Yaşanmış pazar hikayeleri
Uzunca bir süredir ortalıkta "Mesut Yılmaz'ın kardeşi Turgut Yılmaz, gazete satın alıyor" söylentisi dolaşıyor.
Mesut Bey "işin doğrusunu" öğrenmek için, kardeşine telefon eder:
- Turgut, duyduklarım doğru mu?
- Doğru abi.
- Öyleyse, benim neden haberim yok.
- Sormadın ki abi.
- Sormam mı gerekiyor?.. Gazete alıyorsan, bunu ben bilmeliyim.
- Abi, ben yıllardır her sabah beş gazete alıyorum... Bayiden gazete alırken sana bilgi vermemin gerektiğini düşünmemiştim... Özür dilerim... Bundan sonra her gazete alışımda seni ararım.
***
Bursa'da "okulun bahçesinde" sohbet ediyorduk.
Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan.
"Okulu yapan" Turgay Ciner.
Ve biz.
"Mesut Yılmaz'ın gelmesini... Törenin başlamasını" bekliyorduk.
Bu sırada "elli yaşlarında bir hanım", Yaşar Okuyan'a yaklaştı.
"Eşim devlet memuru idi... Öldü" diye söze girdi.
"Sakin... Saygılı... Fevkalâde nazik bir üslupla ve alçak sesle" sorununu anlatmaya başladı.
"Hayatın pahalı olduğunu..."
"Kocasından kalan maaşın yetmediğini..."
Bu sırada yanımıza bir "TV kameramanı" yaklaştı. Ya "OLAY TV"idi, ya da "AS TV."
O "ağırbaşlı... Hanımefendi kadın" TV kamerasını görünce, birden değişiverdi.
"Başka bir kişiliğe" büründü.
Sanki "canavar" oldu.
"Saldırganlaştı."
Bakan'la "bağırarak... El kol hareketleri yaparak... Adeta hesap sorarak" konuşmaya başladı.
Okuyan önce kadına "bir dakika" dedi.
Sonra TV kameramanını "çekim yapmanızı gerektirecek bir şey yok... Lütfen bizi yalnız bırakın" diyerek geri yolladı.
Ardından da...
Kadına döndü:
- Buyrun, devam edin... Sizi dinliyorum.
Kadın yine değişiverdi.
"Canavar" gitti.
"Hanımefendi" geldi.
"Sayın Bakanım"lı...
"Arzederim"li...
"Saygılar sunarım"lı konuşan, zarif bir hanımefendi.
Daha sonra Yaşar Okuyan bize sordu:
- Bu olay ile ilgili yorumun nedir?
"O gün" yorum yapamadık.
"Bugün" hâlâ yapamıyoruz.
Sahi...
Kameranın bir kadını, bir anda "böylesine değiştirmesini" siz nasıl yorumlarsınız?
***
Bursa'da, okulun bahçesinde "bir olay daha" yaşadık.
Bu defa olayın kahramanı "orta yaşlı" bir adamdı.
"Yavuz Bey" dedi:
- Sizden bir ricam var.
- Buyrun.
- Bir öneride bulunacağım... Lütfen yazın.
- Nedir?
- Sayın bakanlarımız bazen halkın arasına giriyorlar... İllere gidiyorlar... Devlet dairelerini ziyaret ediyorlar.
- Tamam da... Öneriniz nedir?
- Lütfen bunu habersiz yapsınlar... Ziyaretleri, haberli olunca, gerçekler kendilerinden gizleniyor... Habersiz gelsinler ki acı gerçekleri görsünler.
"Olur" dedik:
- Söylediklerinizi yazacağız.
Bu sırada Yaşar Okuyan arkamızdaymış.
Konuştuklarımızı duyuyormuş.
"Adam gidince" Yaşar Okuyan sesini yükseltti:
- Bu adamın talebinin takipçisi olacağım... Söz verdin. Yazacaksın.
"Biz de yazdık."
ALTIN PAZARINDA BONCUK SATMAK
Ecevit'in ABD ziyareti politika açısından ve özellikle de "iç politika penceresinden" değerlendirilecek olursa...
Şu "tek cümle bile" her şeyi anlatmaya yeter:
"Bu ziyaret, hükümetin ömrünü uzattı."
RÜZGåR
Muhalefet, Başbakan'ın ABD seferini "doğru okuyamadı."
Olaya "dolar penceresinden" baktı.
Ama Ecevit, ABD'den "en az dolar kadar değerli başka bir şeyle" döndü:
"Rüzgârla."
Bu rüzgâr, "koalisyon gemisinin yelkenlerini şişirecek bir rüzgâr."
Ve tabii muhalefet gemisinin de "hızını kesecek bir rüzgâr."
KARAVANA
Muhalefet, bütün stratejisini "seçim üzerine" kurdu.
Seçim kurşununu, namluya, "çok erken" sürdü.
Ve "tetiğe bastı."
Ama ABD ziyareti ile birlikte "hükümetin ömrü uzayınca...
Muhalefetin kurşunu "hedefine" ulaşamadı.
"Karavana bir atış" oldu.
Bunu "siyaset sözlüğündeki kavramla" ifade edecek olursak... "Muhalefet, gündemsiz kaldı."
SÜREÇ
Ecevit'in ABD ziyaretinin "iç dinamikler üzerinde" önemli etkileri, yansımaları olacak.
Ve siyasette "değişim... Yeniden yapılanma" sürecini hızlandıracak.
Ülkemizin ve olgunluk çağına girmekte olan demokrasimizin geleceği açısından "olumlu bir gelişme."
MEVLåNå
Türk siyaseti "iletişim devriminin... İnternet çağının" gerisinde kaldı.
"Eski modeli... Eski yöntemi... Eski söylemi" aşamadı.
Eskiden "bilgi bu kadar hızlı dolaşmıyordu."
Eskiden "bu kadar çok TV kanalı" yoktu. Ve eskiden, siyasetçi kürsüye çıkıp da...
"Şu tarihte, şu kadar buğday satıp, bir traktör alıyordunuz... Şimdi aynı buğdayı satıp, traktörün lastiğini bile alamıyorsunuz" diye konuşunca...
"Alkış" topluyordu.
"Prim" yapıyordu.
"Oy" alıyordu.
Zira bu söylem "o dönem için" sıra dışıydı.
"Etkileyiciydi."
Şimdi ise...
"Herkes, her şeyi biliyor."
Yozgat'ın Musabeyli köyü "dünyaya açıldı."
Mersin'in "Adanalıoğlu Beldesi'nin, Belediye Başkanı Ali, İnternet kullanıyor."
Ve artık herkes "yeni şeyler" duymak istiyor.
Mevlânâ'nın dediği gibi:
"Dün, dünde kaldı cancağzım,
Bugün yeni şeyler söylemek lazım."
DEMAGOJİ
Dün, muhalefet yapmak için "iktidarın yaptığı her şey kötü" demek, belki yeterliydi.
Siyasetçi "rakibim oy kaybederse, benim oyum artar" diye düşünebilirdi.
Ya bugün...
İktidar partileri "oy kaybediyor."
Ama "muhalefetin oyu artmıyor."
"Ey halkım, ekonomi dibe vurdu" demek, artık "muhalefet etmeye... İktidar alternatifi olmaya" yetmiyor.
Toplum "yeni öneri... Yeni proje... Yeni söylem" bekliyor.
Bu da "demagojiyle" olmaz.
"Bilgiyle... Araştırmayla... Partilerin, araştırma merkezi açmasıyla" olur.
KABIZLIK
Ecevit'in, ABD ziyareti "seçimi iyice gündemden düşürüp... Koalisyonun ömrünü uzatınca..."
Partilerin "siyasi kabızlığı... Fikir üretemezliği" daha somut biçimde ortaya çıkacak.
Bu olgu da "değişimi hızlandıracak."
Ve siyaset sektörü, istese de istemese de, artık "altın pazarında boncuk satılamayacağını" kabullenecek.
|