Emlak vergisinde ölçüsüz bir arttırma uygulamasına gidiş, yaygın tepkilere neden oldu ve hükümet uygulamayı durdurarak, durumu yeniden gözden geçirme kararı aldı.
Gözden geçirme kararı sonucunda nasıl bir düzeltme yapılacak, henüz kimse bilmiyor.
"Yeni ve ağır vergiler salma", Amerika Bağımsızlık Savaşı'nın da başlamasına neden olmuştur; Fransız İhtilali'nin de başlamasına...
Böylesi "kıldan ince kılıçtan keskin" bir sorunun, ince eleyip sık dokumadan, kabataslak bir hesapla uygulamaya sokulmak istenmesi siyasal ve bürokratik kadrolardaki vurdumduymazlığın yeni bir röntgeni...
Değişmeyen tümörleri gösteren bir röntgen...
Vergi salmayla ilgili eski bir fıkra size: Padişahlık döneminde hazine sıkıntıya uğrayınca, devrin sultanı bunalıp kalmış. Sadrazamla vezirleri çağırıp, sıkışıklığa bir çare aramaya başlamış. Uzun tartışmalardan sonra hiçbir sonuca ulaşamamışlar.
Derken vezirlerden biri:
- Devletlu Sultanım, demiş. Piç Mehmet Paşa adıyla maruf, aklı evvel bir kulunuz vardır. Bir de, onu çağırıp sorsak. Ola ki o, bu derde bir deva bulabilir...
Hemen Piç Mehmet Paşa'yı huzura çağırıp, durumu anlatmışlar.
Piç Mehmet Paşa:
- Gayet kolay, demiş. Hemen bir baca vergisi salınsın. Nasıl olsa herkesin bir ocağı vardır. Ocağı sönünceye kadar Hazine'ye gerekli parayı ödemek zorunda kalır.
Bu öneriyi duyan yaşlı Sadrazam, sakalını sıvazlayarak ilgisiz bir soru atmış ortaya:
- Ey vüzerayı ulema, deyin bakalım "fiil-i livata" (eşcinsel ilişki) mi daha "eşnadır" (beter bir rezillik); yoksa fiil-i zina mı?
Vezirler, cinsel sapıklığın zina'dan daha da beter bir günah olduğunu düşünerek:
- Fiil-i livata, fiil-i zina'dan daha eşnadır haşmetlum, demişler.
Sadrazam:
- Yok, demiş. Fiil-i zina daha eşnadır. Fiil-i livata'dan hiçbir sonuç alınmaz. Ama fiil-i zina'dan bir piç çıkar ortaya ki, ümmet-i Muhammed'in başına sonunda bela olur.
Can Dündar'ın yazısından öğrendim. Boston'daki M.I.T. profesörlerinden dilbilimci ve kurulu dünya düzenlerinin konformizmine karşı bayrak açmasıyla ünlü Noam Chomsky; Kürt sorunuyla ilgili görüşlerinin, Türkçe'ye de çevrilip yayınlanması nedeniyle; Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde açılan davada bizzat hazır bulunmak için, Türkiye'ye geliyormuş.
Noam Chomsky'nin de, manevi sanık olarak bizzat hazır bulunacağı dava, 13 Şubat sabahı saat 9'daymış.
Globalleşme sürecinin cilveleri bunlar...Yazı ve görüşlerinden ötürü gelişmiş dünyada yargılanmayan bir bilim adamı, yapıtlarının çevirisinden ötürü Türkiye'de mahkemeye düştü mü; bir de bakıyorsunuz, kalkıp kendi geliyor mahkemeye...
Son 70 yılda Türkiye'de mahkeme kararıyla yasaklanıp suçlanmış yabancı yazar ve düşünürlerin bir listesi çıkarılsa..
Ve duruma bir de sanal bir senaryodan bakılsa:
Diyelim ki; dünyaca ünlü o yazar ve düşünürlerin sağ olanları; haklarında Türkiye'de açılan davalardan ötürü, Türk mahkemelerinde bizzat hazır bulunup mahkum olmuşlar son 70 yılda...
Acaba son 70 yıl içinde gerçek demokrasilerin Türkiye'ye karşı göstermiş oldukları tepki toplamı, şimdi nereye varmış olurdu?
Ve Ankara, çok sık tekrarladığı bir sloganla, "çağdaş uygarlık düzeyi"ne doğru kanat çırpmakta olduğuna, dünyada kimi inandırabilirdi?
Tabii bir soru daha geliyor insanın aklına: - Acaba Ankara egemenleri, yönettikleri insan kitleleriyle birlikte, dünyanın da gözünü boyamaya mı kalkmışlardı?
Kalkmışlarsa, neden buna gerek duymuşlardı ve çağdışı uygulamaları sürdürmekteki amaçlarının temeli neydi? Neden kendi resmi klişelerine uymayan, özellikle "değişimci" düşünce ve yazıya bu kadar düşmandılar?
Neden tarihle ekonomik tabloları saydamlaştırmak yerine; "hamaset" edebiyatının arkasına sığınmayı yeğliyorlardı?
Bizce liselerde tartışılması gerek sorulardır bunlar...
Bakalım Noam Chomsky, mahkemede neler söyleyecek, evrensel medyaya neler açıklayacak?
Küreselleşmenin cilveleri derler buna. Yerel ve saydam olmayan bağnaz egemenlikler dönemi, titretmeye başladı kuyruğunu...