kapat
20.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Karı gibi gülmeyin lan!..

Bu ara ülkemizde herkes kasım kasım kasılıp, kendini çok ciddiye alıp ortalıkta salınıyor.. "Eh, madem öyle, bakın beyler bööle" deyip 'ÖDÜNÇ YAŞAMLAR' adlı kitabımdan bir bölümü görülen lüzum üzerine yayınlıyoruz..

Biz oldum olası 'ağır ol da molla desinler' toplumuyuzdur. Asık bir suratla dikilip, etrafı anlamlı olduğunu düşündüğümüz bakışlarla, anlamsız anlamsız süzünce, adam yerine konulacağımızı düşünürüz. Adam olmaya çalışmayıp sadece, adam yerine konmakla ilgili olanlarımız, sürekli asık suratla dolaşıp, ahkâm keserler. Muhteşem cevherler yumurtlarlar...

"Ülkemizin ciddi sorunları var, bunlar ciddi bir biçimde ele alınıp, ciddi tartışmalarla, ciddi sonuçların, ciddi araştırmaların katkısıyla, ciddi çözümlerin en kısa... Ah, kürsüden kaydım... Ciddi bir biçimde düştüm. Kuyruk sokumumda ciddi bir acı var..."

Bu sayın baylar, arada bir bunlara uyum sağlayan sayın bayanlar, her şeyi bilirler, kendilerinden başka hiç kimsenin sorunları çözemeyeceğini düşünürler, her yerde asık suratlıdırlar ve içlerindeki kasveti çevreye yayarlar... Halk arasında bunlara "Mahkeme duvarı gibi surat var lan heriflerde!" denir. Bu hepimizin tanıdığı muhteremler, koyu renk elbiseleri, yaprak kımıldamayan suratlarıyla sürekli ülkeyi ve dünyayı kurtarırlar. Gülmezler, hatta gülümsemezler bile. Sizin anlayacağınız kasım kasım kasılırlar ciddiye alınsınlar diye. Onlar kasıldıkça, ciddiye alınma oranları düşer. Bu sayın baylardan her yerde bulunur. Evlerde, okullarda, yazıhanelerde, kahvehanelerde, kerhanelerde, hastanelerde, meyhanelerde ve de bilumum meclislerde, bu sayın, hatta pek çok sayın beyefendiler gerilmiş suratlarla, kabız ifadelerle dolaşıp dururlar, herkese ciddi olmayı öğütlerler ve sürekli fırça çekerler etraflarına...

BİLGELİK GÜLMEDE GİZLİDİR
Bunlar bazen tiyatrolara, sinemalara da düşerler. Millet gülüp eğlenirken kendilerini çok sıkarlar, gülmemek için kendilerini öyle tutarlar ki çatlayacak gibi olurlar. Evden çıkarken karılarını, çocuklarını tembihlerler "Ciddi olun karı gibi gülmeyin!" diye... Bazen oyunun ya da filmin orta yerinde kimseler görmeden gülebilmek için dışarı fırlarlar, tuvalete girerler, orada gülüp gülüp salona geri dönerler. Ağır olmaları gerekir, çünkü onlara molla denilecektir. Hani yani latife olsun diye yazıyorum, bunların aslında sinemaya, tiyatroya falan gittikleri pek yoktur. Herkes arkalarından taklitlerini yapar, tiyatrolarda sinemalarda öyküleri oynanır, bin bir halleri sergilenir umurlarında olmaz.

İnsanın aklına takılıyor: "Acaba çok gülünç bir durumda olduklarının farkındalar da ondan mı herkesin gülmesini engellemek istiyorlar?" diye. Tabii bu işe en çok karıları şaşar, aralarında günler tertipleyip, "karı gibi" gülmezlerse nasıl güleceklerini tartışırlar. Bu sayın zerzavatlar, pardon zevatlar disiplinin ve asık suratın dünyanın bütün sorunlarını halledeceğini düşündükleri için dünyadaki sorunlar hallolmayınca, üstelik işler daha da sarpa sarınca, iyice sertleşirler, dozu artırırlar: "Orospu karı gibi gülmeyin lan..."

Ve halk kahkahalarla gülmeye başlar. Evet efendim, biz güleriz bu hallere. Biz kayalara çarpıp dört bir tarafa dağılan dalgalar gibi güleriz. Kasıklarımız çatlayana dek güleriz ağlanacak hallere... "Öldüm gülmekten" deriz, ölmeyiz, gülmeye devam ederiz. Hatta aramızda yarışırız, herkesten daha önce durumu kavrayıp ilk gülen olalım diye.

Niye mi güleriz?

İnsanoğlu bilir ki somurtanlar, ömür boyu karalar bağlayanlar ölümden; gülüp eğlenip dünyaya mizah gözlükleriyle bakanlar, yaşamdan yanadırlar.

Bilgelik gülmede gizlidir.

Bir Kızılderili atasözü der ki: "Hiç ağlamayan genç adam vahşidir, gülmeyen yaşlıya salak derler." Yine çağımızın en büyük yazarlarından Nabokov Efendi buyurmuşlar ki: "Sağlıklı bir kahkaha zararlı böcekleri yok edecek en iyi ilaçtır."

Efendim, bu işten anlayanlara göre gülme durumları ikiye ayrılır:

1. Mizahi gülme durumları.

2. Mizahi olmayan gülme durumları.

İnsanın içine girip çıktığı durumların hepsini sıralamak için bu deniz manzaralı kitap yetmez ama gerisini siz getirin diye birkaç örnek sıralayalım. Mizahi olmayan gülme durumları: Bebekleri gıdıklama, tuttuğunuz takımın maç kazanması, ev sahibinin merdivenlerden yuvarlanması, müdürün koltuktan düşmesi, utançtan gülme, sayısal lotoyu tutturma... Mizahi gülme durumları: Tiyatro izleme, fıkra dinleme, birisinin bir fıkrayı anlatamadığını duyma, bir fıkrayı anlamayan birisine gülme, birisinin bir başkasının taklidini yaptığını görme. "Efendim önce sorunun nerede yattığını görmek lazım", derken önlerini görmeyip, küt diye ağaca toslayanlar... Her şeyi yüzüne gözüne bulaştıranlar, kendilerini fazla ciddiye alanlar, mizahtan yana nasibi olmayanlar...

Peki, "Neymiş efendim bu mizah denen, dünyayı kurtaracak şifalı ot?"

Mizah aklın en büyük armağanıdır insana. Dünyaya dikkatle bakması, yorumlaması ve anlamaya çalışabilmesine yardımcı olacak bir sihirli anahtardır. Mizahın gülerek dünyayı yorumlamasının büyük gücü, belki de insanoğlunda doğuştan var olan muhalif bakışın, eleştirel yaklaşımın ardında gizli. Mizah yaşama bakarken, bakanın da, izleyenin de, okuyanın da araya mesafe koymasını ister. Bu uzaktan bakışta bir soğukkanlılık, daha tarafsız olarak inceleyebilme, üstüne düşebilme gücünü yakalamak isteği gizlidir. Mizah duygusu, rengi ne olursa olsun, yaşamı bir şölene dönüştürme isteğinden başka bir şey değildir. Eğlenmek, gülmek, eleştirmek, aslında anlamaya çalışmanın, yaşamı değiştirmeye çalışmanın, varolduğunu duyumsamanın bir yolu. Bir bakış açısı, yaşamı yorumlama yöntemi, bir başkaldırıdır mizah. "Ben senin gibi olmayacağım, sana benzemeyeceğim, senin yaptıklarını yapmayacağım!" diye bağırmaktır.

SIRTLAN GİBİ TISLAMA!
Bireysel ve toplumsal bütün hastalıklar insanın sisteme paçayı kaptırmasından, düzenle uyuşmasından ortaya çıkıyor. Sistemle uyum içinde yaşamaya çalışmak, bu uyumu sürdürmeye çalışmak da sistemin kendisini içten içe çürütüyor. Mizah bireyin ve toplumun kendini yenilemesi, açmazlarından kurtulabilmesi için gözcülük yapar. Mizah bir yandan eğlendirir, bir yandan da çok düşündürür. Büyülten, ufaltan, çarpıtan, karşıtlıklardan yararlanan aynalardan geri yansıtıp dünyayı daha iyi anlamamızı sağlar. Eğlenmek en sağlıklı düşünme, yorum yapma yollarından biridir.

Mizaha, gülmeceye, gülmeye karşı çıkanlar yaşama karşı çıkanlardır; onları da tutsak almış olan düzenin koruyucuları ve de gönüllü korucularıdırlar. Kendilerinin de tutsak olduğunun farkına bile varmadan habire, "Karı gibi gülmeyin lan!" derler. Oysa ki karılarının '"lan karı" olmamasında, karı gibi gülmekte, hatta hiç istenmediği halde "karıların" çağdaş bir kadınlık bilincine varmasında ve karı gibi gülmesinde sayılamayacak yararlar saklıdır. Yaşamı bin bir değerli taşla süsleyen bir hazinedir "karı gibi gülmek."

Üstüne üstlük "gülme" diyenler de kendilerince gülmekte, aşağılamaktadır adam gibi, insan gibi gülenleri. Uzun sözün kısası onlar 'sırtlan gibi' gülmekteler.

İçten içe, gizli gizli, saklayarak ve tıslayarak. Size "Karı gibi gülme, lan!" diyenlere, "Sen de sırtlan gibi tıslama!" diyebilirsiniz. Unutmayalım ki her şeyi değiştiren güç şakada, alayda, hicivde, kahkahada gizli. Siz onlara bakmayın. Gülün, yüzünüzde güller açsın.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır