Bu konuda yazmaya niyetlenmemiştim doğrusu ama baktım ki "beyaz cehennem", "beyaz düşman" paniği bitmiyor; ben de buradan yola çıkarak bazı düşüncelerimi açıklayayım dedim.
Dünya aynı dünya, kış aynı kış, kar aynı kar!
Çocukluğumuzdan beri yaşadıklarımızdan bir farkı yok.
Çantalarımızı kızak yaparak ve sevinçli çığlıklar atarak kaydığımız kış günleri.
Demek ki hiçbir şey değişmemiş.
Ama yine de değişen bir şey var: O da medya!
O günlerin tek radyo kanallı ve birkaç gazeteli Türkiye'sinde bu kadar çok haber ve yorum olmadığı için kış da kış olarak algılanıyor ve kar yağışı böyle abartılmıyordu.
Şimdi başarılı olma kaygısıyla yalnız kış koşulları değil, herşey abartılıyor.
Çünkü işin içine bir heyecan dozu katılmak isteniyor.
Bu da normal.
Bakın niye:
Türkiye'de (yerelleri de katarsanız) yüzlerce televizyon kanalı var. Bu kanallarda insanlar binlerce saat konuşuyor ve haber veriyorlar.
24 saat haber yayınlayan kanallar bununla da yetinmiyor, ekranı üçe dörde bölüyor ve bir yandan açık oturum yayınlarken bir yandan da alttan geçen bantlarla başka haberler yapıyor, sol köşede ise reklama yer veriyor.
Gazetelerde ise yüzlerce köşe yazarı var. Bu ülkede her gün bir büyük ansiklopedi cildi kadar yazı yazılıyor.
Kabataslak bir hesaplamayla bir köşe yazarı yıl boyunca 400 sayfalık bir kitap oluşturacak kadar yazı yazmakta.
Eğer 300 köşe yazarı varsa eder 300 kalın kitap; eğer 500 yazar varsa 500 cilt.
Buna bir de sabahtan akşama kadar haber yayımlayan ve konuşan, yorum yapan sayısız radyo istasyonunu ekleyin.
Televizyon, gazete, dergi, radyo, internet yoluyla Türkiye'nin bir "aşırı enformasyon ve aşırı yorum" sarmalında olduğunu görürsünüz.
Oysa ortada bu kadar konu yok.
Çünkü Türkiye kendisi dışındaki dünya ile pek az ilgilenen bir ülke. Dünya haberleri, ancak çok önemli olursa medyaya yansıyabiliyor.
Türkiye'deki gelişmeler ise bunca yayını besleyecek kaynakları sağlamaya yetmiyor.
Bu yüzden medya aşırı bir zorlanma içinde.
Önemli önemsiz her siyasetçinin sözü altın arar gibi elenip, içinde zerrecikler bulma çabasına giriliyor.
Varsayımlar yapılıyor.
Mankenler ve eğlence dünyası üzerine milyonlarca satır yazılıyor, milyonlarca kelime sarfediliyor.
Hele deprem, ekonomik ve siyasi kriz, din gibi konular ortaya çıktığında iş daha da kızışıyor ve kimin daha heyecanlı yayın yapacağı yarışmasına giriliyor.
Halkın "Anadolu'nun yorganı" dediği kar yağışının başına gelen de bundan ibaret.
Bizim iklim kuşağımızda kar yağması değil, hiç yağmaması haber olabilir ancak.
Ve New York, Washington başta olmak üzere dünyanın birçok büyük kentinde kar yolları tıkar ve insanlara sokağa çıkmama uyarısı yapılır.
Aşırı heyecanlanmayalım.
Havada kar sesi var!
Hepsi bu.