İnce bir çizgi vardır..
İnsan haklı olduğu noktada o ince çizginin farkına varmazsa, haksız duruma düşebilir..
Haklılık haksızlığa dönüşebilir..
İstanbul ve Ankara belediyeleri şimdi tam bu çizgide..
Atacakları her yanlış adım konumlarını, pozisyonlarını değiştirebilir..
Gece yarısı bir önerge verildi..
İstanbul'un 500, Ankara'nın 200 trilyonu kesildi..
Cumhurbaşkanı Sezer de onaylayınca yasa yürürlüğe girdi..
Belediye başkanları isyan ediyor..
Haklılar mı?..
Haklılar..
Hele İstanbul gibi tarihi bir kenti yaşatmak, tarihi dokusunu korumak için daha fazla kaynak ayrılması gerekirken, tersi oldu..
Sizin paranız çok, biraz da öteki kentlere verin dendi..
Peki buna karşı çıkan belediye başkanları bundan sonra ne yapabilir?..
En ucuz, en basit yöntem, aradaki farkı zam yaparak halka ödetmektir..
Melih Gökçek otobüs biletini üç milyona çıkarmaktan söz ediyor..
Yani siz onu yaparsanız ben de bunu yaparım politikası..
Göze göz, dişe diş..
İstanbul farklı mı?.. Gürtüna hemen İETT otobüslerine zam yapmaktan söz etti..
Amaç; halkı tahrik etmek mi?
İşte haklılıkla, haksızlık sınırı da burada başlıyor..
O ince çizgi..
Doğalgazdan başlayan çatışmanın, yerelle merkezin çekişmesinin faturasını halk mı ödemeli?..
Zaten bir yıldır ağır bir fatura ödüyor..
Devletin zirvesindeki çatışmanın bedeli ödendi..
Şimdi ikinci bir bedel isteniyor..
Gelin basit bir hesap yapalım.. İstanbul'da iki araç değiştirmeden işe gitmek imkânsız..
Şu anda bilet 750 bin lira..
İki katına çıkarsanız ne olur?..
1 milyon 500 bin lira..
Yani bir kişi günde 6 milyon, altı gün üzerinden ayda 156 milyon yol parası ödeyecek..
Sadece işe gidip gelmek için.. Peki kaç para kazanacak.. Kazandığı paranın kaçta kaçını yol parası olarak harcayacak..
Merkez bir hata yaptı.. İstanbul'la, Erzurum'u aynı kefeye koydu.. Yaşam şartlarını hesaba katmadı..
Şimdi aynı hatayı belediyeler yapıyor..
Ankara da İstanbul da halkın dayanma gücünü zorlayarak siyaset yapmaya kalkıyor..
Hata üstüne hata..