İnsanı, tenezzül etmedikleri tanımlar...
Tenezzül sözcüğü dilimize Arapça'dan gelmekte... Ne yazık ki şimdilerde eskisi kadar kullanılmıyor, eskidiği için değil, toplum artık bu kelimeye ihtiyaç duymadığı için...
Alçalmak, çıkar için doğruluktan ayrılma anlamına geliyor...
"İnsan buna tenezzül eder mi?" sorusu, "hak etmediği bir şeyi elde etmek için böylesine kendinden vazgeçer mi?" anlamına sorulurdu...
O sorunun sorulduğu dönemde, bu kadar çok insan ahlâkını, onurunu, tutarlılığını, mantığını, sağduyusunu kıyma makinelerine koyarak var olmaya çalışmıyordu. Vakur olmak, soyluluk gibi kavramlar insanların doğal değerleri ile yetinmelerini de mümkün kılıyordu. Şimdilerde ölçüler tamamen kayboldu.
***
Yeryüzü standartlarından kopma hızı arttıkça, toplumda ölçülerin de kaybolması ivme kazanıyor.
Yeryüzünün vermeyeceği payeleri elde etmek için de insanlar olmadık şeylere tenezzül ediyor, kendini hızarlıyor.
Üstelik bizde düello geleneği de yok, harakiri de... Rüşvet aldığı iddiasını taşıyamadığı için intihar eden Fransız Bakan'a da rastlanmıyor, işini ehlice yapamadığı inancına kapılarak harakiri yapan Japon yöneticiye de...
***
Körfez Savaşı'nı yürütemeyecek birinin en üst rütbeye çıkması ya da New-York Times'da muhabir olamayacak bir tetikçinin yorumcu sayılması gibi bir "toplumsal realite" varsa, "tenezzül" kelimesinin esamisi okunur mu? Orada aristokratik değerler yaşayabilir mi? Toplum, bireyleri "tenezzül etmediklerini" göz önünde bulundurarak değerlendirir mi?
Aristokrasisi olmayan, rönesanstan geçmemiş, bugün bile köylülük ile esnaflığın temel zihniyeti oluşturduğu, çoğunluğun ilkokul dörtten terk sayıldığı bir eğitim düzeyinde, ekonomik paylaşımın da siyaseten yapıldığı bir toplumda, herkes hak edip etmediğini bir yana koyarak parçalana parçalana "elde ettikleri" ile "var olduğunu" sanıyor.
"Tenezzül etmedikleri" ile değil, tenezzül ederek çoğalttıkları ile..
Ürettiğinin karşılığını piyasalarda aramak yerine "siyasal avantacılığa" abanarak devletten geçinmenin doğal sonucu bu...
Yedikçe iştah açan bir iklim nedeniyle de enflasyon düşmüyor, Avrupa Birliği ülkelerinin birkaç yıllık enflasyon oranı bizim aylık oranlarımızdan daha az. Dünyada yıllık enflasyon oranımızı kıyaslayacak ülke ise kalmadı. Enflasyon çoktandır "tenezzül edenlerin" çoğunlukta olduğu ülke hastalığı çünkü...
***
Türkiye'yi asıl "sıfır enflasyon" çıldırtsa da, yavaş yavaş biz de "üretmeden beleşine yaşamaktan" dünyanın zorlamasıyla vazgeçme eşiğindeyiz.
AB üyeliği bunun için de çok önemli...
Şimdilik "tenezzül" kelimesi unutulmuşa benziyor.
Ama yeryüzü ile uyum arttıkça, bu kelime de hatırlanacak.
İnsanları yeniden "tenezzül etmedikleri ile tanımlamaya" başlayacağız.
|