Ekim 2000'de yapılan nüfus sayımı için, 30 trilyon 274 milyar harcanmış. "Kesin olmayan geçici sonuçlar" ise, aradan geçen 15 aydan sonra yeni açıklanabildi. Nüfusumuz 67 milyon 844 bin 903...
Şimdi sizce, bu milyonlarca nüfusun; ne kadarı "gariban" olarak, ne kadarı çağdaş bir yaşam görünümü içinde "tuzu kuru" olarak, ne kadarı da "küçük burjuva" koşullanmalarının dar çerçevesi içinde, sıradan bir insan olarak yaşayacak?
Türkiye'de kimse böyle bir analiz yapmaya yanaşmamıştır; sanırım, yanaşmayacaktır da...
Bilimsel değerlendirmelerle saydamlık; "Türk'e Türk propagandası"na dayalı megalomanyak hamasetçilikle "cart curt"çuluğu bozar çünkü..
Oysa özellikle siyasal alanda, "curt curt"çuluk büyük prim yapmada ve henüz tahtından inmeye niyetli görünmemekte..
Haydi gelin bir cart curt dörtlüğü yazalım: Şu muhteşem ülkede kimse değil perişan,
İnsanlık hayran Türk'e, tüm dünya bunu bilir.
Tarihte hep bizimdir zaferle şeref ve şan,
Türk milleti çalışkan, Türk milleti zekidir.
Tabii bir de, uzun yıllar ortaya çıkması istenmemiş gerçekçi bir fotoğrafı var, 67 milyon 844 bin 903 kişilik nüfusun...
Bu fotoğrafa göre, 55 milyonluk bir dilimin, garibanlık kısırdöngüsünden çıkabilmesi epey bir zaman alacağa benzer...
Onun için de, başta basın olmak üzere, tüm çağdaşlık üstüne biçimlenme eğilimindeki kurumlar; -bilerek, bilmeyerek- nüfusun 12 milyonluk kesimiyle haşır neşir olmayı yeğlerler daha çok...
Reklamlar da onlara göre yapılır, piyasa ekonomisinin dinamikleri de onlara göre ayarlanır, eğlence merkezleri de onları hedef alır...
Geriye kalan 55 milyonluk kesimin ise; gelişip, biraz daha çağdaş bir yaşama kavuşması, zamana bırakılır..
O kesimden paçasını kurtarabilen kurtaracak; kurtaramayan, "gariban" olarak yaşamayı bir yazgı olarak kabul edecektir.
Sevgili diş doktoru Sonya'nın muayenehanesinde, fizik öğretmeni İvet'le; yeryüzündeki 6 milyar insanı değişik paketler içinde sarmalayan "hipnozlar" üstüne konuşuyorduk...
Mistik hipnozlar, şoven hipnozlar, feodal hipnozlar, geleneksel hipnozlar, moda akımlarının yarattığı hipnozlar v.s..
İvet durdu durdu:
- İnsanlar da galiba bir hayli aptal, dedi...
Koşullanmalar içinde yaşamakla, koşullanmalardan arınmış olarak yaşamak konuları da, epey tartışılmıştır yazı ve düşünce dünyalarında...
Turgeniev'de de, Paul Bourget'de de, Camus'de de rastlarsınız koşullanmalardan arınmış tiplerin portrelerine...
Bütün bunların altında yatan sorun, "hayatı ıskalamakla ıskalamamak" kavramlarını, nete getirebilmekle ilmikli...
Ve derken, "parasız kalmak"la, "yalnız kalmak" korkuları çıkıverir insanın karşısına...
Türkler'in küçük bir azınlığı, oldum bittim "çağdaş görünmek" için uğraşır durur...
Çağdaşlığın baş kriterinin, "yazı ve sanat alanlarındaki telif haklarının evrensel dökümüyle ilgilenme bilinci" olduğunu hiç düşünmeden...
Hemingway, ömrü içinde telif hakkı olarak ne kazanmıştır?
Picasso ne kazanmıştır?
Prokofiev ne kazanmıştır?
İlhan Koman ne kazanmıştır?
Selim Turan ne kazanmıştır?
Fahri Celal ne kazanmıştır?
Haldun Taner ne kazanmıştır?
Mahmut Yesari ne kazanmıştır?
Telif hakkı bilincinden yoksun olarak; ne çağı algılayabilirsiniz, ne de "var olma" alanındaki çalışmaların, "varlıklı olma" alanındaki çalışmaları aşmakta olduğunu...
Tuvaletlerde kaybolup gitmiş bir osuruk gibi yaşamak da pek çekimli değil hani...