Bir futbol takımının başarısı için istikrar önemli unsurlardan biridir. Galatasaray, tarihindeki en büyük başarı olan UEFA Kupası'na ulaşırken, kadrosunda yıllarca birlikte oynamış futbolcular bulunmasının ne kadar büyük rol oynadığı ortada.
Mondragon, Erhan, Perez, Fleurquin, Victoria, Berkant, Murat, Batista, Ayhan, Sergen, Ümit Karan.
Fena bir 11 değil. Bu 11 adam, bu sezon transfer edildi. Bunların 5'i (Perez, Fleurquin, Erhan, Murat, Batista) sezon açıldıktan sonra, maçlar oynanırken geldi. Bunlara yine sezon ortasında gelip giden Horvath, Spehar, Mpenza'yı ekleyin... 14 kişi eder. A Takım kadrosunda bulunan Sabri ve Sedat Debreli'nin de PAF Takım'dan yeni yükseldiklerini unutmayın. Antalya'da denenen iki Brezilyalı Vitor ve Capitao'yu da koyun. 16 kişi... Bir sezon önce alınan Serkan ve Bülent Akın ile 18 yeni futbolcu.
Bu herhalde bir rekor. Ama asıl büyük başarı bu kadar yeni isimle ligde gizli lider, Şampiyonlar Ligi'nde de çeyrek final için iddialı durumda bulunmaktır. Bu açıdan Lucescu'yu kutlamak gerek. Romen hoca, yepyeni bir takım yaratmaya çalıştığını, bu yoğun gelen-giden trafiğinden hiç de rahatsız olmadığını açık açık söylüyor: "Yeni bir takım kurulurken, birçok futbolcu gelir. Başarılı olanlar kalır, olmayanlar gider."
Hoş zaten rahatsız olsa da, futbolcularının bile röportajlarında artık açık açık dile getirdiği "Yumuşak" mizacı yüzünden sesini dinletebilir mi, bilemiyorum.
Bu yoğun futbolcu trafiğinde takımda istikrar nasıl sağlanacak; kadrodaki futbolcuların yönetime ve hocalarına bakışları, hatta özgüvenleri ne olacak; bunları düşünen var mı? Bunca gelen var; forvette adam eksilten futbolcu arasak, Murat Sözkesen iyi ki alınmış diyoruz. "Sergen'in alternatifi kim?" sorusuna "Batista keşke Şampiyonlar Ligi'nde oynayabilse" yanıtını verebiliyoruz. Bunların ikisi de ilk yarı biterken yapılan son transferler.
Ve tabii şu soruyu da sormadan edemiyoruz: Takımda bazı taşların bir türlü yerine oturamayışının sebebi istikrarsızlığın bir istikrar kazanmış olmasından mı?