Bu olayın da daha önceden hesapsız, kitapsız, o anda akla geliverdiği için verilen kararlar gibi tartışılmadan kabul edilivermemesi, sessiz kalınmaması sevindirici.. Hiç değilse artık devlet kurum ve kuruluşları da yaptıklarının, verdikleri kararların esaslı açıklamasını da birlikte hazırlamaları gerektiğini bilecekler.
İktisat Bankası'nın 280 adet tablosunun müzayede ile satışından çok kısa bir süre önce Kültür Bakanlığı korumasına alındığının Bakan tarafından açıklanmasına geçen hafta iki ayrı yazımda itiraz etmiştim.
16 Ocak Çarşamba ve 18 Ocak Cuma günkü yazılarımda Kültür Bakanlığı'nın halihazırda elindeki tabloları koruyamadığını, bugüne kadar çok sayıda tarihi eser ve tablonun kayıplara karıştığını, müzelerin talan edildiğini ve kimseye hesap sorulmadığını anlatmış, ayrıca müzayede yapılmadığı takdirde tablolardan elde edilecek ve İktisat Bankası'nın açığını kapatmakta kullanılacak paranın da sonuçta bizim cebimizden çıkarılacağını söylemiştim.
Özelleştirmenin öneminden söz ederken neden halâ devletleştirmeye çalıştığımızı sormuştum.
Tabii devletin bankalar arasında yarattığı eşitsizliğe, yapılan haksızlıklara da değinerek.
Konu, Pazar günü Sabah'ta Metin Münir, Hürriyet'te Murat Bardakçı tarafından etraflı şekilde ele alınmış ve aynı sorular Kültür Bakanlığı'na sorulmuş. Müzayedenin mutlaka yapılması gerektiği, Kültür Bakanı'nın ressamlar tarafından yanıltıldığı anlatılmış.
Murat Bardakçı'nın cevaplanmasını istediği sorular arasında "Kültür Bakanlığı resim koleksiyonlarının müzayedelerde satılmasına karşı ise, Etibank'a ait koleksiyonun satışına daha önce neden izin verdi" sorusu da var.
Bakanlığın yeni bir açıklamayla bu soruların tümünü cevaplayacağını umuyoruz!
Gece hayatını, özellikle de gece klüplerini sevmem. Gençliğim de dahil (tabii ki ilk gençliğimden söz ediyorum) hayatım boyunca gece klübüne toplam 2 veya 3 kez gitmişimdir. Geçen Cumartesi gecesiyle birlikte herhalde 4 oldu.. Ama bu kez özel bir nedenle; Sezen Aksu'yu dinlemek için gittim. Sezen Aksu'yu dinlemek için nerelere gidilmez ki?.
Ona duyduğum sevgi sadece müziğinden dolayı değil.. Müziğe yeni isimler kazandırmak için gösterdiği çaba, bilgisini, deneyimini gençlere aktarma isteği beni büyülüyor.Sadece bu kadar da değil, çok önemli bir özelliği daha var; uzun sayılacak sanat yaşamı süresince şöhret için sansasyona hiçbir zaman gerek duymaması. "Zaten gerekli olmadı, müziği yetti" diyebilirsiniz ama o zaman da ben size, yeteneği, özellikleriyle sivrilen diğer isimlere bakın, reklâm için fırsatları kaçırıyorlar mı derim. Reklâm sözkonusu olunca herşeyin mubah sayıldığı ve üstelik megalomaninin had safhalara çıktığı bir ortamda onun kadar sessiz kalan, özellikleriyle şişinmeyen, başka sanatçılar hakkında konuşmayan kaç kişi sayabilirsiniz?
Maslak'ta, Ahmet San'ın doğru bir kararla "muhteşem dönüş"ünü gerçekleştirdiği Efendy gece klübü (aslında 'show theatre' yani müzikli gösteri tiyatrosu gibi düşünülmüş ama bizde gece klübü deniyor) iğne atsanız yere düşmeyecek şekilde doluydu saat 21.30'da.. Aralık ayında açıldığı günden bu yana her Cuma ve Cumartesi aynı şekilde doluymuş. En az 500 kişilik koca salon.. Eminim aynı program Çarşamba geceleri de olsa yine dolardı.
Sezen Aksu'nun 3 saatlik şovu gecenin 2.30'unda bittiğinde salon halâ 'Sezen, Sezen' tezahüratlarıyla çınlıyordu. Ve Sezen devam etti..
Bu sevgi ancak dört dörtlük bir sanatçıya gösterilir.
(Yarın devam edecek)