|
|
 |
Lütfen, biraz borç verir misiniz?
Birisinin sizden "borç istemesi" biraz can sıkıcı bir durum. Ne olacağı belli olmaz. Borç verip adamı bir daha görememek var, görüp de parayı geri alamamak var, vs. Bir de borç alan size "işler yolunda gitmezse, diğer bütün borçlarımı ödedikten sonra sana olan borcumu öderim" demişse, iyice uykularınız kaçar herhalde: Ya işler yolunda gitmezse? Bir şekilde o borcu vermişseniz, gözünüz borç alanın üzerinden ayrılmaz, alınan borcun nerede harcandığını yakından izlemeye çalışırsınız. Borcu alan o parayla gidip "kumar" falan oynuyorsa, 1.5 dolar etmeyecek birşeye gözü kapalı 3 dolar veriyorsa; ya bir daha borç vermez, ya da verdiğiniz borcun faizini artırmaya veya o adamdan olan alacağınızı başkalarına satmaya çalışırsınız. Çünkü, verdiğiniz borcu tahsil edememe riski artmıştır. Üstelik, borç "imtiyazsız borç" niteliğindedir. Yani, herkes parasını alacak, geriye birşey kalırsa sizin alacağınız ödenecektir.
Ne Kadar Risk?
Zor duruma düşen bankaların güçlendirilmesi amacıyla çıkarılan kanunun bir amacı, zayıflayan bankaların bilançolarının daha şeffaf hale getirilmesi ve alınan risklerin kamu otoritesince bütün detaylarıyla bilinmesidir. Elbette, o noktaya gelinmeden önce de bankalar denetlenmektedir. Elden geldiğince bankanın üstlendiği riskler bulunmaya çalışılmakta, bu risklerin gerçekleşme ihtimaline karşı bankadan belli bir karşılık ayırması istenmektedir. Ancak, ne kadar donanımlı olursa olsun, denetim elemanlarının yapabilecekleri şeyler sınırlıdır. Sonuç olarak; yazılan raporlara "yukarıdakiler" son noktayı koymaktadır. O "yukarıdakilerin" (ya da denetimi yapanların) Cuma günü istifa edip, takip eden Pazartesi günü denetim yapılan ya da yapılması gereken yerde dolgun bir maaşla üst düzey göreve başlamalarını engelleyen bir şey yoktur Türkiye'de.
Bankaların risk durumunu bankalar kendileri de hesaplayıp açıklayabilir. Merkalısı bilir: Bir finansal kurumun karşı karşıya olduğu risklerin belirlenip bu risklerin belli bir olasılıkla realize olması durumunda doğabilecek zararın objektif bir şekilde hesaplanması, sanıldığından çok daha karmaşık bir iştir. Bu hesaplamalar, üstün nitelikli yetişmiş eleman yanında, ciddi ve masraflı bir yatırım gerektirmektedir. Dahası, ortaya çıkan sonuçları anlayıp, algılayıp, sorgulayabilecek bir üst düzey yönetimi de gerektirir. Kısacası, çağdaş risk analizi için finansal analiz ve modelleme tekniklerini çok iyi bilen bir ekip ve bunları bilmese de saygı duyan bir banka sahipliği gerekir.
Piyasadan al haberi
Şu anda bankacılık sistemimizde bu türden kurumlar ve yetişmiş insan gücü var. Ama bunlar azınlıkta. Öte yanda, bugüne kadar üst yönetimini "burası Türkiye abicim, biz bize benzeriz, IMF falan anlamaz, Türkiye'de model uygulanmaz" diyen eski bürokrat ve akademisyenler, varlık nedeni "çağdaş finans öğretisini ve kantitatif analizi aşağılamak" olan kifayetsizler ve her nedense eski politikacılarla ya da parti adamlarıyla dolduran kurumlar da var. Bu türden kurumların risk belirlenmesine yönelik araştırmalarını "dostlar işbaşında görsün" türünden yapmaları büyük olasılık.
Böyle bir ortamda alınan risklerin ve bankanın muhtemel seyrinin tam anlamıyla izlenmesi ve "gerekenin yaptırılması" çok zor. İşte, bankaların "imtiyazsız borç" almaya zorlanması ve bu borçalnma enstrümalnlarının piyasada alınıp satılması, "denetim ve risk izleme" görevini piyasalara bırakan bir düzenleme olacaktır. Toplam varlıklarının belli bir yüzdesi (çok değil, yüzde 1!) kadar "imtiyazsız borç" alan bankanın bu borcunun faizi, bankaylas ilgili güçlü sinyaller verecektir.
|
|
|
|