Saat sabahın 8'i... Dışarda tipi... Her taraf sisler puslar içinde... Ne Adalar görünüyor, ne Marmara...
Meteoroloji yetkililerinin söylediğine göre yılın en soğuk günlerindeymişiz... İstanbul'da ısı, rüzgarın da etkisiyle, "-10"ların altında hissedilecekmiş.
Neyse ki biliyorsunuz, Türk dediğin üşümez...
Gazete manşetleri, daha çok doğalgaz soygunu üstüne yoğunlaşmış...
"Doğalgazdaki vurgun..."
"Doğalgaz çetesi"
"Yurttaş soyuluyor"
"Halkın durumu vahim..."
"Doğalgazda 3'lü soygun"
Benim gençliğimde böyle manşetler atmaya kalkan gazete sorumluları; Askeri Ceza Yasası'nın, "milli menfaatlere aykırı hareket etmeyi" cezalandıran, 171. Madde'sine göre Askeri mahkemelerde yargılanırlardı...
Milletin soyulduğunu açıklamaya kalkmak, ülke huzurunu bozmaya dönük bir yayın sayılacağı için, "milli menfaatlere aykırı" görülürdü..
Ne demekti yani "halkın soyulması"?
Milli birliğimizi bozmak isteyen Türk düşmanlarının ekmeğine yağ sürmeye kalkmak, ne demekti?
Türk, Türk'ü nasıl kazıklardı?
Türk'ün, Türk'ten başka dostu mu vardı?
Yine dünkü gazetelerde, 2001 yılı enflasyonunun yüksek çıktığı ve toptan eşya fiyatlarında yüzde 88.6 olarak gerçekleştiği açıklanıyordu. Tüketici fiyatlarındaki yıllık enflasyon ise 68.5'di...
Bazıları bir de kıyaslama yapmışlar, Kenya'da yıllık enflasyonun binde 8 olduğunu belirtmişlerdi.
1 milyar 300 milyon nüfuslu Çin'de ise yıllık enflasyon yüzde 7'ydi.
Ancak böyle şeyler yazarak halkın kafasını karıştırmanın da anlamı yoktu.
Türkiye kalkınan bir ülkeydi. Önce bol para basarak piyasayı canlandırmak gerekiyordu. Piyasa canlanmalıydı ki, insanlar da o canlılık içinde bir şeyler üretebilsinler...
Üretim arttığında, karşılıksız basılmış paralar da, dengesini bulmuş olurdu.
Eleştirilecek fazla bir yanı yoktu enflasyonist kalkınma modelinin. Vaktiyle çok ülke uygulamıştı bu modeli...
Bekir Coşkun da, "Vurgun ekonomisi" başlığı altında bakın neler yazmıştı:
"Bunun adı kısaca 'vurgun ekonomisi'dir.
Vurgun olmadan olmaz.
Vurgunu durdurduğunuz zaman ekonomi çöker.
Bankalar batar, işadamları ağlar, sermaye kaçar, holdingler topu diker, yatırımcı tüyer, ülke gümler.
Vurgun ekonomisinin iyi işlemesi için; ekonominin vazgeçilmez enstrümanları arz-talep-üretim-istihdam gibi gereksiz şeylere gerek yoktur.
Vurgun ekonomisi tek şey ister:
Vurgun...
Vurgunlar büyüdükçe ekonomi de büyür.
Bankalara 20 milyar dolar.
Yolsuzluğa 50 milyar dolar.
Hırsızlara 60 milyar dolar.
Rüşvet 70 milyar dolar."
Bekir Coşkun da, gayet net koymuş ortaya nasıl bir ekonominin benimsenmiş olduğunu...
Herkes için yararlanma olanağı varken, neden karşı çıkacaksın böyle bir ekonomiye?..
"Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" değil miyiz alt tarafı?.. Ortak talandan pay apartmayı, kim kime yasak ediyor ki yani?
Ama diyeceksiniz ki, Türkiye'de; adam başına düşen yıllık kitap alma harcaması, -Avrupa'da 500 dolarken- sadece 2 dolarmış.
Olsun...
Ama diyeceksiniz ki, Türkiye'de; çağdaş ölçeklere göre gazete toplam tirajı 30 milyon olması gerekirken, bu toplam sadece 3 milyon...
Olsun...
Ama diyeceksiniz ki, Türkiye'de kimsede "telif hakkı" bilinci yok...
Olsun...
Ama diyeceksiniz ki, Türkiye; "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 57 basamak altına düşmüş.
Olsun...
Unutmayın ki, bir Türk cihana bedeldir ve kendi ülkesinde hem özgür, hem bağımsız yaşamaktadır.
Yetmez mi?
Yeter, tabii yerse...