Önce Hobbit'i okudu Holly.. O okurken, elime alıp bakmıştım.. Bir bilim kurgu romanından çok bir belgesele benziyordu. Haritalarına varıncaya dek bir ülke, sözlüklerine dek bir ulus anlatılıyordu.. Hayali bir belgesel okumak beni sarmadı pek. Elimde fazla kalmadı.. Hala kitaplığımda bir yerlerde duruyordur..
Sonra "The Lord of the Rings" çıktı evde ortaya.. Çok ama çok kalın bir kitaptı. Cep kitabı boyunda.. Ve de o kalınlığa rağmen, sığsın diye minnacık harflerle basılmıştı..
O kitabı okuduğu sürece, Holly'nin yaşamı adeta durdu.. Evde, işte, tüm boş vakitlerinde, sadece Yüzüklerin Efendisi'ni okuyordu.. Arabada da, yanındaki koltukta duruyordu, kitap.. İnanıyorum ki, trafik kitlendiğinde, hatta kırmızı ışık yandığında, kendisini yüzüklere kaptırıyordu..
Ben de çok nefes almadan kitap okudum.. Ama böylesi değil.. O kitap bitene kadar, başka hiçbirşey yaşamadı Holly..
Bitirmesini bekledim, kitabı elime almak için.. Açtım.. Gene Hobbitler çıktı karşıma.. Tolkien, daha önce tanıttığı Hobbitleri, bu kitabının baş kahramanı yapmıştı..
Okumaya başladım.. Okumam giderek ağırlaştı.. Zorlamaya başladı.. Kendimi sıktım.. Zorladım.. Gitmedi.. Birkaç gün sonra tekrar elime aldım.. Gene zorladım.. Iıı.. Iııhh.. Birkaç gün sonra, bir daha.. Sonra bir daha.. Olmadı, olmadı.. Bu duyguyu çocukken Sefiller'i okurken yaşamış, kitabı bitirememiştim.. İleri yaşlarımda da Orhan Pamuk, ayni şeyleri hissettirdi bana..
"Bu kadar meraklı bir romansa nasılsa filmini yaparlar" diye düşündüm ve ısrardan vazgeçtim.. Holly'nin ıcığını, cıcığını çıkardığı o kitap da, kitaplığımın bir yerinde duruyordur mutlak..
Sonunda filmi yaptılar.. Kitap gibi kocaman bir film yaptılar.. 9 saata yakın.. Ve üçe böldüler.. Her yıl birini sinemalara dağıtmak üzere.. İlki geldi.. Yüzük Kardeşliği..
..Ve de tüm dünyada olduğu gibi, bizim ülke de ikiye ayrıldı.. Fena halde Tolkienci olanlar ve de olmayanlar.. Olanlar, olmayanlara fena halde saldırdılar, internet aracılığı ile.. Payını alanlardan birinin de Haşmet olduğunu yazısından öğrendim.. Filmi fazla beğenmemek günahını işlemişti..
Ben daha da günahkarım.. Hiç sarmadı.. Sırf gazeteci olduğum için sonuna dek sinemada kaldım.. Sade bir seyirci olsam, ikinci yarıda beni salonda zor bulurlardı..
Bakın ben, "Masal"ı çok severim.. Bu ülkede yayınlanıp da okumadığım masal kitabı olmadı, tüm çocukluğum boyunca.. Masalların çok yararlı olduğuna, çocukların hayal gücünü geliştirdiğine, sosyal ve ahlaksal kişiliğinin gelişmesine çok yardımcı olduğunu, kendi örneğimle biliyorum..
Yüzüklerin Efendisi de bir masal.. Ama tıpkı kitabı gibi, filmi de çok uzun bir masal.. Öyle şurup gibi akıp gitmiyor.. Zorluyor insanı.. Yani benim gibi düşünenleri.. Tolkienciler için, her saniyesi sindirilecek bir yapıt olabilir, onu bilemem tabii.
Bu birinci bölüm, Homeros'un İlyada'sının tarihin daha da gerilerine düşmüş bir uyarlaması sanki.. Başından sonuna renkli, ama başından sonuna tehlikeli yolculuğu yapan Yunanlı Ulises yerine, bu defa Hobbit ülkesinden Frodo var..
Frodo, dünyaya kötülerin ve kötülüklerin egemen olmasını sağlayacak "Hain" ama "Çok güçlü" bir yüzüğü yok etmenin ve dünyayı kötülüklerden kurtarmanın tek yolunun, yüzüğü yapıldığı dağdaki ateşlere atmak olduğunu öğreniyor ve yola çıkıyor..
Yanında, onu bu görevinde yalnız bırakmak istemeyen Yüzük Kardeşleri, arkasında, yüzüğü ele geçirmek isteyen Kötü'nün canavarları ve orduları..
Tıpkı Ulises gibi maceradan maceraya sürüklenerek sonunda dağa ulaşıyorlar.. Birinci film de orada bitiyor.. Yani film bitiyor, serüven bitmiyor.. Daha altı saat toplam iki film daha var..
Tolkienciler, yeni filmleri iple çekecekler.. Ben artık merak etmeyeceğim.. Bundan sonraki filmleri seyretmeyi içim çeker mi bilmem..