Bu yazının esas konusu bir türlü demokrat, liberal ve zarif olamayan devletin verdiği, en son kamuya açık kabalık örneğidir.
Ama söze Erol Aksoy ve resim merakından başlayacağım.
Bir zamanların en parlak bankacısı olan Aksoy 1970'lerden başlayarak Türkiye'nin en iyi resim ve İznik kolleksiyonlarından birini yaptı. O günlerde Türk ressamlarının (sağ veya ölü) işleri pek para etmiyordu. Koleksiyonculuk nadir birfuğraş idi.
Türkiye'de resim 19. yüzyılın sonlarına doğru başladı. İlk ressamlar sultanların Fransa'ya haritacılık öğrenmesi için yolladıkları subaylar arasından çıktı. İslam'da muteber bir sanat olmayan resimle iştigal etmek insanın başına dert açabileceği için bu asker ressamların çoğunun tabloları imzasızdır. Aksoy kolleksiyonuna eskicilerde nedeyse yok pahasına satılan bu işleri toplayarak başladı. Daha sonra, şimdi resimleri en çok para eden Osman Hamdi'nin toplamaya başladı ve hem Türkiye'de hem de yurt dışında tanımış bir resim koleksiyoncusu oldu.
İktisat Bankası'na Mart 2001'de el konunca bankanın koleksiyonundaki tablolar devletin mülkiyetine geçti. Bankanın sahibi haline gelen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme ve Kurumu (BDDK)fMimar Sinan Üniversitesi'nden koleksiyonun değerlendirilmesini istedi. Profesörler koleksiyondaki 322 adet resmi değerlendirdi ve Haziran 2001 tarihli bir raporlafbunlardan 17'sinin müze kolleksiyonlarına alınmasını önerdi.
Kültür Bakanlığı dahil hiçbir kamu kuruluşu bu öneriyi kaale almadı.
BDDK resimlerin açık artırma ile satılmasına karar verdi. Yapılan ihaleyi Antik Eşya Müzayede Organizasyon adlı şirket kazandı.
Tablolar bu şirketin Akaretler'deki binasına taşındı (hâlâ orada görülebilirler). Katalog basıldı. Antik AŞ 1200 kişilik bir kokteyl verip resimleri kolleksiyonculara tanıttı. Müzayade 27 Ocak'ta yapılacak vef belki de Türk sanat tarihindeki en büyük ve en heyecanlı resim müzayedesi olacaktı.
Ama olmayacak. Kültür Bakanı İstemihan Talay dokuz ay uyuduktan sonra satıştan üç hafta kadar önce devreye girdi ve müzayedeyi durdurdu. Bakan "koleksiyonun bir meta olarak satışının önle(mek)" ve "böylesine önemli bir koleksiyonu devlet koleksiyona dahil ederek sahip çıkma(k)" istiyordu.
İlk bakışta bu bir vatan kurtaran aslan davranışı olarak algılanabilir.
Bakan aslan gibi sıçrayıp resimleri "meta" gibi gören ve (Hürriyet'e söylediği gibi) ekonomik ortamdan yararlanıp ucuza kapatmaya çalışan" sırtlan Türk kolleksiyoncuların pençelerinden kurtarıyordu.
Ama işin doğrusu bu değildir.
Bu işin kuralı şudur.f Devletin herhangi bir müzayedeye girip açık artırmada ortaya çıkan en son fiyattan herhangi bir eseri satın alma hakkı var.
Devlet zaman zaman bu hakkını kullanıp müzelerdeki koleksiyonları zenginleştirir. Bu hak gerçekten eşsiz, müzelerde bulunmayan eserler için kullanılır. Çünkü müzelerin depoları ağzına kadar doludur.f Depo envanterini büyütmenin bir anlamı yoktur.
Eğer Talay Marmara Üniversitesi eksperlerinin önerdiği 17 tabloyu müzayedeye girip satın alsaydı kimsenin itirazı olmayacaktı.
Ama bunu yapmadı. Tam olarak bilinmeyen nedenlerle, sözüm ona siyasi otoritenin baskısından bağımsız olan BDDK 'yı koleksiyonun tamamını Kültür Bakanlığı'na devretmeye zorladı. Ama Kültür Bakanlığı resimleri incelemedi bile. Bunların arasında kopya olanlar var. İyi iş olmayanlar var. Ve bunlar çoğunlukta.
"Devlet" bunlara (örneğin kopya olan bir tabloya) neden sahip olmak istiyor?
Koleksiyon büyük bir olasılıkla müzayedede BDDK'ya 10 -15 milyon dolar gelir getirecekti. Kültür Bakanlığı'nın bu kadar parası var mı? Yoksa tabloları sözüm meclisten dışarı, ortamdan yararlanıp bedavaya mı kapatacak?
Sofistike, liberal, demokrat ve sanata gerçekten hizmet etmek isteyen bir kültür bakanının yapacağı iş Mimar Sinan eskperlerinin belirttiğif17 tabloyu almak, gerisini özel koleksiyonculara bırakmaktı.
Talay bunu yapmadı. BDDK'nın özerkliğini çiğnedi. Hazine'yi 10 -15 milyon dolardan mahrum bıraktı. Hürriyet'e verdiği beyanatı ile hem koleksiyonculara hem de Antik AŞ'nin sahibi Turgay Artam'a hakaret etti.
Osmanlı kafasının hâlâ Ankara'da hükümran olduğunu kanıtladı.