kapat
08.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Pastadaki pay!

İş yönetimi araştırmacılarından Rhonda Abrams, tanıdığı bir patronu anlatır. Satış elemanlarına büyük meblağlı komisyon çekleri yazmaktan nefret edermiş bu kişi... Abrams kullandığı sözcüğe özellikle dikkat çeker: "Nefret etmek."

Bir satış elemanı fazla başarılı oldu mu, ne yapılır? Daha çok prim yazılır.

Ama bu patron "çeklerin fazla şiştiğini" düşünürmüş ve ya satış komisyonunu kesermiş ya da o elemanı işten ayrılmaya zorlarmış. ("Yalnız o mu, bu patronlardan çoook var" diyorsunuz içinizde, biliyorum.)

Rhonda Abrams "bu tümüyle akıl dışı" der; "satış personeli ne kadar fazla kazanırsa, iş sahibi de o kadar kazanır."

Peki bu "akıllı" adam nasıl olur da böyle "akıl dışı" bir işi gayet inanarak yapar?

Çünkü satış elemanının aldığı para yükseldikçe, yani satış elemanı kazandıkça tek kazanan tarafın satış elemanı olduğunu düşünmeye başlıyor o patron...

"Her etkileşime bir kazanan bir de kaybeden varmış gibi bakıyor" diyor Abrams. Doğru...

Hem satış elemanının hem de kendisinin aynı anda kazanabileceğine, "işin içinde olmasına karşın" aklını erdirmek istemiyor.

O da belli ki, pek çoğumuz gibi "tek kazanan"ın olduğu veya "tek tek kazananların" olduğu bir dünyaya inanıyor da...

"Birlikte kazanılan" bir dünyaya inanmıyor.

İyi çalışan satış elemanı ayrılınca, satışların ve dolayısıyla kendi kazancının düştüğünü anlamayan patronun hali üzerinde daha fazla durup düşünmek istemiyorum.

Ne hali varsa görsün!..

Beni ilgilendiren şu: Biz de o patrona benzer olduk.

Toplumca da öyle, ülkece de!

"Biz kazanacaksak, başkası kaybedecek. Başkası kazanıyorsa, bu işte bir yanlışlık var; demek ki biz kazanamıyoruz demektir" türünden bir mantık, dış politikadan içe; kültürden ekonomiye, her yana egemen olmuş sanki!

Model şöyle kurulmuş:

Biz kazanacaksak, komşularımız kaybetmeli!

Çağdaş edebiyat kazanacaksa, Divan Edebiyatı kaybetmeli!

Sürücüler kazanacaksa, yayalar ebediyen kaybetmeli!

Siz listeyi uzatın...

***
Hani dilbilgisi kurallarına çok önem verenler, imla için kılı kırk yaranlar var ya...

Aynı titizliği deyimler, anlamlar, referanslar için de göstersek, diyorum.

Olmaz mı?

Mesela; "pastadan pay almak" deyiminden biraz kuşkulansak, biraz sınırlarını daraltsak, bu deyimi kullanırken...

Dünyadaki her şeyi pastaya benzetmekten kaçınsak!

Zihnimiz ve kültürümüz de belki bundan etkilenir...

Çünkü dünyayı pasta gibi dilimleyip pay almaya kalktığınızda, dilimler sayılıdır. Siz bir fazla alırsanız, başkasına bir eksik düşer.

(Çok mu naif geldi? Oysa dille savaşır, dille kazanır veya yenik düşeriz. Ve bazen naiflik zorbalığa karşı en iyi ilaçtır!)

NOT: Rhonda Abrams'ın geçen yıl Profilo Yayınları'ndan "İç Çamaşırların Her Zaman Temiz Olmalı" adlı kitabı çıkmıştı.

BEYAZPERDEDEN

Sevimli haydutlar
Bildik bir öykü; bin kere seyrettiğimiz bir entrika. Fakat karakterler iyi işlenmişse, iyi de oynanıyorsa seyrine doyum olmuyor...

Bandits'den, yani "Haydut" filminden söz ediyorum.

Nedense orijinal addaki çoğul ifadeyi bizimkiler "fazla" görmüşler; az ve öz olsun diye "Haydut"ta karar kılmışlar, herhalde! Oysa filmin esas karakterleri bir ikili. Ünlü soyguncu ikili Joe ve Terry... Bruce Willis'le Billy Bob Thornton oynuyorlar.

Bob müthiş! Hastalık hastası, obsesif, kırılgan, feminen Terry de sahneyi çalıp götürüyor.

Yine de ben Cate Blanchett'e takılıp kaldım. Bana kalsa sırf onun "mahmur havalı arıza" halini izlemek için bile filme gidilir.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır