kapat
20.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
"Öyle bir şeyim var ki, alıp götüreceğim.."

Tanrım, ne güzel gözlerdi bunlar.. Mumların loş ve dalgalı ışıklarının arkasında nasıl hüzünlü bakıyordu etrafa.. Ve ben onlara bakıyordum durmaksızın.. Yaş 23.. Delikanlı çağındaki cevherin dorukta olduğu günler.. O zaman diskolar, barlar, kafeler yok. O zaman kızlar gece çıkmaz.. O zaman ancak hafta sonunda bir arkadaşın evi boşsa, anne, baba bir yere gitmişse, plaklar, pikaplar, Grundig TK 24 teypler ve makara bandları yüklenilir, parti yapılır..

Ben pikabın yanında oturuyorum.. Dans eden çiftler için aralıksız müzik çalma görevini kendi kendime vererek.. Plak değiştirmediğim zamanlarda da sigara içerek.. Kalabalık içindeki yalnız insanların tipik görüntüsüdür bu.. Üstelerine vazife olmayan işlerle uğraşmak ve boş kaldığı zamanlarda, boş kalmamak için sigara üstüne sigara içmek..

O sigara senin o an meşgul olduğunu gösterir.. Neden birisinin yanına gitmediğini gösterir.. Başkasının da senin yanına gelmesini önler.. Özellikle kızlar için.. İstemediği biri dansa kaldırmak isterse, sigarasını işaret edip kurtulur..

Niye kalabalık içinde yalnızım.. Niye saatlerden beri dans eden bu çiftlerin arasına karışmıyorum?.. Niye mesela, bu muhteşem hüzünlü gözlerin, benim gibi saatlerdir yalnız oturan ve etrafa bakan sahibesinin önüne gidip "Dans edelim mi" demiyorum..

Cesaretim mi yok?.. Değil.. Mesele cesaret değil.. Mesele benim kendimi bildiğim ilk yaşlarımdan beri yanımda taşıdığım huyum..

Ben kimseden hiçbirşey istemedim hayatta.. Annemden harçlık bile istemezdim..

"Ağabeyin istiyor alıyor" demişti birgün annem okula giderken.. "Sen niye istemiyorsun? İhtiyacın yok mu?.."

"Peki sen niye istemeden vermiyorsun anne?.. Ağabeyime veriyorsun, ihtiyacı var diye.. O zaman benim de ihtiyacım olabileceğini niye düşünmüyorsun?.."

Sonra çözdük.. Haftalığa bağladı beni.. İstememe gerek kalmadı..

Neden istemiyorum?.. Çünkü korkuyorum.. Reddedilmekten korkuyorum.. Ne olur reddedilirsem.. Gururum kırılır..

Gururum!.. O benim herşeyim.. Babam öğretti.. "Herşeyini kaybet, gururunu kaybetme" dedi.. Fazla öğretmiş.. İstemek, gururunu riske etmek olmuş kafamda.. İstemiyorum.. Bana verilen, bana teklif edilenle yetiniyorum.. Her yerde.. Her konuda..

İşte şimdi de durum bu..

O güzel hüzünlü gözler, partinin başından beri tıpkı benim gibi hiç dans etmeyen birine ait..

Neyse bitti.. Mumlar söndü, ışıklar yandı.. Kapıdan birlikte çıktık o güzel gözlerle..

"Güzel olmanın bir ilahi lütuf olduğunu sanırlar" dedi bana.. "Dikkat ettin mi, bugün bir tek beni dansa çağırmadılar.. Neden?.. Çünkü erkekler 'Bu güzel kızın mutlak bir sevgilisi vardır, nasılsa.. Yoksa bile bana yüz vermez' diye düşünür, gözlerine kestirdiklerinin peşine düşerler. Ben hep böyle otururum!."

"Ben de aynen öyle düşündüm" diyemedim tabii..

Bizden birkaç sokak ötede oturuyor.. Ara sıra rastlaşıyoruz yolda.. O müthiş gözler gülümsüyor bana.. Davetkar mı?.. Yok canım bana öyle geliyordur.. Ben de gülümsüyorum.. Tek kelime konuşmadan devam ediyoruz yollarımıza.. Gülümsemeler giderek daha sıcaklaşıyor..

Onu uzaktan bana doğru gelir görünce, Ulvi Nihat Akgün'ün dizeleri geliyor aklıma.. O zaman, romantik dizeleri ezbere bilir, delikanlılar ya..

"Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz, isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile

Bir şey var aramızda

Senin gözlerinde ışıldıyor

Benim dilimin ucunda."

Dilimin ucunda da, çıkmıyor bir türlü, onun gözlerinde hep ışıldarken..

Bu defa beni görünce resmen koştu yanıma.. Konuştu..

"Arthur Rubinstein'ın konseri var bu hafta sonu.. Sabah erkenden gittim kuyruğa girdim. Sıra bana gelmeden bitti. Sen gazetecisin.. Belki bulabilirsin.. Götürsene beni.."

Ben bu biletleri bulurum.. Bulmasam yaratırım.. Arthur Rubinstein dünyanın gelmiş geçmiş en büyük piyanistlerinden biri diye değil.. O muhteşem hüzünlü gözlerle iki saat yan yana oturmak, onun sıcaklığını hissetmek, nefesini duymak için..

Buldum tabii..

Nasıl boynuma sarıldı, "Sen bir harikasın" diye..

Gittik.. Tıklım tıklım bir salon.. Merdivenlerde bile insanlar üstüste..

Rubinstein nasıl çalıyor yarabbim.. Ve o müthiş gözler nasıl yakınımda..

Bir kreşendoyla göklere yükseldi piyanonun sesi ve koltuğun kenarında duran elimin üzerinde bir el hissettim.. Onun eli.. Avcunun içiyle benim elimi kavramış, nasıl sıkıyor.. Gözlerine baktım.. Gözler piyanoda dolaşan o sihirli ellerde.. Kendinden geçmiş adeta.. Kendine geldi.. Gelir gelmez elini çekti.. Çekti ama, kendi koltuğunun kenarında, tam benim elimin yanına koydu..

Bir davet mi bu?.. Bir işaret mi?.. Şimdi ben mi elimi onun elinin üzerine koymalıyım.. Koyarsam.. Çekmezse, herşey başlar.. Peki ya çekerse..

Ya çekerse.. Bunun anlamı "Beni Rubinstein'e götür derken bunu kastetmedim.. Demek sen de o erkeklerden birisin" olmaz mı?.. O güzel gözler, artık bana o tebessümle bakmaz "Beni hayal kırıklığına uğrattın. Sen de fırsatlardan faydalanma peşindeki erkeklerden birisin" diye bakarsa.. O zaman da ben biterim..

Eline çekerse öleceğim.. Çekmezse, daha çok öleceğim.. Ne yapacağım ben?..

Rubinstein coşmuş, sağ elini, solun üzerinden atlatmış.. Kollar çapraz.. Sağ el soldaki, sol el sağdaki tuşlara basıyor.. Ben gözümün ucu ile, benim elimle onun eli arasındaki birkaç milime bakıyorum..

Sıcaklığını hissettirecek kadar yakın, dokunulmayacak uzak mesafeler yaratan birkaç milime..

Kafamdaki çatışma bitmedi.. Konser bitti.. Evine bırakıyorum, kapının önünde teşekkür ederken, "Böyle güzel konserlere hep gidelim olur mu" dedi..

Rubinstein bir daha Türkiye'ye gelmedi..

Ama, deliler gibi sevdiği kadına, sıcaklığını hissedecek kadar yakın, ama dokunamayacak kadar uzak yaşayan Cyrano de Bergerac'ın "Neden" diyebileceklere en güzel yanıt olacak final dizelerini taşıyan kitap, hep kitaplığımda, hep elimin altında, hep yalnızlığımda oldu..

"Her şeyimi koparın, bekletmeyin ölümü:

Alnımdaki defnemi, göğsümdeki gülümü

Koparıp alın! Fakat size rağmen, bir şeyim,

Öyle bir şeyim var ki, alıp götüreceğim.

Ve bu akşam çıkınca Allahın huzuruna,

Yedi kat gökyüzünün o masmavi nuruna,

Eşikte selam verip karışacağım zaman

Yanımda bulunacak. Allahıma buradan

Lekesiz, buruşuksuz onu götürüyorum!

Evet, ne yapsanız da..

..bu benim..

..Gururum!."

Hakan&Utku'dan Tatil keyfi

Başkanın tüm krakerleri..
Yüzyıllar evvel Viyana'yı kurtaran Pretzel krakeri az daha Amerika'yı da başkansız bırakıyordu. Başkan Bush maç seyrederken yediği krakerin boğazına kaçması sonucu ölümden döndü. Ama gerçekten durum bu kadar basit mi? Olayı sizler için araştırdık. İşte Krakergate'in arkasındaki olasılıklar...

***
* Krakerin arkasında da Ladin'in parmağı var. Başkan'ın tıkanmasının ardından alarma geçen Beyaz Saray çalışanları bahçede Arapça yazılmış bir kraker yapma kılavuzu buldular. Bunun üzerine hareket geçen FBI son bir yıldır Amerika genelinde kraker kurslarına katılan Araplar'ın isimlerini ele geçirdi.

* Bush, Ecevit'in yalnız geleceğini sanıyordu. Yanında "İş isteyecek" yüzlerce işadamının olduğunu kraker yerken öğrenen Bush tıkandı.

* Kraker falan hikaye. Clinton'a özenen Bush Beyaz Saray stajyerlerinden birini gözüne kestirdi. Tam Oval Ofis'te işi bitirecekken bayan Bush tarafından basıldı. Bayan Bush eline geçirdiği cam sürahiyle Bush'u buffalo sudan gelene kadar dövdü.

* Bush maç seyrederken boğazına kraker kaçtı. Bayan Bush boğazı açılsın diye eşine "Bak uçak geçiyor" dedi. Bush ise havaya bakmak yerine, yeni bir uçak saldırısı oluyor sanıp kendini yere attı. Yüzündeki morluklar ve çizikler işte bu anda oldu.

* Bush, Guinness Rekorlar Kitabı'na "Ağzına aynı anda en çok kraker sokan Amerikan Başkan"ı olarak geçmek istedi. Az daha "Kraker yerken ölen ilk Amerikan Başkanı" olarak geçiyordu.

* Şakacı bir Beyaz Saray görevlisi kraker yiyen Bush'un kulağına eğilip "Başkanım Mr. Derviş bavulunu toplayıp geri dönmüş" dedi. Başkan tıkandı.

* Ağzıyla kuş tutsa Amerikan halkına yaranamayan Başkan Bush can sıkıntısından krakerleri havaya atıp ağzıyla tutmaya başladı. Kafasını havaya kaldırdığı anda Beyaz Saray'a doğru yaklaşmakta olan bir uçak görünce kraker boğazına takıldı.

* Aslında kraker yerken boğulma tehlikesi falan atlatmadı. "Ben nerden Amerikan Başkanı oldum, ne güzel Teksas'taki çiftliğimde barbekü yapıyordum" diye düşünüp kafasını Beyaz Saray'ın duvarlarına vurmaya başladı. Yüzü gözü yaralandı.

* Olay aynen Bush'un dediği gibi oldu. Başkan, annesinin sözünü dinlemedi ve krakeri çiğnemeden yutmayı denedi. Çünkü hayatı boyunca krakerleri çiğnemeden yutmak istemişti. Ama annesinden izin alamamıştı. Amerika Başkanı olduktan sonra çok havalandı. "Ulan Ladin'den Saddam'dan korkmuyorum, dünyanın anasını satıyorum, anamdan mı korkucam, ufacık bir kraker parçası bana ne yapabilir ki" diye düşündü. Yaşanan talihsiz olaydan sonra Amerika'daki kraker paketlerinin üzerine "Senato ve Başkan'ın annesinin kararıyla krakeri çiğnemeden yutmak sağlığa zararlıdır" ibaresi eklendi.

* Son dakika gelişmesi: Bush'un boğazına kraker kaçtığını duyan Küba lideri Castro ve Irak Lideri Saddam gülerken tıkanarak hastaneye kaldırıldılar. Ladin'in ise "Meğer bu kadar kolay oluyormuş, bu bizim aklımıza niye gelmedi?" diye bunalıma girdiği öğrenildi.

hakanutku@hotmail.com

Pazar Neşesi
Bu hafta Pazar neşemiz, yeni bir kaynaktan, Serdar Kelahmet'ten geldi.. Bayıldım..

O sabah evlenen Çinli çift, hemen çocuk yapmama kararı vermişler. Gece yarısı çantada ara Allah, kaput yok.. Yeni gelin "Otele gelirken gördüm, caddenin ilerisinde bir nöbetçi eczane var" deyince, damat fırlamış.. Sağda mı, solda mı derken, yolu da oldukça karıştırmış.. Bu sırada balkon kapısından bir hırsız süzülmüş içeri.. Yatakta yarı uyanık yatan çırılçıplak kadını karanlığa alışan gözleri ile seçince, şeytana uyup yatağa süzülmüş. Uyku sersemi yeni gelin, hafif de şampanyanın etkisi ile bulutlu ya, kocası sanıp bir sarılmış hırsıza..

Otelde bunlar olurken, damat nihayet eczaneyi bulmuş.. Elini cebine atmış.. Acele ve aşkla fırlarken, cüzdanı masanın üzerinde unutmamış mı?.. Pantolon cebinde iki tane on sent var..

"Prezervatif istiyorum" demiş, eczacı kadına..

"Dört kalite var" demiş kadın.. "En ucuzu beyazlar, 10 sent tanesi.. Orta kalite sarılar 15 sent!. İyi kalite, siyah olanlar, 20 sent.. En iyi, en pahalısı morlar 25 sent.."

İlk gecesinde karısına, paranın satın alacağı en kaliteli prezervatifi kullanmak isteyen Çinli, 20 senti tezgahın üzerine koymuş.. "Bir tane siyah" demiş.. Koşarak otele dönmüş.. Hızla kapıyı açmış.. Bakmış karısı uyuyor.. Ama onun uyku muyku dinleyecek hali yok.. Yatağa adeta uçmuş.. Karısı az önce seviştiği kocasının bu ikinci muhteşem performansından nasıl memnun..

Dokuz ay sonra, kadın doğurmuş.. Doğurmuş da, sarı Çinlilerin bebeği, simsiyah bir zenci..

Aradan yıllar geçip, çocuk büyüyünce, o da merak etmiş rengini.. Sormuş babasına.. "Annem ve siz sarı iken, ben nasıl siyah oldum" diye..

"Söylenme de, şansına şükret" demiş, Çinli.. "Cebimde beş sent daha olsaydı, mor olacaktın!.."

SEVDİĞİM LAFLAR
Cesaret gerektiren yaşamaktır, ölmek değil! M. Antionette (Teşekkürler Dilşah)

EĞER...
..gözleriniz hayattaki birinin gözlerinin kopyası olabilseydi, kimi seçerdiniz?.

..dünyadaki tüm yarışmalardan birini kazanma şansı size tanınsa, hangisini kazanmak isterdiniz?.

..bugüne kadar aldığınız en kötü telefonu söylemeniz istense, hangi aranmayı seçerdiniz?.

BİZİM DUVAR
Derviş yine resti çekti. Yakında "Rest of Kemal Dervish" diye bir kitap çıkarabilir. Hakan&Utku



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır