
Hayat seninle güzel!...
Dört gündür yoğun bakımda tutulan M. Ali Erbil'den iyi haberler var. Kızı Sezin, ilk kez dün rahat bir nefes aldıklarını söyledi. Ünlülerin akınına uğrayan hastanede açılan ziyaretçi defteri ise 3 günde doldu. Defterde Cem Yılmaz güldürüyor; "Abicim benim! Çabucak iyileş! Çarkıfelek'e çıkmayan Cem eşşek olsun." Kızı Sezin'in yazdıkları ise hüzün dolu: "Canım Babam. Orada senin yerine ben yatabilsem... "
Alman Hastanesi'nin önünde taksiden iniyorum. Hemen giriş kapısının önündeki otopark ünlülerin arabalarıyla dolu... İçeri giriyorum. Giriş katında medya ordusu konuşlanmış. Hepsinin gözü kapıdan içeri girecek bir ünlüyü bekliyor. Üst kata, kafeteryaya çıkıyorum. Hemen girişteki masada Erbil'in ilk eşi Muhsine Hanım ile ikinci eşi Nergis Kumbasar oturuyor. Onun yanında kızı Sezin ve üç gündür yanından ayrılmayan arkadaşları... Karşı masada Sedef Erbil, annesi ve aile dostları. Bir başka masada ise annesi Yurdagül Eken. Sabah gelmiş Çanakkale'den İstanbul'a. Mehmet Ali'nin hastalandığını televizyondan duyunca fenalaşıp hastaneye kaldırılmış. Özel bir klinikte iki gün tedavi görmüş ve doktorlar izin verince ilk otobüse atlayıp İstanbul'a gelmiş. Oğlunu görmüş. "Ağzında hortumlar vardı o yüzden konuşamadık" diyor.
SEZİN'İN YÜZÜ GÜLÜYOR
Erbil'in Ankara Bilkent Üniversitesi'nde okuyan kızı Sezin Erbil ile konuşuyorum. "İlk kez bugün içim rahat" diyor. Doktor halası Yeşim Erbil, Sezin'e ilk telefon açtığında, "Baban grip oldu, İstanbul'a gelsen iyi olur" demiş. "Yanıma hiçbir şey almadan geldim. Böyle ciddi bir şey olduğunu bilmiyordum" diyor Sezin. İlk kez bu sabah birkaç saatliğine Sedef Erbil ile birlikte hastaneden ayrılıp eve gitmiş, üzerini değiştirmiş. Birkaç saat dinlenmişler... Yanında Emel Müftüoğlu'nun kızı Çağrı var. Çağrı, "Hiç uyumadık. Sezin uyumadan ben de uyumam" diyor.
Yoğun bakım ünitesine en sık girebilen insanlardan biri olan Sezin, babasını anlatırken gözleri doluyor: Onu ilk gördüğümde kendimi çok kötü hissettim. Çünkü ödem nedeniyle vücudu şişmişti. Sanki birdenbire 15 kilo almış gibiydi. İlk gün ona moral verdim, tüm sevenlerinin yanında olduğunu söyledim. Bana 'Beni alnımdan öp' dedi. Onu öptüm. Bugün çok daha iyi. Şişlikler iniyor. Sadece bacağında bir ağrı var. Bilinci yerinde. Zaman zaman ağrıdan dolayı şikayet ediyor. Dün doktor bütün aileyi toplayıp gereken açıklamayı yaptı ve bizi rahatlattı. Biz de sonra ailece karar aldık. O bizi istemedikçe yanına girmeyeceğiz. Çünkü böylesi daha sağlıklı."
Sezin sonra ziyaretçileri, Erbil'in dostlarını ve onlardan gördüğü desteği anlatıyor. "İbrahim Tatlıses çok ilgiliydi. Gece yarısı geldiğinde bana telefonunu verip, 'Bir şeye ihtiyacın olursa hiç çekinmeden 24 saat arayabilirsin' dedi."
Ancak yorgunluktan, gerginlikten ve uykusuzluktan dolayı çoğu zaman ciciannesi Sedef Erbil'le birlikte ziyaretçileri tanımakta güçlük çektiklerini söylüyor. Sedef Erbil Meltem Cumbul'u görünce, aslında birbirlerine hiç benzemedikleri halde "Aaa Petek gelmiş" demiş. (Petek Dinçöz.) Sezin ise Mahsun Kırmızıgül'ü tanıyamadığını söylüyor.
KAFETERYA FUL ÇALIŞIYOR
Alman Hastanesi'nin kafeteryası belki de tarihinde ilk kez böylesi yoğun çalışıyor. Çünkü bütün masalar Erbil'in sevenleriyle dolu. Garsonlar serviste zorlanırken, ziyaretçiler oturacak sandalye bulma telaşında.
Bu arada Erbil'in basın danışmanı önüme bir defter koyuyor. "Mehmet Ali Bey için bir defter açtık. Siz de yazar mısınız" diyor. İşte en zoru bu... Gazeteci olarak yüzlerce haberini yazdığım Mehmet Ali'yi güldürebilecek en güzel sözcükleri bulmak için zorlanıyorum. Sonuçta yazımı "Yepyeni bir başlangıçta buluşabilmek dileğiyle" diyerek noktalıyorum.
Canım Babam
Her şeyim, ömrüm, yaşama kaynağım. Hayatımdaki en değerli ve en önemli şeysin. Sensiz bir hayat hiç düşünmedim ve düşünmem de... Allah seni bana bağışlasın. Sen her şeyin üstesinden gelirsin, ben biliyorum. Hayat seninle güzel, sensiz her şey boş. Elimde olsa da orada, senin yerine ben yatabilsem. Seni seviyorum. Sezin ERBİL
ÜNLÜLER DEFTERE NELER YAZDI?
İlk defter dolmuş. Sayfaları çevirdikçe M. Ali'nin ne kadar çok sevildiğini anlıyorsunuz. Kimse ona böylesi bir hastalığı yakıştıramamış. Bütün dilekler "Türkiye'nin sana; moral veren, güldüren adama ihtiyacı var" şeklinde... İşte M. Ali Erbil'in belki de hayatı boyunca elinden düşürmeyeceği o sevgi defterinden sevgi dolu satırlar...
CEM YILMAZ: Abicim benim! Çabucak iyileş! Çarkıfelek'e çıkmayan Cem eşşek olsun. Bekliyorum, bekliyoruz!..
İBRAHİM TATLISES: Mehmet Ali Mehmet Ali/ Gönlümüzün bir tek güli/ Mehmet Ali Mehmet Ali... Seni seviyoruz...
EMEL SAYIN: Canım Erbilciğim, bana yapacağın her türlü şakaya razıyım. Ama böylesine hiç değil... Lütfen çabuk iyileş, her şeye kaldığımız yerden devam edelim. Seni çok seviyorum.
EMEL MÜFTÜOĞLU: Canım Ketom... Bazı insanlara bazı şeyler çok yakışır. Hani dünyanın öbür ucuna da gitsen, kime hangi muzırlığı yaparsan yap, seni hiç tanımasalar bile senden çok hoşlanmaları gibi, seni çok sevmeleri gibi... Ama sana da hastalık hiç yakışmadı be! Seni çok sevdiğimizi biliyorsun. Bizi böyle deneme...
DERYA TUNA: Türkiye adına sana geçmiş olsun. Seni hepimiz seviyoruz.
SERDAR ORTAÇ: Canım Ketom benim... Sensiz olur mu?
MAHSUN KIRMIZIGÜL: Sevgili dostum. Allahtan dileğim bir an önce iyileşip eski sağlığına kavuşman. Sana gülmek yakışıyor, bizi üzme.
HALİT KIVANÇ: Sevgili oğlum Mehmet Ali... "Oğlum" sözcüğünü gelişigüzel kullandığımı sanmasın kimse. Ama sen biliyorsun. Sen benim sanatta daima büyüyen ama yaramazlıkta hiç uslanmayan afacan küçük oğlumsun. Seni, bütün dertlerle, sorunlarla dolu dünyada hepimize neşe saçtığın için çok seviyorum. Haydi kalk artık...
MUSTAFA ALABORA: Canım... İyileş ve akıllan...
MEHMET ALİ ALABORA: Abicim iyileş ama akıllanma...
Şengül BALIKSIRTI
|