kapat
05.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Türkiye'nin Araplaştırılması Çabaları - [2]

Türkiye'deki genelgeçer kanı Mustafa Kemal Paşa'nın Osmanlı İmparatorluğu'nu yıktığı biçimindedir ama bence bu doğru değil.

İmparatorluk zaten bitmiş ve İttihatçılar eliyle savaşa girerek idam fermanını imzalamıştı.

Bu devletin bir subayı olan Mustafa Kemal'in yaptığı ise Anadolu'da örgütlenen muhalefetin başına geçmeyi başararak, yeni ve modern bir devletin kuruluşuna öncülük etmekti.

Bu yeni devletin yönetim şekli cumhuriyetti.

Ve Mustafa Kemal Paşa şöyle diyordu: "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür."

Bu son derece doğru saptamasındaki "kültür" sözü üzerinde biraz duralım.

Nasıl bir kültürdü bu? Nereden hareket edip, nereye varmayı amaçlıyordu.

Paradoks yaratmak için söylemiyorum: Mustafa Kemal'in amacı Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunda itici motor olan kültür yapısını, yeni devlete de harç yapabilmekti.

Yani Yavuz Selim döneminden itibaren Arap etkisine girmiş, giderek Araplaşmış ve Ortadoğu tarikatlarıyla altı oyulmuş olan Osmanlı Devleti'nin yerine, 13. yüzyılda bu devletin kuruluşunda rol oynamış Anadolu kültür köklerini koyma çabasıydı.

Araplaşma olgusuna karşı; Anadolu Türkçesine, Hacı Bektaş-ı Veli'ye, Yunus Emre'ye, Mevlânâ'ya; kısacası Anadolu'da oluşmuş müthiş hümanizmaya sahip çıkarak, bunun doğal uzantısı olarak kabul ettiği Batı kültürü ile bütünleşebilmek çabası idi.

Kendi benliğini yitirmeden; tam tersine köklerine dönerek modernleşme uğraşısıydı bu.

Bildiğiniz gibi Rönesans, hümanizma döneminde eski Yunan değerlerine dönüşü esas almıştı.

Bizim rönesansımız da Araplaşma etkilerine karşı, Anadolu kök kültürüne sahip çıkma çabası idi.

Daha uzun bir tartışmada bunun kanıtları sıralanabilir; ama bir gazete yazısı çerçevesi içinde Mustafa Kemal Paşa'nın Milli Mücadele'nin başlangıcında Hacı Bektaş'ı ziyaretini, Şeyh efendiden destek istemesini; daha sonra her türlü tekke ve zaviye kapatıldığı halde Yunus Emre ve Mevlânâ'nın Cumhuriyet döneminde yükselen değerler arasına girmesini zikredebiliriz.

Mustafa Kemal "Türkiye Cumhuriyeti'nin esası kültürdür" derken ve savaş bittikten sonra, gece ve gündüz mesaisini kültür konularına harcarken, Türkiye'yi Arap etkilerinden kurtarmayı ve kendi köklerinden hız alan modern bir yapıya kavuşturmayı amaçlıyordu.

Bu açıdan bakılınca aslını inkâr etmiş olan Osmanlı'yı, tekrar başlangıcındaki Anadolu felsefesine döndürüyordu.

Bu büyük kültür devrimi bir ölçüde başarıldı; bu anlayışa sahip kuşaklar yetiştirildi.

Ne var ki 1950'den sonra her türlü Arap tarikatı, geçmişin hayaletleri gibi bulundukları yerden başlarını kaldırdılar.

Rejimi ele geçirme, dönüştürme ve tekrar Araplaştırma gayreti içine girdiler.

Din kisvesi altında yürütülen mücadele, Arap-Anadolu mücadelesi idi aslında.

Bazı camilerin cemaatleri ve kimi tarikat örgütlenmeleri, siyasi ve ticari faaliyetlere başlayarak nüfuz alanlarını genişlettiler. Hatta siyasi partilerle işbirliği yaptılar.

Sonunda bildiğiniz gibi iş; tarikat şeyhlerinin Başbakanlık Konutu'na tırmanmasına ve devlette kadrolaşmasına kadar geldi, dayandı.

Lütfen karıştırmayalım: Bu hareketin dinle, inançla bir ilgisi yok. Tamamen siyasi bir harekettir ve amacı Türkiye'yi aynen Yavuz zamanında olduğu gibi, bir kez daha Araplaştırma çabasıdır.

Hem de bu kez Vahhabi desteğiyle.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır