|
|
 |
Sergen haklı çıktı
G.Saray-Yozgat maçında havada uçarak Hüseyin'e karate yapan Sergen, basınımızın sarı-kırmızı bakan gözlükleri sayesinde neredeyse haklı duruma geçti. Hatta bazıları - tabii kendilerine göre akıllı ve zeki olan bazıları - ağabeylerinden kalma klasik tezler ortaya attılar.
Dediler ki; "Sergen maç boyunca o kadar çok tekme yedi ki, sonunda dayanamadı o tekmeyi attı." Allahtan televizyon var. Ben de maçın 1. dakikasından itibaren Sergen'in karate yaptığı dakikaya kadar olan bütün pozisyonlarını, ikili mücadelelerini bizim Kale Arkası'nın montajını yapan Hüseyin'e rica edip toplattırdım, sırayla...
Kaslar beyni dinlemiyor
Sergen, Hüseyin'e karate yaptığı dakikaya kadar 9 ikili mücadeleye girmiş. Bunların 5 tanesinde Sergen rakiplerine sert giriyor, hem de bayağı etkili biçimde. Diğer 4'ünde de Sergen'e giriyorlar. Üstelik ahım şahım değil.
Ama G.Saray kulübü ve G.Saraylı yazarlar bir şeyi kaçırıyorlar. Sergen kaç yaşına geldi, kaç kilo fazlası var, bu fazla kilolarını vermek ve adalesini güçlendirici idman yapmak yerine neler yapıyor, hep beraber izliyoruz.
Ve Sergen, bu kilosuyla ve yaşantısıyla maçta 20 veya 25. dakikadan sonra adaleler beyinden gelen emirleri yapamadığı için sinirlenmeye başlıyor. Ya rakiple oynuyor, ya hakemle... Dikkatli gözlerseniz, bundan sonraki G.Saray maçında takımı için ne kadar tehlikeli olacağını göreceksiniz. Ama hem G.Saray kulübünden bazıları hem de G.Saraylı yazarlar, şimdiden bahaneyi buldular: "Sergen bundan sonra sen atılacaksın, üstüne oynuyorlar dikkat et."
Kendisi bile itiraf eder
Kimse Sergen'in üstüne oynamaz. Sorun Sergen'e... Kendisi de fizik durumunu beğenmeyecektir. Ve tempolu bir karşılaşmada bir süre sonra sinirlenip agresif hareketler yaptığını itiraf edecektir. Olay bu kadar basit.
Dün, Sergen için bizim sevgili Altan Tanrıkulu bir yazı yazmış. Sevgili Altan, Sergen konusunda yazı yazarsan, sen yazar, sen okursun. Sakın Sergen'in bundan bir ders alacağını zannetme. Alsaydı zaten alırdı. Yazık, bu yetenekli çocuk, futboldan sonra ne yapacak çok merak ediyorum.
Hakemler ne yapsın
Galiba bazen hakemlere haksızlık yapıyorum. Federasyon'un korktuğu, eyyam yaptığı, ikili oynadığı bir yerde hakemden isabetli kararlar bekliyorum.
Sen Federasyon olarak Beşiktaş'a seyircisiz oynama cezası veriyorsun. Cezanın veriliş biçimi doğru. Hadiseyi seyirci yapmışsa cezayı da o çekecek. Bir takıma verilebilecek en büyük ceza, seyircisiz oynama cezasıdır. Hele bu büyük takım olursa daha etkili olur. Beşiktaş'ın bundan sonra içerde oynayacağı ilk Bursa maçını alıp İzmir'e versen, Atatürk Stadı'nda en az 45-50 bin Beşiktaşlı maça gider. Hem Beşiktaş para kazanır. Hem rakibi tükürükle boğarlar, "Oh ne güzel ceza" deyip oynaya oynaya gelirler. Bu ceza doğru. Ama işin bir de başka yönü var.
İlhan'a niye ceza yok?
Bu cezayı veriyorsun, öbür taraftan hakemin İlhan'a gösteremediği ikinci sarı karttan dolayı gözlemci raporunu da es geçip bu oyuncuya İlhan'a ceza veremiyorsun. Niye? Şimdi diyorsun ki, "Kulübe ceza verdim, bir de İlhan'a verirsem ağır olur." Peki o zaman Ali Aydın'a niye kızıyoruz? Beşiktaş-Gaziantep maçının gözlemcisi Haşim Gökalp, İlhan'ı niye raporuna yazıyor? Hakemin pozisyonu görmediğine kanaat getirdiği için. Maçtaydım, Ali Aydın'ın İlhan'ı gördüğünü ben gördüm. İkinci sarıdan kırmızıyı çıkartamadı. Ama Ali Aydın haklıymış. Federasyon'un Beşiktaş'a ikinci cezayı veremediği bir ortamda, Ali Aydın ikinci sarıyı çıkaramazdı.
Sergen'i atmamakla Selçuk Dereli, maçın neticesine tesir etmiştir. İlhan'ı atmamakla Ali Aydın da neticeye tesir etmiştir. Acaba bu iki hakem gözlemcilerden kaçar puan almışlardır. Çok merak ediyorum. Eğer yüreğiniz varsa açıklayın.
Dönüyoruz D.Bakır'a... Bu kez D.Bakır'ın maçı başka bir şehire alınıyor. Peki orada suçu işleyen, sahaya yabancı madde atan seyirci değil mi? Dönüyorum D.Bakır kimle oynayacak diye bakıyorum; G.Birliği... Aklıma bin tane soru geliyor. Yani oyun içinde oyun.
Peki ikisine de doğru diyelim. Yani D.Bakır maçını dışarı alıyorsunuz, Beşiktaş'ı seyircisiz oynatıyorsunuz.
İki ay evvel G.Saray-F.Bahçe maçında sahaya telefon, taş, şişe yağdı. G.Saray'a verdiğiniz ceza: 2 milyar.
Sonra da Haluk Ulusoy çıkıp diyor ki; "Benim oğlum G.Saraylı. Onun için bu spekülasyonlar yapılıyor." Halbuki "Ben G.Saraylıyım" dese herşey hallolacak.
Herkes cin gibi
Şimdi bu yazıyı Fenerliler okuyunca memnun olacaklar. Ama onlar da farklı değiller. Süleyman Demirel'in kafasında ayran şişesi patlattılar. Allah'tan ayran şişesinin kenarı gelmedi, tam ortası oturdu. Adamın kafasında saç da yok, kenarı gelse yarılırdı, dünyaya rezil olurduk. Farketmedi, o zaman da F.Bahçe'ye ceza verilmedi.
Herkes cin gibi. Birbirini kovalıyor ve yakalıyor. Yani hiçbirşeyin üstünü örtemiyorsun. Aslında doğrusu da bu.
Oğuz kafayı değiştirmeli
Mustafa Denizli şanslı bir teknik direktördü. Benim hatırladığım F.Bahçe yönetimleri içindeki en şanslı grupla çalıştı. Kendisine inanılmaz imkanlar sağlandı. Takım Dereağzı'ndan Samandıra'ya gitti. Yani herşey teknik direktörün lehineydi, Mustafa faydalanamadı. O gitti.
Yardımcısı Oğuz görevde kaldı. Kalma biçimi de meydanda. Ben Oğuz'un yerinde olsam, sezon sonuna kadar F.Bahçe'de çalışırım, ondan sonra da "Kusura bakmayın" der, bir kulübe gider teknik adamlık yaparım.
Çünkü artık Oğuz'un F.Bahçe'de kalması, kendisi için dezavantaj. Şu aşamada istifa etmeyerek doğrusunu yaptı. "Bırakıp kaçtı" derlerdi. Ama bundan sonra da artık Oğuz'un bir karar vermesi lazım.
Teşrik-i mesai zamanı
Lorant, Fener'de tutarsa Oğuz ayrılmalıdır. Tutmazsa, Oğuz'un seneye F.Bahçe Teknik Direktörü olarak hazırlanması ve takıma talip olması gerekir. Ve artık Oğuz'un biraz antrenman-ev yolundan çıkıp inandığı kişilerle teşrik-i mesai etme zamanı gelmiştir.
Şimdi camiaya "Fener'i Oğuz mu, Aykut mu çalıştırsın?" diye sorulsa, sonuç Aykut çıkar. Oğuz'un karşıdan gördüğüm bir yapısı da var. Herşeyde ince eleyip sık dokursan risk almazsan hayatta başarılı olamazsın. Sanırım o her şeyi yerine oturarak ilerlemek istiyor. Bu kafayla bir yere varamaz.
|
|
|
|