kapat
04.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Yüzüklerin Efendisi.. Ya da Tolkienizm üzerine..

Önce Hobbit'i okudu Holly.. O okurken, elime alıp bakmıştım.. Bir bilim kurgu romanından çok bir belgesele benziyordu. Haritalarına varıncaya dek bir ülke, sözlüklerine dek bir ulus anlatılıyordu.. Hayali bir belgesel okumak beni sarmadı pek. Elimde fazla kalmadı.. Hala kitaplığımda bir yerlerde duruyordur..

Sonra "The Lord of the Rings" çıktı evde ortaya.. Çok ama çok kalın bir kitaptı. Cep kitabı boyunda.. Ve de o kalınlığa rağmen, sığsın diye minnacık harflerle basılmıştı..

O kitabı okuduğu sürece, Holly'nin yaşamı adeta durdu.. Evde, işte, tüm boş vakitlerinde, sadece Yüzüklerin Efendisi'ni okuyordu.. Arabada da, yanındaki koltukta duruyordu, kitap.. İnanıyorum ki, trafik kitlendiğinde, hatta kırmızı ışık yandığında, kendisini yüzüklere kaptırıyordu..

Ben de çok nefes almadan kitap okudum.. Ama böylesi değil.. O kitap bitene kadar, başka hiçbirşey yaşamadı Holly..

Bitirmesini bekledim, kitabı elime almak için.. Açtım.. Gene Hobbitler çıktı karşıma.. Tolkien, daha önce tanıttığı Hobbitleri, bu kitabının baş kahramanı yapmıştı..

Okumaya başladım.. Okumam giderek ağırlaştı.. Zorlamaya başladı.. Kendimi sıktım.. Zorladım.. Gitmedi.. Birkaç gün sonra tekrar elime aldım.. Gene zorladım.. Iıı.. Iııhh.. Birkaç gün sonra, bir daha.. Sonra bir daha.. Olmadı, olmadı.. Bu duyguyu çocukken Sefiller'i okurken yaşamış, kitabı bitirememiştim.. İleri yaşlarımda da Orhan Pamuk, ayni şeyleri hissettirdi bana..

"Bu kadar meraklı bir romansa nasılsa filmini yaparlar" diye düşündüm ve ısrardan vazgeçtim.. Holly'nin ıcığını, cıcığını çıkardığı o kitap da, kitaplığımın bir yerinde duruyordur mutlak..

Sonunda filmi yaptılar.. Kitap gibi kocaman bir film yaptılar.. 9 saata yakın.. Ve üçe böldüler.. Her yıl birini sinemalara dağıtmak üzere.. İlki geldi.. Yüzük Kardeşliği..

..Ve de tüm dünyada olduğu gibi, bizim ülke de ikiye ayrıldı.. Fena halde Tolkienci olanlar ve de olmayanlar.. Olanlar, olmayanlara fena halde saldırdılar, internet aracılığı ile.. Payını alanlardan birinin de Haşmet olduğunu yazısından öğrendim.. Filmi fazla beğenmemek günahını işlemişti..

Ben daha da günahkarım.. Hiç sarmadı.. Sırf gazeteci olduğum için sonuna dek sinemada kaldım.. Sade bir seyirci olsam, ikinci yarıda beni salonda zor bulurlardı..

Bakın ben, "Masal"ı çok severim.. Bu ülkede yayınlanıp da okumadığım masal kitabı olmadı, tüm çocukluğum boyunca.. Masalların çok yararlı olduğuna, çocukların hayal gücünü geliştirdiğine, sosyal ve ahlaksal kişiliğinin gelişmesine çok yardımcı olduğunu, kendi örneğimle biliyorum..

Yüzüklerin Efendisi de bir masal.. Ama tıpkı kitabı gibi, filmi de çok uzun bir masal.. Öyle şurup gibi akıp gitmiyor.. Zorluyor insanı.. Yani benim gibi düşünenleri.. Tolkienciler için, her saniyesi sindirilecek bir yapıt olabilir, onu bilemem tabii.

Bu birinci bölüm, Homeros'un İlyada'sının tarihin daha da gerilerine düşmüş bir uyarlaması sanki.. Başından sonuna renkli, ama başından sonuna tehlikeli yolculuğu yapan Yunanlı Ulises yerine, bu defa Hobbit ülkesinden Frodo var..

Frodo, dünyaya kötülerin ve kötülüklerin egemen olmasını sağlayacak "Hain" ama "Çok güçlü" bir yüzüğü yok etmenin ve dünyayı kötülüklerden kurtarmanın tek yolunun, yüzüğü yapıldığı dağdaki ateşlere atmak olduğunu öğreniyor ve yola çıkıyor..

Yanında, onu bu görevinde yalnız bırakmak istemeyen Yüzük Kardeşleri, arkasında, yüzüğü ele geçirmek isteyen Kötü'nün canavarları ve orduları..

Tıpkı Ulises gibi maceradan maceraya sürüklenerek sonunda dağa ulaşıyorlar.. Birinci film de orada bitiyor.. Yani film bitiyor, serüven bitmiyor.. Daha altı saat toplam iki film daha var..

Tolkienciler, yeni filmleri iple çekecekler.. Ben artık merak etmeyeceğim.. Bundan sonraki filmleri seyretmeyi içim çeker mi bilmem..

***
Hobbit Frodo, yani yüzük taşıyıcısını oynayan Elijah Wood 19 yaşında bir delikanlıymış.. Ben daha sevimli, daha şirin bir Frodo beklerdim.. Bu çocuk mu, cüce bir delikanlı mı belli olmayan tip, film boyu beni itti..

İki büyük Usta, Ian McKellen ve Christopher Lee'nin oynadıkları iki büyücü, filmin en başarılı karakterleri.. Ötekiler içinde akılda kalacak bir kompozisyon çizen yok..

Ve de Tolkien dahil, hemen tüm masalcıların yanlışı.. Kötüler ille de çirkin.. Ne canavar oldukları daha yüzlerine bakılınca anlaşılıyor.. Yanlış.. Hem de çok yanlış.. Yüz görünümü ile ruhu değerlendirmenin ne kadar yanlış olduğunu dünya artık öğrendi..

Bir de.. Yol boyu, kötünün kara süvarilerinin, hem de iki adım etrafında dolaşırken bir çocuğu yakalayamayışları, hiç de inandırıcı olmamış..

Tolkienciler beni bağışlasın.. Ben onları nasıl anlayamıyorsam, onlar da beni anlamamış olsunlar bu seferlik..

..Ve siz okurlarıma, bu tapılan, ya da çekilemeyen filmi, ne tavsiye ediyor, ne de etmiyorum.. Karar sizin!..

Suyun öte yanından..
Yılbaşı üzerine bir yığın yazı okudum gazetelerde.. Birisi çok dokundu.. En çok onu sevdim..

Bir zamanların İstanbul'unu anlatıyordu. Yılbaşı çamlarını, Galatasaray Lisesi bitişiğindeki dar sokaklarda satılan cicilerle süslerlermiş.. Gece yarısı yaklaştığında baba ortadan kaybolur, az sonra Noel Babanın oyuncaklarla dolu çuvalı ile geri dönermiş.. Delikanlılık çağına geldiklerinde Parmakkapı'da Beyoğluspor Lokalinde Yılbaşı partileri başlamış.. İlk aşkların yaşandığı partiler..

Sonra göç.. Atina'ya göç.. Ama İstanbul özlemi buram buram.. Zağrofyan Lisesi'ndeki arkadaşlarla buluşup, İstanbullu Rumlar Derneği'nde uzun eşek oynayacak kadar özlem..

Kısacık bir yazı ile, çocukluğa, eski yılbaşlarına, hepsinden önemlisi, doğup büyüdüğü kente, ülkeye özlem bu kadar anlatılır.. Gözlerim nemlendi okurken..

Keşke gitmeselerdi.. Keşke gitmek zorunda kalmasalardı..

Noel'in de, yeni yılın da kutlu olsun, Yorgo Kırbaki kardeşim..

Aşağılanmak!..
Kim demişti yahu.. "Hiç kimse sizi, rızanız olmadan aşağılayamaz" diye.. Oscar Wilde mı?..

Ana Haber Bülteni, M. Ali Erbil'e "Yavaş ol bakalım" diyen müşteriyi haber yaptıklarını alt yazı diye geçince, bekledim. Görüntü başladı. M. Ali Erbil "Almanya'dan sizin için geldik" diyen genç kıza, "Başımın üstünde yeriniz var" diyor.. Sonra bir daha, kafası ve gözleri ile aşağıyı işaret ederek "Başımın üstünde yeriniz var" diyor.. Zaten, başımın üstündesiniz, diyor yani.. Kamera aşağı iniyor.. Kız Erbil'in kucağında..

"Latife latif gerek" demişler eskiler.. Bu latif değil.. Hatta müstehcen bile değil, müstehrek!.. Yani mide bulandırıcı.. "Tamam" diyorum, "Haber bu.. Kız önündeki içki bardağını, şimdi M. Ali'nin kafasına geçirecek.."

Hayır.. Kız fıkır fıkır fıkırdıyor.. Kıkır kıkır kıkırdıyor.. Yanında başka genç kızlar da var.. Onlar da öyle.. M. Ali'nin başının üzerindeki yerlerinden nasıl mutlular..

Bu hengame içinde midesi bulunan birisi var.. Bir erkek.. Erbil'i tersleyen o.. "Midem bulanıyor, benden uzaklaşın" diyor..

Feministler buyursun burdan yaksınlar..

Aşağılananlar ve bundan müthiş zevk alanlar, genç kızlar.. Onlar adına midesi bulanan da bir erkek..

Kimse, hiç kimse M. Ali Erbil'den şikayetçi olmasın.. O hayatındaki ve de etrafındaki tüm kadınlara, nasıl hakediyorlarsa, öyle davranıyor..

Alnından öperim!..

Kardeş olma suçu!.
Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanı Robert Kennedy, Başkan Kennedy'nin nesiydi?..

Kardeşi..

Başkan, mafya ile köklü bir mücadeleye karar vermiş ve işin başına en güvendiği hukukçu kardeşi Robert'i getirmiş, Adalet Bakanı yapmıştı.. Amerikan halkı ve medyası, özellikle Hoffa ile yaptığı olağanüstü savaşta Robert'i alkışladı ve destekledi..

Kimsenin aklına "Başkan akrabalarına iş buluyor" diye düşünmek gelmedi, gelmez.

Bir işin başına gelen kişinin, en güvendiği insanlardan oluşan bir ekip kurması, Amerika'da sistemin esası çünkü.. Başarının da.. Bizde, gelen adamın ne yapacağına kimse bakmaz.. Beklemez bile.. İçimiz fesat.. İçimiz torpil.. Hemen haber yaparız.. Türk medyasının en sevdiği haberdir bu, birinin bir yakınını iş başına getirmesi.. Yıllarca böyle haber yaparlar, sonra hasbel kader bir gazetenin başına gelince, etraflarını tamamen değiştirip, koltuklara kendi yakınlarını (Yani güvendiklerini) oturturlar o başka..

BİZİM DUVAR
Ecevit, Rıdvan Budak'ın partiden ihracını istedi. Budaya budaya yakında DSP'de güvercine konacak dal kalmayacak.

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Hiç kimse sizin izniniz olmadan, size kendinizi değersiz hissettiremez.

Beanor Roosvelt (Teşekkürler Ozan)

TEBESSÜM
Fıkra Zeynep'ten

Filozofa sormuşlar:

"Üstad kadınların eli neden öpülür?"

Filozof "Eeee" diye iç çekmiş önce, sonra devam etmiş. "Bir yerden başlamak lazım..."



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır