|
|
 |
Demokrasi için ittifaka "Hayır"
G.Saray'da yönetimlerin önde gelen isimlerinin ve son başkanların buluşacağı bir yönetim oluşturma fikri gündemde. Konu kadar, bu fikri kimin ortaya attığı da tartışılıyor. Fatih Altaylı, "Faruk Süren önerdi" derken, Süren "Bana teklifi Altaylı yaptı" diyor.
Ben, bu teklifin yapılabildiğini düşünmüyorum. Bu, batılıların "Wishful thinking" dedikleri "İyimser düşünce... Keşkeli düşünce..." Faruk Süren başkanlığa yeniden aday olmayı ciddi ciddi düşünüyordu. Bunu yakınlarına söylüyordu. Fatih Altaylı da mevcut adaylar içinde G.Saray'ın bugünkü koşullarına en uygun başkanın Faruk Süren olduğunu gene yakın çevresine ifade ediyordu. Faruk Süren'e zamanında çok muhalefet etmiş olmak başka şey, bugün mevcut üç başkan adayından G.Saray'a en uygununun kim olacağı başka şey diyordu. Fatih Altaylı'nın öteden beri "G.Saray'da kavga olmasın. Bunların hepsi G.Saray'ı seven insanlar. Vakti olup ayırabilecekler biraraya gelsinler" düşüncesinde olduğunu biliyorum. Altaylı, Faruk Süren'in başkan adaylığını teşvik etmiş olabilir. "Keşke biraraya gelebilseniz" demiş de olabilir. Burada altı çizilmesi gereken şey şu: Altaylı, Özhan Canaydın'ı ikinci başkanlığa önerirken kendi ölçüleri içinde onun G.Saray'da gelebileceği yeri de belirliyor. Yani "Özhan Ağabey; sen en fazla ikinci başkan olabilirsin" diyor. Ben böyle algılıyorum. Mehmet Cansun'u futbol şubesinin başında düşünürken de gene "Mehmet Ağabey; sen futbolcu alıp satmaya bayılıyorsun. Ekranlara, manşetlere çıkmaya da bayılıyorsun. G.Saray Başkanı sıfatıyla günlük dedikoduların içine düşeceğine futbol şubesinin başında keyfini çıkar" demek istiyor. Bunlar Fatih Altaylı'nın iyiniyetli, ama herkesin kimliğini dikkatle çizen düşünceleri.
Herhalde kimin ortaya attığından çok böyle bir konunun gündeme gelebilmesi daha önemli...
Böyle şeylerin düşünülebilmesi çok güzel. Çünkü burada adı geçen isimler medyanın manşetlerinde birbirlerine kurşun atan isimler. Bugün böyle konuşulabiliyorsa, bu, G.Saray'ın farkından zaten... G.Saray'da kavgalar kongrelerde yapılır. Kongre bitince de dostluk kazanır. Fatih Altaylı, tanıdığım en iyi G.Saraylılar'dan biri. G.Saray için yapmayacağı fedakârlık yok. Kusuru, çok ateşli, çok heyecanlı olması. Bu yüzden zaman zaman amacını aşan laflar ediyor. Bu da aleyhine kullanılıyor. Oysa Fatih'i tanıyanlar, onun beyninin ve kalbinin içini bilenler ne demek istediğini gayet iyi hissediyorlar.
Duayenler zarar verdi
* Peki; siz katılıyor musunuz Altaylı'ya?
Hayır! Ben Fatih'in "Hepsi biraraya gelsin, tek listeyle seçime girilsin" sonucu verecek görüşlerine katılmıyorum. Hayatım boyunca bu tür görüşlere katılmadım. Bir ülkede demokrasi istiyorsak, sade devlette değil, tüm kurumlarında demokrası istememiz gerekir. Tek listeyle seçimler faşist, ya da komünist yönetimlerde olur; demokrasilerde olmaz. G.Saray'da herkes seçime girebilmelidir; girmelidir. Süren'in başkan, Canaydın'ın ikinci başkan, Cansun'un genel sekreter olarak seçime katılacakları bir kongre üçünün ayrı ayrı başkan adayı olarak yarışmaları yanında çok sağlıksız, çok yapay, çok zorlama ve sonuçları açısından da çok başarısız olur. Zamanında bu zorlamayla Alp Yalman'ın yanına Faruk-Özhan-Ateş Ünal üçlüsünü koyduklarında ortaya çıkan tabloyu görmüştük. Başarı birey değil, ekip meselesidir. Başkanlığa soyunan, inandığı ve güvendiği ekibini hiçbir zorlama olmadan seçerse kafasındakileri uygulayabilir. G.Saray, duayenlerin yönlendirmelerinin ve baskılarının zararını hep çekti.
Hasan&Berkant farkı
G.Saray 4 gün içinde aldığı 6 puanla ikinci yarıya avantajlı girdi. Takımı nasıl buluyorsunuz?
Salı maçında çok iyiydi G.Saray. Cumartesi Sergen eklendiği halde aynı ölçüde başarılı olamadı. Bu, üç günde bir maç temposunu kaldıramadıkları anlamına geliyorsa, G.Saray'ın işi zor. Çünkü Şampiyonlar Ligi ve milli maçlarla beraber müthiş bir tempo bekliyor onları...
* Sergen'in fazla kilolarından kaynaklanabilir mi? Devre arasında biraz kilo almış gibi görünüyor.
Sergen'in fiziğinden dolayı değil. Çünkü Sergen oynadığı sürece bana göre takımın en iyisiydi. Asıl görüntü şu: Sergen'in oynamadığı maçta fevkalade başarılı olan Hasan ve Berkant, Sergenli maçta G.Saray'ın en çok top kaybeden adamları oldular. Acaba Sergen oynadığı zaman onları gölgeliyor mu? Ya da onlar Sergen'in gölgesinde kalmamak için basit oynama yerine olağanüstü teknik gösterilerine çıkıp bu yüzden mi fazlasıyla topu eziyorlar, ya da kaybediyorlar. Lucescu, bu sorunu çözmek zorunda.
Lucescu değişti mi, Denizli'de görürüz!
İlk yarıda G.Saray-F.Bahçe maçında Bülent Korkmaz, G.Saray-Trabzon maçında konuk ekipten Osman ve son G.Antep maçında da Hakan saha yüzünden sakatlandı. Ali Sami Yen, ilerleyen haftalarda bu açıdan bir dezavantaj olabilir mi G.Saray için?
Sezon başından beri bu kadar F.Bahçeli niye sakatlandı? Onlar neye takıldılar? Yani Kocaeli maçı ertelenene kadar Ali Sami Yen gül gibiydi de, bir günde mi bu hale geldi? Bir deli kuyuya bir taş atıyor; 40 akıllı çıkaramıyor. Sami Yen'in zemininin mükemmel olduğunu söylemiyorum. Ama Türkiye'nin 10 sahasından dokuzu da Sami Yen gibi zaten. Medyamız kör değneğini beller gibi bir şeye takıldı mı, peşini bırakmıyor. Tabii bir de G.Saray'da bir yerde huzursuzluk çıkarma çabaları var. Bu defa da stadı dürtüklemeye başladılar.
* G.Saray evinde firesiz gidiyor, ama deplasmandaki 8 lig maçının sadece üçünü kazanabildi. Bu farkın sebebi nedir?
Tablo gayet açık. Lucescu kazanmak zorunda olduğunu düşünüp kazanmak için sahaya çıkınca, yani G.Saray kazanmak için oynayınca kazanıyor. Lucescu ne zaman korkuyor, "Aman yenilmeyeyim" diyor, takımı bir puana şartlıyor, o zaman da kazanamıyor. Tek fark Lucescu'nun beyninde. Lucescu'ya yönelik en büyük eleştirimiz de bu zaten: Korkaklığı. Ama ikinci yarı başlarken koşan ayakları kenarda tutup teknik ayakları sahaya sürmesi alkışladığımız bir cesaret örneğiydi. Burada da biz wishful thinking yaptık. "Aman ne iyi. Lucescu değişmiş" dedik. Aslında değişip değişmediğini Çarşamba Denizli'de göreceğiz.
|
|
|
|