himaye edenlerin... "Kamu görevi" diyerek görmezden gelenlerin...
Düşünün; plakasız yüzlerce İETT otobüsü İstanbul'un yollarında fiilen yolcu taşıyor... Ama yasalara göre böyle otobüsler yok... Hepsi hayalet! Bir kaza yapsalar tutulacak polis zaptına, kaza raporuna yazacak plakaları yok..
Ama dedik ya; İETT kamu görevi yapıyor... O, yasadışına çıkabilir... Vatandaş çıkarsa gününü görür...
Samsun'da Serbest Bölgeler Müdürlüğü, serbest bölgede faaliyet gösteren firmaların dilekçelerini "Saygı ile arz ederiz" demedikleri için kabul etmiyor!
Düşünün; bir firma sahibisiniz, Serbest Bölgeler Müdürü'ne bir konuda dilekçe veriyorsunuz... Ve Halittin Tok adlı Müdür'ün "saygı-arz" kompleksi yüzünden boşu boşuna aylarca bekliyorsunuz..
İşte; böyle bekleyenlerden biri de Samsun Serbest Bölge'de milyonlarca dolar harcayıp fabrika kuran Cavit Çakar..
Çakar, elektriksizlikten fabrikasını çalıştıramayınca, Serbest Bölge Müdürlüğü'ne bir dilekçe veriyor... Dilekçesini "Saygı ile bildiririz!" şeklinde bitiriyor...
Aradan zaman geçiyor, yanıt alamıyor... Konuyu diğer işadamlarına açtığında aynı yakınmayı onlardan da duyuyor...
Sonunda dilekçesinin kabul edilmeme sebebini ortaya çıkarmak için noter aracılığı ile yine benzer bir dilekçe gönderiyor... Ve Samsun 4'üncü Noter'i şu tespit tutanağı ile rezaleti belirliyor:
"Sekreter tarafından evraklar alınıp inceledikten sonra ilgiliye evrakları alayamacağını, müdürlerinin kesin talimatları bulunduğunu beyan ettiler... Dilekçede yazılı bulunan 'saygı ile bildiririz' ibaresinin 'Saygı ile arzederiz' ifadesine dönüştürülmesi gerektiğini bildirdiler..."